GAZETECİ KADRİ GÜRSEL'E KELEPÇE TAKILDI; TAHLİYE EDİLDİ - Halimiz
GAZETECİ KADRİ GÜRSEL'E KELEPÇE TAKILDI; TAHLİYE EDİLDİ 2
LİDERLİK SANATI, ZEN DERSLERİ VE BİZ
30 Mayıs 2019
GAZETECİ KADRİ GÜRSEL'E KELEPÇE TAKILDI; TAHLİYE EDİLDİ 3
HAFTANIN ÖNE ÇIKAN HABERLERİ
6 Haziran 2019
GAZETECİ KADRİ GÜRSEL'E KELEPÇE TAKILDI; TAHLİYE EDİLDİ 4

“Oğlumuz Erdem için kelepçeli fotoğrafların daha fazla kullanılmamasını rica ediyoruz,” diye yazmış Nazire Kalkan Gürsel. Bu isteğe saygı duymak adına bahsi geçen fotoğrafı paylaşmıyorum ancak…

Kadri Gürsel’e, kelepçe takılan anın fotoğrafı sosyal medyaya düşeli… o fotoğrafa takılı kaldım. Uzun uzun baktım, olanı anlamaya çalıştım, mümkün değil…

Kimse kimsenin tam olarak ne olduğunu bilemez ama “hapse girdi ise vardır bir şey demek,”  bu zamanlar için ne kadar geçerli, insan kestiremiyor…

Adalete güven sarsıldı. Adalete güven sarsılınca da neyin doğru neyin yanlış olduğu şaştı…

Sıradan vatandaşı bırakın hukuk fakültelerinden mezun nice ehliyet sahibi, ülke gündemini meşgul eden hukuk davalarında çıkan kararları yorumlarken zorlanıyorlar. Ya da siyasi duruşlarına göre avukatlara has kelime yarışlarında boy gösteriyorlar…

İktidar egemen siyasi kültür de sert seyredince gazeteci veya vatandaş olarak siyaseti yorumlamak tehlikeli bir hal aldı.

Kadri Gürsel, kamuoyunun bildiği bir gazeteci. İktidarla, olaylara bakış açısı örtüşmüyor. Kendini ifade ederken belli bir üslubu var ama hakaret, argo, mesnetsiz iddialar gibi alışkanlığı yok. Okuyan, düşünen, yazan biri…

Dün bileklerine kelepçe takılmadan önce attığı son tweetlerden şu ikisi dikkat çekiciydi:

“Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali başvurumdan 28,5 ay sonra nihayet 2 Mayıs’ta verdiği ifade özgürlüğü hakkımın ihlal edildiği yönündeki kararı, aleyhimdeki sözde delili, dolayısıyla suçlamayı ve mahkumiyeti düşürür niteliktedir.

Aleyhimdeki delili, suçlamayı ve mahkumiyeti hukuken geçersiz kılarak yeniden yargılanıp beraat etmemin yolunu açması gereken AYM kararı varken, tutukluluğum sırasında infaz edilmiş bir hüküm için hapsedilmem hukuksuzluğu büyütüyor.”

Anayasa Mahkemesi’nin aldığı kararların alt mahkemelerde de bağlayıcı hükmü olması gerekir diye düşünürken, durum karışmış. Neden? Nasıl?

Ve nasıl bir kafa karışıklığı var ki kelepçeli fotoğrafın sosyal medyayı çalkaladığı gün daha batmadan tahliye haberi geldi. Kamu, bu olan bitenden ne anlamalı? Nasıl bir mesaj çıkmalı?

Bir tarafta iktidar, memlekette, herkesin kendisini korkmadan ve çekinmeden ifade ettiğini söylüyor; öte tarafta da ilkesel anlamda iktidarın politikalarını eleştiren bir gazetecinin dün yaşadıkları karşımızda duruyor…

Sonra…

Sonra olan şu; iktidarı eleştirel bir duruş sergileyen köşeyazarlarına son bir kaç hafta içinde ardı ardına  fiziksel saldırılar yapılıyor ve takibinde de saldırganlar cezasız kalıyor.

Son iki hafta içerisinde Yeni Çağ gazetesi köşe yazarı Yavuz Selim Demirağ, gazeteci Sabahattin Önkibar, Adana’da Egemen gazetesi sahibi Hakan Denizli, Antalya’da yayımlanan Akdeniz’de Yeni Yüzyıl gazetesinin köşe yazarı İdris Özyol, ve Antalya Güney Haberci haber sitesi genel yayın yönetmeni Ergin Çevik fiziksel saldırıya uğradılar.

Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ve hükümetinin saldırılar karşısında net bir tutum takınmasını, en sert şekilde kınamasını ve faillerin ve teşvik edenlerin adalet önünde hesap vermelerini talep ettiklerini,” söyledi ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yapılan linç girişimini de anımsatarak pek çok kişinin içindeki endişeyi de dile getirdi:

“Ana muhalefet liderine saldırıda bulunulması ‘normal’, saldırgan adeta kahraman olarak görülürse, gazetecilere saldıranların bir şekilde yaptıkları yanına kalır ve ‘etkin cezasızlık’ uygulanırsa, korkarız bu melun saldırıların ardı kesilmez.”

Bir diğer deyişle gazetecilik etiğine sadık kalarak, siyasetçileri, siyasi faaliyetleri üzerinden sorgularsanız ve bu sorgulamanız siyasetçinin işine gelmezse, ki siyasi gazetecilik mesleği siyasetçiyi onama değil kamu adına ‘söyledikleri ile yaptıkları birbirinin sağlamasını yapıyor mu’ diye bakmakla mükellef bir meslek dalıdır, başınız ağrayabilir deniliyor.

Ve bu tablonun da sadece gazeteciler üzerinde değil, tüm vatandaşlar üzerinde ifadeyi kısıtlayıcı bir yansıması olmaktadır.

Peki siyaseti konuşmasak; bıraksak, bir tek siyasetçiler ve hatta hatta bir tek iktidardaki siyasiler, siyasi yorumlarda bulunsalar? Kimse iktidarı eleştirmese; hep, yandaş medyanın yaptığı gibi ne kadar doğru olduğunu söylese? Gazetecilik, iktidarın, siyasi faaliyet raporunu hep ama hep mükemmel kararlarla donandığını anlatsa dursa; sorgulamasa; kritik düşünmese; iktidarın hiçbir kusurunu görmese; herkes aynı düşünse ve iktidar yapıyorsa doğru yapıyordur dese, kendini mutlak iktidara teslim etse…

Gülmeyin ama yıllar içinde medyamızın evrildiği hal üç aşağı beş yukarı zaten böyle bir şey. Popülizm denilen ‘zillet’, bir tek siyaseti değil, siyaset üzerinden medyayı da ele geçirdi ve temiz bir toplum için ihtiyaç olan değerler ciddi erozyona uğradı. Kimse meseleleri çözmek için konuşmuyor, aksine, hasmane bir hal içinde salt güç savaşında kontrolsuzce laf yarışına girişiliyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin yinelenmesi ve iktidarın egemen olduğu medya alemi içinde mevcut düzene rakip Ekrem İmamoğlu’na karşı izlenilen politika mesela böylesi kirli oyunlarla dolu. Anlatsanız, paylaşsanız, faydası var mı? Kimin gerçekten umurunda? Bilen biliyor mu? Bilen, gerçekten neyi biliyor? Kaç kişi kendi tarafından görmediklerinin uğradığı haksızlığı dert edinebiliyor? Dert edinse ne yapabiliyor kendisi için, ötekisi için? Orta yolu, sağduyuyu bilen kaç kişi kaldı? Sorular daha çok uzar gider de kıymeti var mı gerçekten?

Siyasetin dili sivrildikçe, farklılıklarımızı ve ayrıştığımız fikirlerimizi konu bazında hepten konuşamaz oldukça, sürekli bir sinir, bir stres, bir gerilim hali bastı üzerimize. Belden aşağı vurmak, çarpıtmak, yalan söylemek, her şey mübah oldu. Bu düzen daha ne kadar böyle gider bilemem ama hukukun siyasetin silahı olduğu yerde düze çıkılamayacağından eminim. Ve bu memlekette adalet ve adiliyetin unutulur olmasından; gazeteciliğin bu kadar itibar kaybetmesinden derin endişe duyuyorum.

 

mm

Tülin Daloğlu

Publisher / Yayıncı - tulin.daloglu@halimiz.com Bu sitenin yayıncısı ve baş editörüyüm. Gazetecilik mesleğimde yirmi yılı geride bıraktım. Başta Türk medyası olmak üzere, Amerika, İngiltere ve İsrail medyalarında yazılarım yayınlandı. Ankara, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezunum. Üzerine aynı bölümde master çalışmam var … Ve Washington, D.C., Amerikan Üniversitesi'nde medya hukuku üzerine ikinci lisans üstü çalışmamı tamamladım. Şimdi, bu yeni mecrada huzurlarınıza çıkıyorum … yazarak, konuşarak, bilgi odaklı yürüyerek var olmaya kıymet verenlerdenim…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!