GÜNEY AFRİKA: ÇÖZÜM MÜ, HAYAL KIRIKLIĞI MI? - Halimiz
GÜNEY AFRİKA: ÇÖZÜM MÜ, HAYAL KIRIKLIĞI MI? 2
MODERATÖR OLAY OLDU
20 Haziran 2019
GÜNEY AFRİKA: ÇÖZÜM MÜ, HAYAL KIRIKLIĞI MI? 3
SAĞLIKLI BİR İSTANBUL İÇİN OYUM İMAMOĞLU’NA…
20 Haziran 2019
GÜNEY AFRİKA: ÇÖZÜM MÜ, HAYAL KIRIKLIĞI MI? 4

Johannesburg, Güney Afrika —  Geçen haftayı Türkiye’den çok uzaklarda ama Türkiye ile benzer sorunlar yaşayan bir coğrafyada, Güney Afrika’da geçirdim. Irkçı rejimin Mandela’ya yaptıkları, Mandela ve arkadaşlarının direnişi ve ortaya çıkan barış… Dünyanın en iyi Anayasası sonucu kısmi barış gelse de, siyahlar hala tüm sorunlarına çözüm bulmuş değil.

Merkezi Londra’da bulunan ve Dünya’daki çatışma çözümleri üzerine çalışmalar yapan Demokratik Gelişim Enstitüsü (DPI) tarafından düzenlenen toplantı için yolumuz Güney Afrika’ya düştü. Güney Afrika denince ilk akla gelen Mandela şüphesiz. Gidiş amacımız da buydu zaten, yıllarca ırkçı apartheid rejiminin zulmü altında inleyen siyahların barış hikayesini kendi ağızlarından dinlemek. Johannesburg’a iner inmez ayağımızın tozuyla Mandela’nın artık müze olan evini ziyaret ediyoruz.

Kentin Soweto bölgesinde bulunan bu küçük ev, ülkenin bir döneminin adeta tanığı. Bu evin tarihi 1945’e kadar gidiyor. Kentin yoksul bölgesinde inşaa edilen bu eve 1946 yılında Mandela taşındı. Mandela ilk eşi Evelyn Ntoko Mase ile 1957’ye kadar bu evde yaşadı. 1957’de ilk eşinden boşanan Mandela, 1958’de evlendiği ikinci eşi Nomzamo Winifred Madikizela (Winnie) ile aynı evde yaşamaya devam etti.

GÜNEY AFRİKA: ÇÖZÜM MÜ, HAYAL KIRIKLIĞI MI? 5

Ancak Mandela’nın evdeki hayatı çok uzun sürmedi. Apartheid rejimine karşı mücadele veren Mandela, 1961 yılında yeraltına çekilmek zorunda kaldı. Evini terk eden Mandela, yakalanarak ömür boyu hapse mahkûm olduğu 1962 yılından sonra evinin yüzünü göremedi. 1990 yılında hapishaneden çıkan Mandela, 11 gün sonra 29 yıldır görmediği evine geri geldi. Mandela yokken çocuklarıyla birlikte evde yaşamaya devam eden eşi Winnie defalarca saldırıya uğramışdı. Polislerin gerçekleştirdiği silahlı saldırıların izleri hala evin duvarında duruyor. Ev, Mandela ailesinin taşınmasının ardından 2003 yıllında müzeye dönüştürüldü.

Mandela’nın mücadelesinin gelecek nesillere aktarılması amacıyla kurulan müze, Johannesburg’a gelen yabancıların ilk uğrak yerlerinden biri. Avlusunda, Mandela’nın bir rölyefi bulunan evin duvarlarında Mandela ve eşinin başından geçenlerin yazılı olduğu tabelalar yer alıyor. Avludaki bir tabelada ise eşi Winnie’nin hayatının yer aldığı ‘Ulusun annesi’ isimli bir yazı bulunuyor. Evin arka duvarlarında ise, güvenlik kuvvetleri tarafından eve düzenlenen silahlı saldırılardan kalan mermi delikleri hala yerinde duruyor.

Mandela’nın eşine gönderdiği mektuplar da, evde sergilenenler arasında bulunuyor. Evin arka bahçesinde ise Mandela ailesi için kutsal sayılan bir ağaç göze çarpıyor. Yeni doğan çocuklarının göbek bağlarını bu ağacın altına gömen Mandela ailesi, atalarının ağaçta yaşadığına inanıyor.

Evin bir odasında ise Mandela ve eşinin kullandığı eşyalar sergileniyor. Mandela’nın evde yaşarken kullandığı yatak odası, banyo ve mutfak da aslına uygun halde korunuyor. Evin duvarlarında Mandela’nın fotoğrafları, onunla ilgili yazılar ve aldığı plaket ve ödüller de sergileniyor.

Ancak müzeden çıkarken çevremize baktığımızda, manzara insanı gerçekten hüzünlendiriyor. Oldukça yoksul mahalle, teneke barakalarda yaşayan insanlar, bölgeye gelen turistlerden para dilenen insanlar.

GÜNEY AFRİKA: ÇÖZÜM MÜ, HAYAL KIRIKLIĞI MI? 6

Ertesi gün başlayan toplantılarda barış sürecinin bütün taraflarını dinlemeye başlıyoruz. Mandela’nın 1990’da aniden bırakılması üzerine siyahi insanların yazgısı adeta yeniden yazılıyor. Ekonomik ambargolara dayanamayan ırkçı rejim, 300 yıllık politikadan vazgeçmek zorunda kalıyor. Peki bu yaralar nasıl sarılacak? Mandela’nın sağduyusu, devletin kararlı duruşu barışın önünü açmaya yetiyor. Mandela’nın hapishaneden çıktığı 1990’dan cumhurbaşkanı seçildiği 1994 yılına kadar müzakereler sürüyor. Müzakerelerle birlikte çatışmalar da durmuyor. Çatışmalarda binlerce insan ölse de, taraflar geri adım atmıyor. Günün sonunda kazanan barış oluyor. Ancak bu bütün sorunları çözüyor mu? Elbette hayır.

Aradan geçen 25 yılda ırkçılık tarih oldu ancak bu kez siyahilerin ekonomik sorunları ön plana çıkmaya başladı. Müzakerelere hükümet adına katılan Ulusal Parti Hükümeti Baş Müzakerecisi Roelf Meyer’in barışa katkısı herkesin dilinde. Müzakere sürecinde yaşananları anlatan Meyer, sürecin erken başlaması gerektiğini söyledi. 1985’te süreci başlatabilme ortamının olduğuna dikkat çeken Meyer, “Daha fazla insanı kurtarabilirdik, daha az kan dökülebilirdi” dedi. Meyer Güney Afrika’nın geç kalmanın bedelini hala ödediğini belirterek, toplumun içinde bulunduğu sosyo ekonomik duruma dikkat çekti. Meyer, “Başarı sarhoşluğuna kapıldık. Sosyo ekonomik adımları atladık. Müzakereleri takip etmesi gereken ekonomik değişim müzakereye tabi değildi. Hala eşitliğe uzağız. Anayasa müzakerelerinde bunlar olsaydı daha iyi bir iş çıkardı” dedi. Meyer eşitsizliğin sadece ekonomik alanda çözülmediğini ifade ederek, ülke nüfusunun yüzde 25’inin sosyal yardımlarla geçindiğini söyledi.

Diğer bir konuşmacı Mohammed Bhabha ise eski bir milletvekili, avukat ve deneyimli müzakereci. Demokratik Güney Afrika Konvansiyonu’ndaki (CODESA) Afrika Ulusal Kongresi (ANC) ekibinin daha sonra son Güney Afrika Anayasası ile ilgili anlaşmalarının bir parçası olarak görev yaptı. 1994 yılında ilk demokratik parlamentoya senatör olarak atandı ve Anayasa İşleri Seçme Komitesine başkanlık etti.

Sosyo-ekonomik durumun göz ardı edildiğini düşünenlerden biri da Bhabha. 1994’te siyasi orta sınıfın nüfusa oranının yüzde 2 olduğuna dikkat çeken Bhabha, bunun yüzde 17’ye yükseldiğini söyledi. Güney Afrika’nın ırk ayrımından sınıf ayrımına doğru gittiğini savunan Bhabha, müzakerelerin sınırını yatırım ihtiyacının belirlediğini savundu. Bhabha, ” Ülkemizin dönüşümün başarılı olabilmesi için yatırıma ihtiyacı vardı. O nedenle müzakerelerin sınırını yatırım ihtiyacı belirledi birazda. 1994 yılında özgürlüğü kazandığımızda aynı zamanda dünyada küreselleşme akımı başladı. Bu ülkede sermaye sahibi insanlar çoğunlukla beyazlar olduğu için, dönüşümün başarılı olabilmesi için, sermayelerini ülke dışına çıkaracak ortam sağlamamak gerekiyordu. Yatırımcıların başlıca baktığı şeyler özel mülkiyet hakları, arazi hakları gibi konular olduğu için bu konuda taviz alamadık onlardan. Doğrudan yabancı yatırımın gelebilmesi için uygun iklimin yaratılması gerekiyor. Kendi romantik arzularımızın dünyanın gerçekliği ile aynı siyasi hatta buluşturmak gerekiyor,” dedi.

Güney Afrika’daki müzakerelerin bir parçası da geçmişle yüzleşmekti. Bu amaçla Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu kuruldu. Neden adalet değil de uzlaşma? Çünkü geçmişi unutmak için uzlaşmaya ihtiyaç var. Komisyonun çalışmalarına ilişkin bir video izliyoruz. Bir kadın, “Kemikleri bile olsa geri vermeliler ki gömeyim” diyor ve sonra gözyaşlarına boğuluyor. Apartheid rejiminde işkence gören bir kişi ise o günleri, “Sürünerek tuvalete gittim, orada klozetten su içmek zorunda kaldım,” sözleriyle dile getirdikten sonra göz yaşlarını tutamıyor. Ne kadar tanıdık değil mi?

Başına Rahip Desmond Tutu’nun getirildiği komisyon, 1996 yılında çalışmaya başladı. Komisyonun çalışma prensibi, suçunu itiraf edenin affedilmesi şeklindeydi. Komisyon 1960’tan sonraki dönemi ele aldı. 1888 gün çalışan komisyona 7 bin 116 başvuru yapıldı. Yapılan yargılamalarda 1167 kişi, suçunu itiraf ettikten sonra affedildi. Herkesin beklentisi bu çalışmanın adalet getirmesiydi. Ancak bizzat görev alanlar tam adalet sağlandığı görüşünde değil. Güney Afrika Yüksek Mahkeme Yargıcı Joddy Kollapsen, vicdanının tam olarak rahat olmadığını söyledi. Kollapsen, “Yaralı bir ulusuz, 1994’te romantik davrandık. Bunu içimize sindiremedik diye düşünüyorum. Tamamen rahat değilim. Bir düzeyde bazı hukuki prensiplerden taviz vermiş olduk. Bir yandan da bir mekanizma bulmamız gereken bir durumla karşı karşıyayız. Bizi ileri götürecek bir mekanizma bulmamız lazımdı. Prensiplere çok fazla bağlı kalsaydık, hala çatışmada sıkışıp kalmış bulabilirdik [kendimizi]. Hala rahat olmayan çok kişi var ama bir yandan da kabullenmişler. Bunu başarılı bir çözüm sürecinin parçası olarak görüyorlardı,” dedi.

Hakikat ve Uzlaşma Enstitüsü’nün 17 yıl direktörlüğünü yapan Dr. Fonie Du Toit da adaletin tam olarak yerini bulmadığını düşünenlerden. Geçmişle yüzleşme kararlılığında olduklarını söyleyen Toit, “O dönem kovuşturma yürütecek siyasi irade yoktu. 3 bin ismin hiçbiri soruşturulmadı. Bu büyük sorun oldu. Af edilenler ‘Biz niye geldik?’ dedi. Hükümetin soruşturma açması için lobi çalışması yaptık ancak başarılı olamadık. Bu günlerde aktivistler bunu tekrar gündeme getiriyor. Mağdurlara tazminat ödenmesi talebi geldi. Hükümet 21 bin kişiye 3’er bin dolar teklif etti. İki taraf da kendi hatalarını tam olarak anlatmadı. Ancak komisyon iki tarafa da hatalarını anlattı. Adalet sistemi geçmişin suçlarını kovuşturmuyor. Gençler buna karşı çıktı. Siyahiler öfkelendi. Eğer kovuşturulsaydı daha farklı bir barış olurdu. 20-25 kişi bile kovuşturulsaydı, genel bir huzur açısından fark yaratırdı. Yapılması gerekiyordu ama yapılmadı,” dedi.

Peki sürecin faturası ne kadar ağır? Şimdiye kadar kayıplardan sadece 100 kişinin kemiklerinin bulunduğuna dikkat çeken Toit, “Öldürülenlerin çoğu nehirlere atılıp, yok edildi. Komisyon raporlarına göre 21 bin mağdur var. Ancak bazı sivil toplum kuruluşlarına göre 100 bin civarı mağdur var. Pek çok insan kayboldu ve hala bulunamadı. Apartheid rejiminin resmi mağdurları 10 bin civarında ama yarattığı sorun çok fazla. 3 milyon kişi yerinden edildi. Kaybedilen insan sayısı hala bile tam bilinmiyor. İnsan hakları ihlal edilen 80 ile 100 bin arasında,” diye konuştu.

Mandela’nın hükümetle görüşme yapmak üzere görevlendirdiği ilk üç kişiden biri olan Dr. Mathew Phosa, sorunun başka boyutuna dikkat çekti. Apartheid dönemini yaşayanların topluma adapte olamadığını anlatan Phosa, “Bu açıdan durumu idare edemedik. Bu insanların çoğu hayatta ve hala savaşın yarasını taşıyor,” dedi.

Herkesin üzerinde hem fikir olduğu konu, artık insanların ölmediği ve siyahilerin birçok hakka sahip olduğu. Orta sınıf siyahilerın oranı yüzde 2’den 15’e çıksa da yolsuzluk ve yoksulluk hala en ciddi sorun. Ülke içinde adeta iki ülke var. Biri, oldukça zengin, rahat ve lüks içinde yaşayan Güney Afrikalılar; biri de yoksulluğu iliklerine kadar hisseden Güney Afrikalılar. Bir yanda baraka evlerde yaşayan, sağlık, alt yapı, eğitim hizmetlerinden yeterince yararlanamayan Güney Afrika; öte yandan Atlas Okyanusu kıyısında milyon dolarlık evlerde yaşayan Güney Afrikalılar. İki taraf arasındaki uçurum her geçen gün daha da büyüyor. Burada siyah beyaz ayrımı yapmadım (çünkü artık kimse kendini rengine göre ayırmıyor, herkes Güney Afrikalı olduğunu söylüyor) ama bu olumsuzlukları yaşayanların neredeyse tamamı siyahiler. Bir zamanların devrimcileri olan Afrika Ulusal Kongresi üyeleri, bazı yoldaşlarının yolsuzlukla anılmasından oldukça rahatsız. ‘Neden bu hale geldik?’ diye kendilerine soruyorlar.

‘Bir yetkiliye, gazeteciler yolsuzlukları yazarsa tepkiniz ne olur?’ diye soruyorum. Yanıtı ‘Elinde belge ve kesin bilgi varsa, elbette yazması gerekiyor. Biz böylelerinin yazmasından mutlu oluruz,’ yanıtını veriyor.

Güney Afrika’ya Türkiye penceresinden baktığımda, umut ve umutsuzluğu bir arada yaşıyorum. Umutluyum çünkü her çatışma çözüm potansiyelini içinde barındırıyor. Umutsuzum çünkü bizde öyle bir irade yok.

Toplantılar arasında gezdiğimiz Apartheid Müzesi ve Mandela’nın 20 yıl tutuklu kaldığı Robben Adasındaki cezaevi de, insanın insana yaptığı zulmün ne kadar sınırsız olabileceğini gözler önüne seriyor.

 

 

mm

Mahmut Bozarslan

Mahmut Bozarslan gazeteciliğe 1996 yılında Diyarbakır’da başladı. Sabah Gazetesi, NTV ve El Cezire Türk’de muhabirlik yaptı. Bu sırada, Fransız Haber Ajansı AFP’ye de serbest muhabir olarak katkıda bulundu. Bozarslan, Kürt sorununun çeşitli yönleri, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi, kadın sorunu, mülteciler, yerel ekonomi gibi konularda da haberler yaptı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!