Godot'yu Beklerken - Halimiz
Godot'yu Beklerken 2
Yok Olan Ayazmalar
1 Haziran 2017
Godot'yu Beklerken 3
Gamification ile Hayatınıza Oyun Katın
1 Haziran 2017
Godot'yu Beklerken 4

Samuel Beckett’in muhteşem eseri Godot’yu Beklerken’i duymuşsunuzdur. Ben kitabını okuduğumda çok etkilenmiştim. Tam da ilk gençliğin “varoluşu kavrama” çabasının içinde debelenirken çölde vaha gibi gelmişti bu kitap.

Godot’yu beklerken, iki perdelik bir tiyatro oyunudur. Vladimir ve Estragon isimli iki karakterin hiç gelmeyen Godot’yu beklerken ki diyaloglarından oluşur. Absürt tiyatronun en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilen oyun, Beckett’in ilk tiyatro eseridir.

Vladimir ve Estragon, Godot’yu beklerlerken, iki kişi, Pozzo ve Lucky gelir yanlarına. Onlar gidince bir çocuk gelir. Çocuk, Godot’dan mesaj getirmiştir. Godot “bu akşam gelemeyecek”tir. Vladimir ve Estragon daha fazla beklememeye karar verirler ama yerlerinden kıpırdamazlar ve perde kapanır.

İkinci perdede aynı karakterlerle yine karşılaşırlar ama Pozzo kör, Lucky dilsizdir. Bir gün önce konuştuklarını hatırlamazlar. Ardından onlar gidince yine çocuk gelir ve Godot’un gelmeyeceği haberini verir. Çocuk da Vladimir ve Estragon ile bir önceki gün konuştuğunu hatırlamaz.

İngilizcede de Türkçede de Godot’yu beklemek diye bir deyiş vardır. Sonuçsuz bir bekleme eylemini anlatır. Vikipedya kitap için demiş ki; Eylemsizliklerine yenilmiş insanların, Godot adında ne olduğu bilinmeyen bir kimse veya “şeyi” beklemelerini konu alan en önemli absürt tiyatro eserlerinden biridir.

Benzer konulu enfes başka bir kitap daha var. Hatta iddialı bir şekilde beni en etkileyen kitaplardan biri oldu Dino Buzatti’nin “Tatar Çölü”. Bastianni kalesinde sınırdan gelebilme ihtimali olan Tatar akınını önlemek üzere yıllarca kalede nöbet tutan, görevi hayatının önüne geçen, hayatı yıllarla akıp giden bir askerin öyküsü. Eylemsizce bekliyor. Senelerce. Sırf alışkanlığın bilindik rahatlığını kaybetmemek için. Bence gerçek bir başyapıt. Sırf alışkanlığın verdiği kolaylık ve güven yüzünden bir ömrü tüketmenin ve buna nasıl seyirci kalabildiğimizin en edebi dışavurumu diyebilirim. Beklerken geçip giden hayat, fırsatlar…

Bu kitabı bitirdiğimde iki şey oldu. Birincisi kendimi berbat hissettim. İkincisi de hemen hayatımda berbat olan ilk şeyi değiştirdim. İşten ayrıldım. Hala hiç pişmanlık duymadığım, girilmesi zor çıkmanın da aptallık olarak nitelendirildiği işyerini bıraktım. Bugün, bu kararımın hayatta verdiğim en doğru kararlardan biri olduğunu düşünüyorum. Çünkü insan gerçekten mahkumiyetlerini, rahatsızlıklarını, memnuniyetsizliklerini görüp, tanıyıp bunları değiştirme yönünde harekete geçtiğinde hiç bir pişmanlık duymuyor.

Ekşi sözlükte anouschka mahreçli bir yazar kitapla ilgili hislerime tercüman olmuş. Demiş ki: “İnsanın vazgeçmek istediği şeye tahammül etmesinin getirdiği uyuşturucu etkiyi anlatır. Bir nevi insanın alternatif kaderlerinden en pasif olanına teslim olmasını sorgular ki iyi de yapar. Kitabı okuyunca korkunç bir huzursuzluk aynı zamanda acımasız bir özeleştiri yapar insan kendine. İlkel hislere kulak verme temennisidir.”

Neye neden tahammül ettiğimizi sorgulamaktan vazgeçtiğimiz an Godot’yu beklemeye başlarız. Biri bizi kurtarsın, biri kaderimizi değiştirsin, biri bizim için bir şeyleri düzeltsin!

Sorumluluk alma konusunda sınıfta kalmış bir toplumuz malum. Okuldaki terbiye sistemi ödül-ceza üzerine olunca, kendi öz değerlerinin farkında olan, sorumluluk alabilen bireylerin yetişmesini ummak az hayalcilik değil.

Kendisinin de toplumun bir parçası olduğunun ve topluma katkıda bulunabileceğinin, yaptığı ufacık bir eylemin başka bir insanın hayatını iyi yönde değiştirme ihtimalini düşünebilen bir bireyin iyilik yapmama şansı yoktur.

İyiliğin gücü o kadar büyüktür ki kötülüğün maskesi olabilir. Kötüler yaptıklarını rasyonalize etmek için iyiliği kullanır. Bütünün iyiliği için cadı avı da yaparlar, kuruyla birlikte yaşı da yakarlar.

Ama konu bu değil, eylemsizlik ve uyuşukluk halimiz. Bir türlü yetişkin olmayı, kararlarımızın sorumluluğunu almayı bilmeyen bireylerden oluşan bir topluma bir şeyleri değiştirebilirsin demek nahiflik. Bir baba figürüne ihtiyaç duyuyoruz, bizi düştüğümüzde kaldıracak, bizim adımıza bizim için en doğru kararı verecek, bizi kurtaracak.

Bülent Somay şöyle diyor: “Freud’un ‘Totem ve Tabu’da sözünü ettiği kabilelerden örnek vereyim… Sözü kanun yerine geçen baba figürü, alfa erkek vardır. Bütün kadınlar, dişiler onundur. Erkekleri kovar. Sadece birkaç tane kalır. Onlar biat eder ve kadınlara dokunmazlar. Baba onlardan korkmaz. Kimden korkar, biliyor musun? Dışardan gelecek olan öteki erkekten. Karşısında milyonları görse de “Dışarda komplo var” der. Tehlike arkasından geliyordur. Faiz lobisi oradaki insanların arasında mı? Hayır. Kökü dışardadır. Baba, oğullarının ona başkaldırdığına inanmaz. Ya da çocuklarını dışardan başka bir baba adayının kışkırttığını sanır. Çünkü rakip her zaman öteki babadır. Oğul rakip değildir. Çünkü bu toplumun tarihinde oğullar babayı öldürmemiştir.”

Eylemsizce kurtarıcı bekleyişimizin bedeli olarak, hoşumuza gitmeyen durumlara tahammül ederek yaşıyoruz. Memnuniyetsizliğimizi değiştirebileceğimizi aklımızın ucuna getirmiyoruz…

Yazımı Godot’yu beklerken alıntısı ile bitireyim:

VLADIMIR : Yarın asarız kendimizi.(Bir an) Godot gelmezse.

ESTRAGON: Ya gelirse?

VLADIMIR : Kurtuluruz…

 

mm

Ayse Musal Çıpa

Ankara’da doğdum ve büyüdüm. TED Ankara Koleji mezunuyum, Bilkent’te Turizm ve Otel İşletmeciliği okudum. Bir kaç sene mesleğimi yaptıktan sonra İstanbul’a taşındım ve reklam sektörüne geçtim. 17 sene aralıksız profesyonel hayatıma devam ettikten sonra 2011'de bir şirkete ortak oldum, evlendim ve 2012’de doğum yaptım. 2015’den beri Sivil Toplum Kuruluşları ile çalışmaktayım. Başka Bir Okul Mümkün Derneği’ni ve Yenidenbiz’i destekliyorum. İstanbul Gençlik ve Çocuk Sanat Bienali’nde gönüllü çalışıyorum. Kolektif işlere inanıyorum. Only One Team ile bir kolektif kitap yazıp, bir enstalasyon sergisi açtık, çevirim içi radyo kurduk ve çevirim içi şiir gecesi yaptık. Farkındalık, Reiki, Transandantal Meditasyon, Şiddetsiz iletişime giriş, yoga, P4C vb. bir çok kişisel ve mesleki eğitime katıldım. Farkındalık üzerine atölyeler düzenliyorum. Çocuklar için felsefe kolaylaştırıcılığı yapıyorum, yetişkinler için felsefe çemberleri düzenliyorum. Yazıyorum ve konuşuyorum.

2 Yorumlar

  1. Aysu Helvacioglu Sinman dedi ki:

    Ayse’cim uzun bir aradan sonra merhaba demek istedim:) yazini cok begendim. Tebrik ederim. Sevgilerimi yolluyorum.

  2. Ayse Musal dedi ki:

    Aysu’cum çok teşekkürler. Ne güzel senden haber almak:) Sevgiler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!