EVLİLİK HİKAYESİ ASLINDA BİR BOŞANMA HİKAYESİ - Halimiz
EVLİLİK HİKAYESİ ASLINDA BİR BOŞANMA HİKAYESİ 2
YIL SONU YORGUNLUĞU
19 Aralık 2019
EVLİLİK HİKAYESİ ASLINDA BİR BOŞANMA HİKAYESİ 3
EĞİTİMİ DİNSELLEŞTİRME TÜRKİYE’Yİ NEREYE GÖTÜRÜYOR?
19 Aralık 2019
EVLİLİK HİKAYESİ ASLINDA BİR BOŞANMA HİKAYESİ 4

Netflix sinemaya bir gol daha atmış gibi görünüyor. Yetmiş yedinci Golden Globe adayları açıklandı ve Netflix yapımları tam 17 dalda ödüle aday gösterildi. Bunlardan dört tanesi en iyi film dallarında adaylıklar. Marriage Story (Evlilik Hikayesi), Irishman (İrlandalı) ve The Two Popes (İki Papa) en iyi drama, Dolemite is My Name (Adım Dolemite) müzikal veya komedi dalında en iyi film adayı oldu. Netflix ve benzeri platform filmlerinin “sinema” ödüllerine aday gösterilmemesi için büyük çaba harcayan Steven Spielberg verdiği savaşta çok da başarılı olamamışa benziyor.

Bugünkü konumuz; en iyi film, en iyi kadın oyuncu, en iyi erkek oyuncu, en iyi yardımcı kadın oyuncu, en iyi senaryo ve en iyi orijinal müzik dahil olmak üzere tam altı dalda Golden Globe’a aday olan Evlilik Hikayesi.

Yönetmen ve senarist Noah Baumbach en iyi yönetmen adayları arasına girememiş fakat film yönetmenliği ile değil senaryosu, hikayesi ile öne çıkan bir film olduğu için bunu son derece anlaşılabilir buluyorum.

Noach Baumbach insan hikayeleri anlatmayı seven bir yönetmen ve senarist. Kız Kardeşim Evleniyor, Mürekkepbalığı ile Balina ve Evlilik hikayesinde yaptığı gibi kendi yazdığı senaryoları yönetmeyi tercih ediyor. Baumbach’ın, yine bir boşanma hikayesi olan Mürekkepbalığı ile Balina filminde kendi anne babasının boşanmasından esinlendiği söylenmişti, Evlilik Hikayesinde ise bizzat kendi boşanmasından yola çıktığı söyleniyor. Yönetmenin eski eşi Jennifer Jason Leigh ile filmde  Scarlet Johansson’un canlandırdığı Nicole karakteri arasındaki olağan üstü benzerliğe bakınca bu iddiaların doğru olduğunu düşünmemek mümkün değil.

Evlilik hikayesi çok iyi bir oyuncu kadrosu tercihi yapılarak çekilmiş uzun ve derinlikli bir ayrılık draması. Baumbach, büyük ihtimalle filmdeki karakterleri Nicole ve Charlie’nin tiyatro sanatçıları olması sebebi ile senaryoyu da adeta sinema için değil de tiyatro için yazmış ve yönetmiş. Sınırlı sayıda mekan, derin ve çok boyutlu yazılmış karakterler, güçlü diyaloglar, uzun tiradlar ve yansıtılması gereken yoğun duygular aktörlerinin oyunculuklarını  istedikleri gibi sergileyebilmeleri için olağanüstü bir fırsat yaratmış ve istisnasız tüm oyuncular bu fırsatı sonuna kadar kullanmışlar. Fakat bir eril ve bir dişi canavara dönüşmüş boşanma avukatlarını canlandıran Laura Dern ve Ray Liotta’yı yardımcı rollerde seyretmek sinema seyircisi için adeta bir ziyafet oluyor diyebilirim. (Laura Dern’ün Meryem Ana örneğinden yola çıkarak toplumsal kadın algısını anlattığı sahneyi başa alarak üç kere seyrettim.)

Film bir insan, ilişki ve özel olarak da bir boşanma süreci hikayesi olduğu için ve seyirci de ister istemez ekranda anlatılan hikayeyi kendi kişisel deneyimleri, bakış açısı, değerler sistemi, duygu durumu ve cinsiyeti üzerinden okuyup içselleştiriyor ve hikaye ile ilgili yapılabilecek analizlerin büyük oranda sübjektif olması kaçınılmaz hale geliyor. Bu tarz filmlerin kaderi böyle, filmin sonunda seyirci çoğunlukla “Sence kim haklıydı?” diye soruyor.

Bence kim haklıydı? Nicole (Scarlett Johansonn)  ile Charlie (Adam Driver) çok genç yaşta evlenmişler. Nicole yıldızı yeni parlamakta olan bir Hollywood starı, Charlie ise karizmatik ve dahi derecesinde zeki bir tiyatro yönetmeni. Nicole, Charlie’ye hemen aşık olmuş ve bütün hayatını, yaşam tercihlerini, kariyerini, her şeyini zekasına çok hayran olduğu  kocasına teslim etmiş. Charlie’nin sanatsal çalışmalarının yüksek değeri yanında kendi “ucuz” Hollywood başarısının çok kıymetsiz olduğuna inanmış/ inandırılmış ve sadece aşkını, sevgisini, ilgisini değil tüm oyunculuk kariyerini de bir altın tepside kocasına devretmiş. Charlie sunulan her şeyi keyifle kabul etmiş, bütün bunları kendisi için yapılan bir fedakarlık olarak değil zaten verilmesi gereken şeyler olarak görmüş ve sonuna kadar kullanmış.

Charlie, anne baba eksikliği ile aileden yoksun olarak büyümüş bir adam ve belki de bu sebeple çok genç yaşta evlendiği Nicole’u annesi yerine koymuş. Zaten Charlie iş dışındaki konularda çoğunlukla ne yapacağını, ne karar vereceğini bilemeyen çaresiz bir çocuk gibi davranıyor. Kendisi için yemek ısmarlayamıyor, ayakkabısının bağcıklarını bağlayamıyor, arabaya çocuk koltuğunu takamıyor vs.

Karı koca arasında tuhaf bir ilişki dinamiği kurulmuş. İş kararları konusunda tüm söz hakkı Charlie’nin elinde ve Nicole adeta bir aksesuara dönüşmüş durumda fakat Charlie karısına bir ebeveyne bağımlı gibi bir bağımlılık geliştirmiş durumda, öyle ki hem oğlunun hem kocasının saçını dahi Nicole kesiyor.

Charlie’nin, aşırı kontrolcülüğü altında ezilen ve kocası için yaptığı hiçbir fedakarlığın takdir edilmediğini üstüne üstlük kariyerinin de yok olup gittiğini düşünen Nicole, kendisine doğup büyüdüğü ve ailesinin hala  yaşamakta olduğu Los Angeles’tan biz dizi film teklifi gelince kabul ediyor, dizi için sekiz yaşındaki oğlu Henry ile birlikte oraya gidince de uzun süre önce kaybettiğini düşündüğü yeteneğini ve özgürlüğünü geri kazanıyor. New York’a dönmek istemeyen Nicole, Charlie’ye boşanma davası açıyor ve tarafların tuttuğu dişli ve vahşi boşanma avukatlarının da etkisi ile son derece can yakıcı bir boşanma sürecine giriyorlar.

Peki Nicole mu haklı? Hayır, çünkü bütün suçlamalarının aksine son derece kontrol delisi olduğunu ilk günden bildiği halde, büyük ihtimalle karakter olarak aynı derecede kontrolcü bir yapıya sahip olan annesine benzediği için Charlie’ye bilerek ve isteyerek teslim oluyor. Charlie’nin yanında kendisini yetersiz, donanımsız ve cahil hisseden de kendisi. Bu yüzden de adamı sanatsal olarak Tanrılaştırıp kendisini küçültüyor, yok ediyor. Bütün bunları da bilerek, isteyerek hatta severek yapıyor. Ta ki bir gün artık istemeyene kadar… Nicole çoğumuz gibi ilk karşılaştığında ne olduğunu bilerek sevdiği kişiye daha sonra o kişi olduğu için kızıyor. Oysa değişen partneri değil kendisi, partneri ilk günkü gibi duruyor.

Peki Charlie mi haklı? Hayır, çünkü kendisine sorumluluk sahibi bir ebeveyn bulmuş olmanın rahatlığı ile karısını adeta bir “anne” yerine koyuyor ve bu yüzden aralarındaki eşitsiz alışverişin (kadının sürekli vermesi) son derece doğal olduğunu düşünüyor. İnanılmaz derecede bencil bir yapıya sahip olduğu için kendisi için iyi olanın karısı için de iyi olan olduğuna adeta emin, bunu aksi olabileceği, Nicole’ün onun istediklerinden farklı şeyler isteyebileceği söylendiğinde ise neredeyse şok geçiriyor.

Gerçek hayatta da çoğunlukla olduğu gibi hiç bir taraf tamamen haklı ya da haksız değil. Gerçi filmin  yarı otobiyografik olduğunu yani kendi hayatından esinlendiğini düşünürsek eğer, yönetmenin sanki Charlie’yi biraz kayırdığını, daha bir kurban olarak gösterdiği söylenebilir. Oysa Charlie’nin sefilliği her şeyini düşünen, bütün sorunlarını halleden, neredeyse burnunu silip, üzerini örten partnerini yitirdiği için dışarıdaki vahşi dünya ve gerekleri ile uzun bir süre sonra tek başına yüzleşmek zorunda kalmaktan kaynaklanıyor. Bu sırada Nicole’e mi ne oluyor? Emmy’e adaylık kazanıyor hem de “en iyi yönetmen” dalında.

Evlilik hikayesi, çok göz dolduran oyunculuklarla süslenmiş, derin, yoğun bir drama. Sizi bir yandan tarafları değerlendirmeye zorlarken bir yandan da kendi yaşamınızı düşündüreceği kesin. Kişisel, sübjektif duygular yaşatacak bir hikaye, biraz yavaş ama bu kadar hızın arasında biraz yavaşlamak için çok iyi bir durak. Senenin en iyi yapıtlarından biri olan Evlilik Hikayesi’ni seyretmenizi tavsiye ederim.

mm

Ayse Deniz Yurdakul

3 çocuk, altı köpek, bir kedi ve iki su kaplumbağası annesi olup, LGBTİ hakları aktivisti, dizi ve sinema delisi bir geektir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!