FARK VAR - Halimiz
FARK VAR 2
OSMANLI’NIN İLK DAİMİ ELÇİSİNİN LONDRA GÜNLERİ
7 Kasım 2019
FARK VAR 3

fark var

seninle iyi arasında büyük bir fark var

benimle senin aranda kocaman bir fark var

kötüyle benim aramda irice bir fark var

iyiyle kötü arasında duran… 

maymunlar cehennemindeyim,

hiç kimse duymamış, sordum hiç kimse görmemiş

ve hiç kimse konuşmamış…

Ceza – Fark Var

 

Senelerden 2006 veya 2007, aylardan Kasım, doğum günümü kutluyorum Tezgah’ta. Fark var diye bas bas inliyor ortalık, ilk kez duyduğum Ceza şarkısına bayılıyorum.

O gün bugündür ne zaman bir kurumun veya bir kişinin bir gerçeği ört pas etmeye çalıştığını hissetsem şarkı içimde bangır bangır çalmaya başlar ve içimden isyan yükselir. Aynı zamanda birilerinin daha benim gibi hissettiğini bilmenin getirdiği yalnız olmadığım illüzyonunu yaşarım.

İyilik ve kötülük hakkında herkesin kırmızı çizgisi farklı yerdedir. Bir tanesi sadece düşüncelerini ifade ettiği için özgürlüğünden yoksun bırakılmaya salt kötülük diye bakar, diğeri farklı ideolojiden, dinden, dilden, ırktan olanlara karşı yapılan ayrımcılığı ve şiddeti salt kötülük olarak tanımlar.

Benim kırmızı çizgim ise uzmanların ve fikir liderlerininin söyledikleri yalanlar.

Yetkili bir kişi bir konuşma yaptığında onun ağzından çıkanın doğru olması beklenir. Konusunda en yetkili ve sorumlu kişi odur ne de olsa. Bizim bilemeyeceğimiz detayları bilir. Biz bu kişinin sözüne güvenir, o bunu böyle diyorsa doğrudur deriz. Halk da bunu bu şekilde der. Koskoca bakan, koskoca başbakan veya cumhurbaşkanının yalan söyleyebiliyor olma ihtimalini aklımıza getirmeyiz. Çünkü her şeyden önce onu bulunduğu mevkiye getiren bizizdir. Bize ihanet edemez. Yoksa edebilir mi?

Konu gıda suçları. Her gün binlerce insanın şifasız hastalıklara yakalanmasına sebep olan, her gün yüzlerce insanın dolaylı ya da direkt ölümüne sebep olan gıda. TCK’nın 185, 186 ve 187. Maddeleri Kamu sağlığına karşı işlenen suçları kapsamaktadır.

Bilinçli bir tüketici, sağlığına özen gösteren bir kişi azıcık internet araştırması ile görür ki işlenmiş gıdaları tüketmek sağlığa zararlıdır. Aynı tüketici et, balık, tavuk konusunda araştırma yaptığında bunların yararlı olduğunu görebilir. Sebze, meyve, bakliyat ve hububat dengesini koruyarak sağlıklı kalabilir.

Ama ve lakin beslenme işi bu kadar basit değildir. Gıda suçları ise her zaman kanuna rağmen değil, bazen de sayesinde işlenen suçlardır. Entegre et tesislerindeki hayvanların yaşam koşulları, hastalıktan korumak amacıyla yapılan antibiyotikler, hayvanların beslendikleri gdo’lu yemler, sağlıklı ete erişimimizi neredeyse imkansız hale getirmekte, sağlıklı eti sadece parası olan kesimin tüketimine sunabilmektedir.

Meyve sebzenin “iyi tarım” ve “organik” olanları sağlıklıdır ama pahalı olan bu gıdalar dar gelirli kesime asla ulaşamaz. Sade vatandaşın sağlıklı beslenebilme hakkı devlet ile korunur. Tarım teşvikleri devlet eliyle verilir. Ama düşünün ki bir devlet tarımı değil tarım ürünlerinin ithalatını teşvik ediyor. Tarıma destek olmuyor. Bir de üstüne üstlük tarım ürünlerini zehirli kimyasallar ile ilaçlayarak, ürünleri sağlıksız hale getiriyor.

Sağlıklı beslenme artık sadece paralı kesime sunulan bir ayrıcalık.

Genetiği bozulan buğday yüzünden, genetiği değiştirilmiş mısır yüzünden, zehirli tarım ilaç kalıntılarıyla bezeli meyve ve sebzeler sayesinde halkın kanser gibi hastalıklara yakalanma oranı giderek artıyor. Denizden çıkan balığın içi plastik dolu. Bunu bu şekilde söyleyen uzmanlar görevlerinden alınıyor, işsizliğe mahkum ediliyor veya özgürlüklerinden mahrum bırakılıyor.

Ne olursa olsun gıda konusunda Kral Çıplak. Üstelik çok pis bir kral bu. Çünkü çocuk, kadın, yaşlı, bebek demeden sağlıklı ve pahalı besinlere erişimi olmayan herkesi ağrılı ve acılı bir ölüme mahkum ediyor. Eminim tarih gereken yargıda bulunacak.

İşte tam bu noktada içimde en yüksek notadan şarkı yükseliyor. Maymunlar cehenneminde gibiyim. Kimse bu gidişata dur demiyor. Kamu sağlığını ilgilendiren kanunu koyan ile çiğneyen aynı olunca adalet de üç maymun oluyor.

Evet, yaşdönümümde oturup düşündüm ve başımıza gelen en büyük felaketin yerel ve global gıda suçları olduğuna karar verdim. Gıda terörünü meydana getiren güç ile onun durdurulması gerektiğini söyleyen güç aynı.

Sağlığımızla oynayanlar bunun bedelini ödemeli. Yetkili çıkıp da gözlerimizin içine baka baka şu sebzeden zehirlenilmiş deniyor ama esas sebep o değil dediğinde ispatını sunmalı. Hata yapan mertçe hatasını kabul etmeli, ihmali olan şerefiyle istifasını vermeli.

Temiz ve sağlıklı gıdaya düşük fiyatla erişim hakkımız yeniden tesis edilmeli ve bu insani hakkımız kanunlarla korunmalı.

Zehirsiz günler dilerim.

mm

Ayse Musal Çıpa

Ankara’da doğdum ve büyüdüm. TED Ankara Koleji mezunuyum, Bilkent’te Turizm ve Otel İşletmeciliği okudum. Bir kaç sene mesleğimi yaptıktan sonra İstanbul’a taşındım ve reklam sektörüne geçtim. 17 sene aralıksız profesyonel hayatıma devam ettikten sonra 2011'de bir şirkete ortak oldum, evlendim ve 2012’de doğum yaptım. 2015’den beri Sivil Toplum Kuruluşları ile çalışmaktayım. Başka Bir Okul Mümkün Derneği’ni ve Yenidenbiz’i destekliyorum. İstanbul Gençlik ve Çocuk Sanat Bienali’nde gönüllü çalışıyorum. Kolektif işlere inanıyorum. Only One Team ile bir kolektif kitap yazıp, bir enstalasyon sergisi açtık, çevirim içi radyo kurduk ve çevirim içi şiir gecesi yaptık. Farkındalık, Reiki, Transandantal Meditasyon, Şiddetsiz iletişime giriş, yoga, P4C vb. bir çok kişisel ve mesleki eğitime katıldım. Farkındalık üzerine atölyeler düzenliyorum. Çocuklar için felsefe kolaylaştırıcılığı yapıyorum, yetişkinler için felsefe çemberleri düzenliyorum. Yazıyorum ve konuşuyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!