GÜNDELİK HAYATTA FELSEFE - Halimiz
İKİ İL, İKİ ADAY, TEK AMAÇ
20 Aralık 2018
HAFTANIN ÖNE ÇIKAN HABERLERİ
27 Aralık 2018

Keyifle yaptığın bir işin var. Sabah erkenden kalkıp duşunu alıp bir dilim ekmek üzeri peynirini yiyip taksiye atlayıp işe gidiyorsun. İş yerinde bir çay içip tüm gün o toplantıdan bu toplantıya, toplantı arası rapor hazırlayarak, telefonda pazarlık yaparak, iş takibi yaparak veya iş sorunlarını çözmeye çalışarak günü geçiriyorsun. Eve geldiğinde saat 8 olmuş oluyor. Hafif bir şeyler atıştırıp belki bir kadeh bir şey içip kitap okuyup veya dizi seyredip veya sosyal medyada vakit öldürüp uyuyorsun. Hafta içi hayatın üç aşağı beş yukarı böyle. Bazı sabahlar kahvaltı ve duş öncesi yürüyüş veya spor yapıyorsun. Bazı akşamlar iş sonrası arkadaşlarınla buluşup yemeğe veya içmeğe gidiyorsun. Hafta sonların sana ait, o yüzden iki haftada bir Cumartesi sabahları psikoloğunla seansa gidiyorsun, oradan çıkıp öğlen yogaya, sonra akşam üzeri zorunlu ev alışverişine, bakım işleri veya doktor, sonra akşam programı için hazırlık ve gece dışarı çıkıyorsun. (Konser, sinema, yemek, parti, ev oturması, bar) Pazar günleri de sana ait. Hemen time-out’tan veya sosyal medyadan bir mekan seçip kahvaltıya gidiyorsun, varsa abidik bir festival (kahve festivali, sokak lezzetleri festivali, müzik festivalleri, tasarım festival,) ona gidiyor veya mümkünse bir sanat etkinliğine (bienal, sergi vs.) gidiyorsun ve eğer bunlar yoksa şehire yakın bir yere günübirlik gezmeye gidiyor veya bir atölyeye katılıyorsun. Yorucu hafta sonundan sonra hafta içi rutinin başlıyor.

Senaryo tanıdık geldi mi?

Bu tempoda yaklaşık 16 sene çalıştım, koşturdum. O zamanlar buna dolu dolu yaşamak diyordum, her boş vaktimi ne kadar planlarsam o kadar yaşamış hissediyordum. Şimdi dönüp bakınca vaktimi düzenli doldurdum diyorum ama iyi yaşamak anlayışım değişti: aktiviteleri ne kadar azaltırsam o kadar yaşadığımı hissettim. Ne kadar durup bakarsam, o kadar fark ettim. Tüm bu koşuşturma içinde durup kendimi dinlemeyi unuttuğumu fark ettim.

Ama vakit az, yapacak çok şey var…

Öncelikle her şeyi yapamayacağımı kabul ettim. Her kültür ve sanat etkinliğine katılamayacağımı, her beceriyi öğrenemeyeceğimi, her arkadaşımı göremeyeceğimi, her partiye gidemeyeceğimi. Tabii bunlar hep bekarken yaptığım şeylerdi.

Evlilik ve çocuk ise hayatımı bambaşka bir yöne çekti.

Yukarıdaki rutin aktiviteler hayatımdan neşe içinde birer birer çıkıp gitti, bekar arkadaşlarım aramaz oldu, evde çocukla hapishanede gibi kalakaldım. Evet çok ulvi ve şahane bir duyguydu “ana” olmak ama ya ben? Ben diye bir şeyden geriye kalan tek kırıntı anılardı. Eski koşuşturmacalı, planlı programlı ve kontrollü hayatımı özlüyordum. Eskiden yaşamak diye adlandırdığım ne varsa artık o yoktu.

Düşünerek bu krizi nasıl fırsata dönüştüreceğimi buldum ve okumayı ertelediğim her şeyi okumaya başladım. İşte nasıl yoğun çalıştıysam, okumalarım da öyle yoğundu. Felsefe, edebiyat, sosyoloji, bilim kurgu, fantastik kitaplar, klasikler, mitoloji, sinema, resim ne bulduysam okudum.

Okuma oburluğuma ilaveten öğrenebileceğimi düşündüğüm ne varsa öğrenmeye başladım. Online kurslar, offline atölyeler, paralı sertifika programları onlar bunlar…

Yani kendimle kalmamak, düşünmemek için elimden geleni ardıma koymadım yine. Ta ki, yeniden yazmaya başlayıp, düşüncelerimi organize etmeye başlayana dek. Burada parantez açarak, Tülin Daloğlu’na bana Halimiz.com’da yazmayı teklif ettiği için teşekkür ediyorum.

Yazarak düşüncelerimi organize etmeye, duygularımı hatırlamaya başladım. Ardından salt düşünmeye geçtim. Yani bildiğiniz hiç bir şey yapmadan, duvara, ağaca, denize, yola bakarak düşünme… Salt düşünmelerin arasında salt meditasyonlara geçtim.

Düşüncelerin arasında mesafe koyunca netleştiğini fark ettim. Felsefeye entelektüel bilgi olarak bakmayı bırakıp, cevaplar değil sorularla ilgilenmeye başladım. Felsefeci olmak için diplomaya değil, derin bir kavrayışa ve doğru sorulara ihtiyacım olduğunu gördüm.

Sorular sordukça önce kendimi daha iyi tanımaya ardından diğer insanları daha iyi anlamaya başladım.

Bekarken yaşadığım hayatım için iyi bir hayat yaşadım diyordum çünkü dolu dolu bir çok aktiviteye katılıyor bir çok insanla ile iletişim içinde oluyor, eğleniyor, her vakit bulduğumda başka ülkeleri geziyor ve öğreniyordum. Şimdi dönüp bakınca iyi, hatta çok iyi vakit geçirmiş olduğumu görüyorum.

İyi bir hayat ise bunlara ilave bir şey. Hayata anlam ve değer katmakla ilgili bir şey. Dünyayı kendi merkezinden çıkartmakla, karşılık beklemeksizin insanlara katkı sunmakla ilgili bir şey. Hayatını daha anlamlı bir yönde değiştirmekle ilgili bir şey. Bildiklerini paylaşmakla, bir insanın hayatında pozitif bir etki bırakmakla ilgili bir şey.

İyi bir hayatta zorunlu ilişkiler, zorunlu işler, zorunluluklar yok. İyi bir hayatta sorumluluk, sevgi, karşılıklı bağlılık, özgürlük, seçimler ve mana var. Sorumluluk bir yükümlülük değil. Tercih.

Felsefi bakış açısı böyle bir şey. Olana müdahale etmektense, olanı yorumlama, ona başka bakış açıları getirme.

Vakit geçirmektense, vaktini değerlendirme,

Her sosyal aktivitede bulunmaktansa, sadece değer katacak ve fark yaratacak aktivitelerde bulunmak…

Her eline geçeni okumaktansa, seni değiştirecek, sana bir şey gösterecek, fark etmeni sağlayacak kitapları okumak.

O kadar çok vaktimi “öğreti” ve bilgilerin peşinde geçirdim ki, hiç birine körü körüne bağlanmamış olmamı, hiç birini tam manasıyla izlememiş olmamı, hepsinden sadece bana yarayanı almamı, eleştirel düşünmeme ve yıllar önce bir meslektaşımın tespit etmiş olduğu gibi şüpheciliğime bağlıyorum.

Yoğun tempoda çalışan insanın en büyük sorunu, durup düşünmeye vaktinin olmayışı ve hep hazır bilgileri kullanmayı tercih etmesi.

Oysa içinde bulunduğumuz psikolojik, ekonomik ve siyasal buhrandan tek çıkış yolu düşünmek.

Her soru bilgiye açılan bir kapıdır. Sokrates’i anarak soruyorum: Sorgulanmayan bir hayat yaşanmaya değer mi?

mm

Ayse Musal Çıpa

Ankara’da doğdum ve büyüdüm. TED Ankara Koleji mezunuyum, Bilkent’te Turizm ve Otel İşletmeciliği okudum. Bir kaç sene mesleğimi yaptıktan sonra İstanbul’a taşındım ve reklam sektörüne geçtim. Şehir ve mesleği aynı anda değiştirmek benim için köklü bir değişimdi. 17 sene aralıksız profesyonel hayatıma devam ettikten sonra 2011 senesinde yine bir radikal değişiklik yapıp işten ayrıldım, bir şirkete ortak oldum, evlendim ve 2012’de doğum yaptım. 2015’den beri STK’larda çalışmaktayım. Başka Bir Okul Mümkün Derneği Temsilciler Meclisindeyim. Yenidenbiz’i destekliyorum. Kolektif işlere inanıyorum. Only one team ile bir kolektif kitap yazıp, bir installation sergisi açtık, Online radyo kurduk ve online şiir gecesi yaptık. Farkındalık, reiki, meditasyon, şiddetsiz iletişim, yoga vb . eğitimlere katıldım. Farkındalık üzerine atölyeler düzenliyorum. Yazıyorum, konuşuyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!