“FRANSA’DA, SÖZ DE SOKAKLAR DA HALKIN” - Halimiz
TÜM YÖNLERİYLE “SARI YELEKLİLER”
13 Aralık 2018
GELECEK NASIL GELECEK?
13 Aralık 2018

Son haftalarda dünya Fransa’yı konuşuyor. “Sarı Yelekliler” (Gilets Jaunes) diye adlandırılan halk hareketi ülkede yapılan son akaryakıt zamları sonrası iyice seslerini yükseltti ve Fransa sokaklarını hareketlendirdi, hatta ateşe verdi ve son birkaç aydır Sarı Yelekliler, Fransa siyasetine kendi deyimleriyle “elektroşok” yaşattılar.

Ekonomik zorlukların artması ve zamların peşpeşe gelmesinin ardından hükümete karşı solcusuyla sağcısıyla talepleri yüksek sesle söylemekten öte Sarı Yelekliler artık haykırıyorlardı: “Daha iyi bir yaşam istiyoruz, refah toplumu olmak istiyoruz, haklarımızı istiyoruz.”

Fransa, 7 Mayıs 2017’de kendi tarihi için çok büyük bir ilke imza attı ve bir siyasi parti konumunda bile olmayıp sadece “inisiyatif” düzeyinde olan, hatta mümkünse “parti düzenine” karşı gelişen bir hareket olan “Yürüyüş” (En Marche) hareketinin lideri, Sosyalist hükümetlerde de Ekonomi Bakanı olarak görev yapmış olan Emmanuel Macron’u Cumhurbaşkanı olarak seçti. Bundan 1,5 yıl önce Fransa’nın gençleri belki de yaşlanmaya başlayan ve parti siyasetinin de sonuna geldiğine inanılan Fransa’ya bir “gençlik aşısı” yaptı.

O günden bugüne dünya iki yeni star tanımış oldu. Eşi Brigitte ile birlikte Louvre Müzesi’nin önünde Mayıs 2017’de halka eşitlik, adalet ve özgürlük mesajları veren Macron, eşi Brigitte ile birlikte sosyal medyada bir süre sonra deyim yerindeyse PR kokan bir lider haline gelmeye başladı.

Çoğunluğu eski ve güvendiği merkez siyasetçilerinden bir ekip oluşturan Macron’un “Yürüyüş” hareketinin yönettiği Fransa, çok kısa bir zaman içinde Macron rüyasından uyandı ve sokaklara çıktı. Seçildiği günden bu yana sosyal hakların garanti altına alınmasını, vergilerin azaltılmasını, maaşların arttırılmasını, emeklilerin maaşlarına zam yapılmasını ve refah toplumuna geçişte hızlanmayı vaat eden Macron’un bugün kendi bakanlarının deyimiyle “gerekli hızda ve kararlılıkta” sözlerini yerine getirmediği görüldü. Bunun sonucunda 1980 ve 1990 arası ülkede gerçekleştirilen ancak bugüne nazaran daha bölgesel kalan eylemlere benzemeyen ve aslında hem sokaklara yayılan, hem de sosyal medya yoluyla toplumun çoğunun benliğini saran eylemler ve protestolar ortaya çıktı.

SARI YELEKLİLER: “ HALK SÖZÜ DE İRADEYİ DE ELİNE ALDI.”

Sarı Yelekliler hareketinin günlerdir Paris sokaklarında yaptıkları eylemler hatta şiddete dönüşen gösterileri sonrası Pazartesi akşamı bütün Fransa’nın gözü ekranlara, Elysee Sarayı’ndan Fransız Milli Marşı ile başlayan bir tanıtımla konuşmaya başlayan Cumhurbaşkanı Macron’a çevrildi. Macron, yaptığı konuşmada ülkesinin zor zamanlardan geçtiğini kabul etti ve “ekonomik ve sosyal olağanüstü hal ilan ediyorum”dedi.

Alım gücünün yükselmesini amaçlayan eylemlere ilişkin olarak da “halkın tepkisini anlıyorum” diyerek Macron halkı duyduğunu anlatmaya çalıştı ama yüz ifadesi de ses tonu da kendisini inandırmaya yetti mi tartışılır.

2000 euronun altında emekli maaşı kalmayacağını, 2019 yılından itibaren fazla mesai ücretlerinden vergi alınmayacağını söyleyen Macron’un Başbakanı kendisinden önce de toplumda en çok tepkiyi çeken akaryakıt zamlarının 2019 yılının sonuna kadar geri çekildiğini duyurmuştu yani Fransa’da ekonomik ve sosyal bütün eşitsizliklere karşı ayaklanan “Sarı Fransızlar” kazanmıştı. Ve konuşması sonrası Fransız basınında “Elysee’de bir Sarı yelekli” olarak manşetlere taşınan Macron, konuşmasının sonunda “Diyalog, saygı ve katılım ile başaracağız. Tek endişem sizsiniz, bütün kavgam sizin için” diyerek halkına birlik mesajı vermek için gayret gösterdi. Bu konuşmanın sonunda Paris’in özellikle kırsal banliyölerinde ve Fransa’nın değişik yerlerinde protesto eylemlerine devam eden Fransızlar, Fransa’nın en büyük televizyon kanallarından sesleniyorlardı: “Olumlu jestleri duyduk, dinledik ancak eylem ve somut sonuç bekliyoruz.”

Her ne kadar sendikaların temsilcileri ve Sarı Yeleklilerin temsilcileriyle bir araya geldikten sonra Sarayından seslenen bir devlet başkanı da olsa Macron, Fransızların, başkanlarının vaatlerinden kısa vadede ikna olmadığını söyleyelim. Özellikle de Macron’un 1 yıl gibi bir süre içinde yaşlandığı ve heyecanını kaybettiği her halinden belli olurken, dün “ Yürüyoruz ama Macron’la değil diyerek” sokaklarda slogan atan gençlerin geleceklerini değiştirme ve toplumlarını dönüştürme inançlarından ikna olmadıkları belli oluyordu. Bir de kadınlar tabii ki… Çalışma Bakanı dahil hükümetin büyük kısmının kadın olduğunu da hatırlatarak sokaklarda Sarı Yeleklilerin içinde en belirgin figürlerin de kadınlar olduklarının da altını koyu harflerle çizelim… Bu kadınlar özellikle Fransa’nın son birkaç on yılında Fransa topraklarına göçle gelen kadınlar yani Sarı yeleklilerin mesajlarının belki de ilk muhattapları onlar…

Sadece Fransa halkı değil tabii ki Fransa’nın çoğulculuğunun, demokrasisinin en önemli temsilcileri olan Parlamento ve Senato üyeleri de ikna olmadı ve Sosyalist Parti temsilcileri “yöntem değişikliği şart, Olimpos dağından inin” dedi; sağın en keskin temsilcisi Marine le Pen ise erken seçim isteyerek meclisin fesh edilmesi gerektiğini söyledi.

Tam da bu noktada altı çizilecek detaylardan bir tanesi de Sarı Yelekliler’in içinde hem sol kesimden hem de sağ kesimden insanların olmuş olması… Bu da ülkenin hem sol kanat hem de sağ kanat siyasetinin kendisini sorgulamasına neden olmalı ve olacaktır. Nitekim Macron eylemlerin başından bu yana “halkın isyanının tek suçlusunun kendisi olmadığını aksine son 40 yıllık politikaların bedelini kendisinin ödediğini” söylüyor, bense son yıllarda aslında “parlak çocuk” olarak görülen ve çok umut bağlanan siyasetçilerin vaatlerinin söylemlerden ibaret kaldığını ve bu bahaneye sığındıklarını düşünüyorum… Sonrası mı? Sonrası giden herkeste hayranlık yaratan Paris sokaklarının kabusa dönmüş halinin fotoğrafları ve yangın yeri bir Champs-Elysees.

SARI YELEKLİLER NE İSTİYOR?

Bu noktada Sarı Yeleklilerin taleplerini özetlemek gerekirse:

  • Küçük esnafı koruyun, büyük alışveriş merkezleri yapmaktan vazgeçin! (Bizdeki bakkal amca süpermarkete karşı savaşında biz bakkal amcaların yanındayız)
  • Herkes için aynı sosyal güvenlik sistemi kurulsun. (Bizim ülkemizde zamanında var olan SSK-Bağkur farklılığı Fransa’da da mevcut.)
  • Akaryakıt zammına son verilsin. (Biz dünyada en pahalı akaryakıtı tüketen ülkeyiz ne yapmalıyız bilemedim)
  • 1200 avro altında emekli maaşı kalmasın.
  • Kadrolu çalışma hakkı verilsin, sözleşmeli işçi çalıştırma hakkı kısıtlansın.
  • Azami ücret ayda 15 bin avro olsun.
  • Zorunlu göç hareketinin sebeplerine çözüm üretilsin.
  • İşsizler için iş alanı açılsın.
  • Gaz ve elektrik ücretleri aşağıya çekilsin, gaz ve elektrik sektörlerinde özelleştirmeye son verilsin ve iki sektör de kamulaştırılsın.

Aslında çok farklı sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik altyapılara sahip, farklı demokrasi tarihlerine, geçmişlerine sahip ülkelere baktığınızda yukarıdaki talepler ne kadar aynı öyle değil mi? Aslında insanlar eşit, adil, demokrat ve huzur içinde yaşayacakları bir hayat istiyorlar, tam da hak ettikleri hayatı istiyorlar!

“FRANSA: SOSYAL, YAZILI VE GÖRSEL TÜM MEDYANIN ÖZGÜRLÜK ARENASI

Gelelim işin medya boyutuna… Mars’a araç gönderen bir yüzyılı ve iletişimin giderek sınırsızlaştığı günleri yaşarken “totaliter” hale gelen rejimlerin, “lider”lerin, ilk saldırdığı alan medya, hatta son yılların gözdesi “sosyal medya” oluyor. Macron, Sarı Yelekliler protestoları başlayıp da bütün dünyaya Paris caddelerinin ve sokaklarının fotoğrafları dağıtılmaya başladıktan sonra açıklama yaptı: “Sosyal ağlar ve televizyon programları demokrasi için bir zehirdir.” Şaşırdık mı? Hayır…

Buna rağmen şu gerçeği belirtelim. Sarı Yelekliler hareketi işini şansa bırakmadı ve ilk örgütlenme hareketini sosyal medyadan hatta Facebook’tan başlattı. Le Monde yazarı Brice Laemle’in bir yazısında bu konuya dair geçen cümleyi alıntılıyalım: “Facebook, eylemcilerin ilk toplanma noktası, genel olarak sosyal medya ise hareketlerinin “yakıtı”oldu.” Fransızların ayaklanmasının ilk nedeninin akaryakıt zamları olduğunu hatırlarsak bu cümle manidar sayılmalı. 12 milyondan fazla görünme oranının olduğu paylaşımların olduğu sanal ortamlar ve gruplar yoluyla Fransa’nın eylemcileri ilk günden bugüne 700’e yakın değişik eylem gerçekleştirdiler.

Macron’un açıklama yaptığı saatlerin devamında dünya çapında yaygın olan Fransız kanallarından birisinde kadın olan Fransız Çalışma Bakanı Muriel Penicaud, Sarı Yeleklilerin temsilcileri ve muhalefet temsilcileri tarafından fena halde terletiliyordu ve televizyon ve sosyal medya üzerinden neredeyse bütün dünya çapında izlenen bu programlar belki de milyonlarca kişi izledi ve Fransa, medyası yoluyla da gerçek bir demokrasi olduğunu kanıtladı. Bu programla ilgili söylenecek belki de en ilginç diyalog Çalışma Bakanı Pericaud ve bir Sarı Yelekliler temsilcisi arasında geçti. Bütün dünyanın önünde “Cumhurbaşkanı Macron’un bugünkü kararlarını takdir etmelisiniz” diyen Çalışma Bakanına karşı eylemlerin temsilcilerinin cevabı netti: “Halkın hakkını halka verdiğiniz için size teşekkür etmemizi beklemiyorsunuz herhalde, yapmanız gerekeni yaptınız.” Siyasette belirli bir karar ve güç noktasına gelmiş olan siyasetçileri gerçeklerle yüzleştirmek için medyanın ne kadar önemli olduğunu Fransız basını bir kez daha gösterdi.

SARI YELEKLİLER: “FRANSIZLAR, ÜLKELERİNİ TEKRAR ELLERİNE ALDI”.

Bir Sarı Yelekli, Macron’un açıklaması sonrasında, bir televizyon kanalında, Çalışma Bakanının karşısında şu cümleleri söylüyordu: “Sarı Yelekliler, ülkeyi tekrar ellerine aldıklarını düşünüyorlar.” Bu belki de Ekim sonundan bu yana Fransa sokaklarını saran eylemlerin temel nedenlerinden biri.

Aslında tahmin edebileceğimiz gibi ayların ve de yılların sorunlarının bir Fransız köşe yazarının dediği gibi “ bardağı taşıran son damla” olarak patlama noktasına gelmesiyle, merkezle yerel arasında hizmetlere erişim konusunda inanılmaz bir farkın ortaya çıkmasıyla gün geldi yine Fransa sokaklara döküldü. Bu halk hareketinde ülkenin merkez sağ siyasetçilerinin ortaya koyduğu “politikasızlık” ve “uygulama eksiklikleri”de kuşkusuz çok etkili.

FRANSA: “ÖZGÜRLÜK EŞİTLİK KARDEŞLİK YENİDEN”

Macron, Elysee Sarayı’ndan halka “ Bütün savaşımız Fransa için” derken halkının esas savaşı “Özgürlük, eşitlik, kardeşlik” mottosuyla 1789’da verdiğini ve o özgürlük mücadelesi veren halkın zaten her zaman aynı dayanışma ve irade duygusuyla yine ülkesini kurtaracağını biliyor olmalı diye düşünüyor insan. Hani diyoruz ya siyasetçiler gider, esas olan halkın iradesidir diye. Bunun, Fransa halkı için geçerli olan versiyonunu yazarak yazımıza son verelim:

“Vive la Republique, vive la France” (Yaşasın Cumhuriyet! Yaşasın Fransa!)

mm

Ürün Güner

Ayşe Ürün Güner, 1978 doğumlu bir İzmirlidir. Önce Tevfik Fikret Lisesi'nden, sonra Hacettepe Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun oldu. Kadın hareketi içinde büyüyen Güner, 1996'da Türkiye'nin önemli kadın örgütlerinden Uçan Süpürge'nin kurucularından biri oldu. Uzun yıllar yurtiçi ve yurtdışında toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda çalışmalar yaptı. Birlemiş Milletler'de ve Avrupa Birliği kurumlarında da kadın hakları, insan hakları ve demokratikleşme üzerine çok sayıda eğitim aldı.Kadın hakları konusunda Türkiye genelinde çok sayıda Avrupa Birliği projesi yürüttü. Fransa Dışişleri Bakanlığı'nın "Geleceğin Liderleri"nden biri olarak seçtiği Güner, yine Fransa hükümeti tarafından yasama, lobicilik ve sivil toplum üzerine burslara gönderildi. ABD'nin önde gelen düşünce kuruluşlarından German Marshall Fonu'nun "Marshall Anma Bursu" programı kapsamında Türkiye'den seçilen az sayıdaki bursiyerlerinden biri oldu. Son olarak da Washington D.C.'de Hillary Clinton tarafından kurulan ve kadın hakları alanında çalışan Vital Voices Global Partnership adındaki sivil toplum örgütünde Avrupa ve Avrasya masasının uzmanlarından biri olarak kısa süreli görev aldı. Ürün Güner, son altı yıldır uzmanlık alanlarında siyasi danışmanlık yapmakta ve kadın hakları alanındaki çalışmalarına da devam etmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!