FIRAT'IN DOĞUSUNA OPERASYON BAŞLADI - Halimiz
FIRAT'IN DOĞUSUNA OPERASYON BAŞLADI 1
HAYAT, İKİNCİ BİR ŞANSI HAK EDER
10 Ekim 2019
TUIK, DİS, Devlet İstatistik Enstitüsü, tuik enflasyon, tuik enflasyon sepeti, tuik enflasyon verileri, tuik enflasyon 2019
TUİK VERİLERİNDE ENFLASYON
10 Ekim 2019
Barış-Pınarı-Harekatı

Barış-Pınarı-Harekatı

9 Ekim, saat 16:00. Türk Silahlı Kuvvetleri, Suriye topraklarında Fırat’ın Doğusuna taaruza geçti. Birleşmiş Milletler’e sunulan gerekçelendirmede Türkiye’nin, BM Andlaşması Madde 51‘den kaynaklanan hakları çerçevesinde, uluslararası hukuka uygun şekilde, kendini savunma hakkını kullandığı vurgulandı.

Türkiye’nin BM nezdindeki büyükelçisi Feridun Sinirlioğlu’nun, operasyonla eş-zamanlı olarak gönderdiği mektubunda, “Türkiye’nin ulusal güvenliği, Fırat’ın Doğusunda yuvalanan PKK/PYD/YPG ile birlikte DEASH terör örgütlerinin doğrudan ve her an gerçekleşebilecek saldırılarının tehdidi altındadır,” denildi.

Sinirlioğlu, Türkiye’nin, ABD ile sürdürülen müzakerelerde, Suriye toprakları içinde ‘iyi niyetle’ oluşturmak istedikleri ‘güvenli bölge’ konusunda uzlaşıya varamamaktan ötürü de üzüntü duyduğunu ifade etti.

“Bu operasyon sadece teröristleri ve onların saklandıkları yerleri, barınakları, mevzileri, silahları, araçları ve gereçleri hedefleyecektir,” diyen Sinirlioğlu, Suriye sahasında aktif diğer müttefik ülkelerle dost-ateşi riskini azaltabilmek amacıyla da tüm iletişim kanallarının açık tutulduğunu vurguladı.

*******

8 Ekim Salı günü TBMM’de yenilenen Suriye tezkeresinde de BM Güvenlik Konseyinin, 2170 (2014), 2178 (2014), 2249 (2015) ve 2254 (2015) sayılı kararlarına atıfta bulunuldu. Bu kararların hiçbirinde PKK/PYD/YPG gönderisi yok. Bir başka deyişle, BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesi, ki bunların içinde Rusya ve ABD de dahil, PYD/YPG’yi terör örgütü olarak kabul etmemekte. 15 üyeli Güvenlik Konseyi de bugün İngiltere, Fransa, Almanya, Belçika ve Polonya’nın çağrısıyla acil olarak toplanacak. Bahsi geçen hiçbir ülke de YPG/PYD’yi Türkiye’nin gördüğü gibi bir terör örgütü olarak kabul etmiyor. Bu da bu operasyonun ilerleyen safhalarında “uluslararası hukuk” kıstasında meşruiyet sorunu yok denilse de denildiği gibi de bütün kriterleri sağlamadığını ortaya çıkartabilir.

Dert mi?

ABD’nin, Mart 2003’te Irak’a, BM Güvenlik Konseyi’ni ikna edemeden girmesi ve savaşın gerekçesi olarak sunduğu tüm gerekçelerin yalan çıkması sonrasında uluslararası hukuku gerçek anlamda takan kalmadı. Hele hele Suriye gibi tarumar olmuş bir toprak parçasına yapılan askeri müdahalede uluslararası hukuk kıstasının sağlanmasını beklemek belki de çoğu kişi için anlamsız ve yersiz gelecektir. Ancak dünya sahnesi, acımasız bir güç savaşı döngünde yol alırken ve güçlünün hukuku ekseriyette düzene hakim iken, Türkiye’nin ayağını altı boş taşa atmış olmasından ötürü de kaygı duymamak şahsım adına pek olası gözükmemekte.

*******

Amerikan Başkanı Trump’ın, NATO müttefiki Türkiye’ye karşı kullandığı nezaket dışı ifadeleri, en hafifinden, bir kenara, Türkiye’nin, bu sahadaki tutuklu bulunan DEASH/IŞID teröristlerinin de sorumluluğunu alacağını duyurması hayli sorunlu ve yukarıdaki bahsini ettiğimiz sorunsala da doğrudan bağlantılı. Ki Almanya başta olmak üzere Batılı ülkelerden gelen tüm kritik açıklamalarda Barış Pınarı Operasyonu’nun DEASH/IŞID ile mücadeleyi sekteye uğratacağı ve zar zor zapturapta alınan bu terör örgütü elemanlarının yeniden can suyu bulacağından duyulan endişe dile getiriliyor.

Suriye’de kanlı çatışma döngünün sonlanamamasının nedenlerinin başında da zaten bu topraklarda çıkarı olduğuna inanan büyük aktörlerin önceliklerinin örtüşmemesinden kaynaklanıyor. Türkiye’nin, ABD ile temelde anlaşamaması da bu öncelikler sıralamasında yaşanan çatışma; yoksa, çok da farklı olunan bir durum yok.

Açmak gerekirse, Türkiye, ABD’nin Kürtleri silahlarla donatarak ve eğiterek desteklemesinin sınırın her iki tarafının da toprak bütünlüğüne tehdit teşkil ettiğini savunurken; ABD, bu silahlandırdığı ve eğittiği Kürtlerin, Amerikalı askerlerin yerine DEASH/IŞID militanları ile savaştığını ve bu topraklarda İran’ın muhafızları yerine onların hakim olmasının daha akılcı olduğunu savunuyor. Ki ABD’li kimi yetkililer, 11,000 PYD militanın bu uğurda öldüğü için Kürtlere can borcu olduğu kanaatindeler. Türkiye de İran’ın, Suriye’de, daha fazla nüfuz sahibi olmasını elbette istemiyor. Yoksa Irak ve Suriye’yi de dahil ettiğimiz takdirde doğu sınır boyu tamamıyle İran’ın askeri patronajlığına geçmiş bir toprak kitlesi ile karşı karşıya kalınacak. İran da Türkiye bu operasyonunun yansımasından rahatsız olsa gerek ki İran Meclis Başkanı, Ankara’ya yapacağı önceden belirlenmiş ziyareti iptal ettiğini duyurdu.

*******

Diplomasinin hüneri de ülkeler arası bu öncelikler dizinini uyumlu ve örtüşen bir hale sokabilmekte kendini gösteriyor. Türkiye, ne yazık ki, PYD/YPG terör örgütünün aslen PKK’nın bir uzantısı olduğu konusunda muhataplarını ikna edemedi. Kimileri bilmelerine rağmen hatta bunu teslim etmedi. Burada, karşı tarafın art niyeti elbette vardır. Türkiye’nin de bu işi siyaset ve diplomasi arenasında yetersiz ve yanlış kurguyla savunduğu gibi.

Askeri operasyonlar, işin tabiatı gereği illa ki büyük risk taşır. Feridun Sinirlioğlu’nun, BM Güvenlik Konseyi’ne deklare ettiği gibi hiçbir sivil ölmeyecektir, sivil katliam yaşanmayacaktır diye bir garanti verilemez. Zaten terör örgütleri bu işin aksi gerçekleşsin diye ellerinden geleni esirgemeyeceklerdir. ABD’nin Irak’da neler neler yaptığını unuttun mu diye çıkış burada da yapılabilir ama güçler dengesinde ne yazık ki ABD ve Türkiye denk değildir.

BM Güvenlik Konseyi’nin bugün acil toplanmasına neden DEASH ve türevi örgütlerin bu operasyon sayesinde güçlenecekleri tezinin pompalanacak olması ve Türkiye’nin bir oldu bitti ile YPG/PYD’yi bir terör örgütü olarak empoze etmeye kalktığı olacaktır. Türkiye’nin, PYD/YPG’nin ne olduğunu söylemesinde ve eyleme geçmesinde Türkiye için sorun olmayabilir ama BM nezdinde ortaya çıkacak bir çatlak olası ekonomik yaptırımların da meşrulaştırılmasına kaldıraç görevini üstlenir. Sorun da buradadır.

*******

Trump’ın, Türk ekonomisini mahvetmekle tehdit etmesi ve operasyonun sınırları ile ilgili mutabakata vardıklarını açıklamasını bu perspektiften okumakta fayda var. Zira Trump için Suriye = DEASH/IŞID demek ve bir an önce de bunlardan kurtulmak için adeta bir panik atak geçiren bir Amerikan Başkanı var karşımızda.

Trump-Erdoğan ilişkisi hangi derinlikte ve samimiyette olursa olsun, Erdoğan iktidarındaki Türkiye, Washington’da, Müslüman Kardeşlerin ideolojisine sahip bir yönetim olarak algılanmakta ve ABD her daim yaptığı gibi işlerin bugün Türkiye’de nasıl bu hallere geldiğinde kendinde hiçbir sorumluluk görmemekte. Bir başka deyişle, Barış Pınarı Operasyonu, Batılı güçlerin dediği gibi DEASH/IŞID’in palazlanmasına yarıyormuş gibi bir görüntü sergilemeye başladığı anda bunun hem siyasi hem de ekonomik ağır karşılığı olacaktır. Bunun da temel nedeni;

  1. Bu iktidarın, Suriye politikasının baştan hatalı olması
  2. Türkiye’nin, Kürt bağımsızlığına ve dolayısı ile Kürt olan ve bağımsızlık isteyen her bir bireye karşı olduğu
  3. Türkiye’nin, bir zamanlar Osmanlı toprağı olan bir sahada yeniden nüfuz elde etme arzusuna kalkıştığı ve emperyalist bir eğilimle iş gördüğü ileri sürülecektir.

*******

Ekonomik olarak zaten kırılgan bir dönemden geçerken kamuoyunun bu kadar yanlış politikalarla almaya mecbur bırakıldığı riskler, ateşle karşı karşıya kalan her bir askerimizin başarısını dilemekten öte, bizlerin de ayrıca sorumluluğudur. Zira bu iktidar, Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm birikimlerini elinin tersiyle itip, kendi inşa ettikleri agresif bir politikayla bizleri bu sorunsal düğüme kitlemişdir ve bugüne kadar da sandıkta bunun bedelini ödememiştir. Bugüne gelinceye kadar düşüncesizce başlatılan bir Çözüm Sürecinin yanında… Peşmerge, Türk topraklarında büyük şovlar yaparak 29 Ekim 2014’te Kobani’ye geçti ve daha geçtiğimiz 30 Ağustos’ta da aralarında hiç kadın ve çocuk olmayan ve suratlarına bakınca her birinin adeta DEASH/ISID militanı olduğu okunan bir kitle sınırımıza dayandı. Bugün ise PKK lideri Abdullah Öcalan’ın Suriye’den 21 yıl önce sınır dışı edildiği gün operasyonun başlatılması kritik bir işaret olarak sergilenmekte. Ancak bugüne gelinceye kadar 2011’den beri güdülen siyaset, hem Suriye’de ateşin büyümesine ateş taşıdı hem de bugün çoğumuzun mecburen alınan bu riskli döngünün içinde iktidara olan güvenimizde önemli bir kırığın olmasına neden oldu.

 

mm

Tülin Daloğlu

Publisher / Yayıncı - tulin.daloglu@halimiz.com Bu sitenin yayıncısı ve baş editörüyüm. Gazetecilik mesleğimde yirmi yılı geride bıraktım. Başta Türk medyası olmak üzere, Amerika, İngiltere ve İsrail medyalarında yazılarım yayınlandı. Ankara, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezunum. Üzerine aynı bölümde master çalışmam var … Ve Washington, D.C., Amerikan Üniversitesi'nde medya hukuku üzerine ikinci lisans üstü çalışmamı tamamladım. Şimdi, bu yeni mecrada huzurlarınıza çıkıyorum … yazarak, konuşarak, bilgi odaklı yürüyerek var olmaya kıymet verenlerdenim…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!