ERDOĞAN VE TRUMP GÖRÜŞMESİNİN ARKASINDA YATAN GEÇMİŞ - Halimiz
ERDOĞAN VE TRUMP GÖRÜŞMESİNİN ARKASINDA YATAN GEÇMİŞ 2
İNSAN DEDİĞİN NEDİR Kİ!
14 Kasım 2019
ERDOĞAN VE TRUMP GÖRÜŞMESİNİN ARKASINDA YATAN GEÇMİŞ 3
HOP HOP DEĞİŞ TONTON
14 Kasım 2019
ERDOĞAN VE TRUMP GÖRÜŞMESİNİN ARKASINDA YATAN GEÇMİŞ 4

Dünden beri Trump – Erdoğan görüşmesi ile ilgili yapılan yorumlarda Türk – Amerikan ilişkilerinin ne kadar çok iki lider arası ilişkiye indirgendiği üzerinde duruldu. Bu da sanırım her iki liderin de doğrudan karakterleriyle alakalı bir durum. İkisinin de seveni ve sevmeyeni keskin. Tabiatları, toplumlarını ayrıştırmaya yetiyor. Peki, Amerika ile ilişkilerde gerçekten de ilk defa mı yaşıyoruz böyle bir durumu? Emin olun, hayır.

Erdoğan’ın, Washington ziyareti mevcut koşullarda olabileceğin en iyisini sağlayarak geçti. Mevcut koşullar zaten öylesine zor ki ve öylesine ilginç ve ürkütücü bir örgüyle bu raddeye tırmandırılmış ki bugünün nasıl geçtiğinin yarın için anlamı ne kadar önemli olur bilinmez. Ama Amerika için burada açıkca gurur meselesi olan, Türkiye’nin, Washington’dan uzaklaşıp Moskova’ya yaklaşıyor olması. Trump da bunu istemiyor, Amerikan yönetiminin her bir bacağında söz sahibi olan hiçbir erk de bunu istemiyor. İstemedikleri içindir ki Türkiye’nin S400’leri alması sonrası F35 projesinden mutlak olarak dışlandığını açıklamalarına rağmen hali hazırda bu konuda pazarlığın devam ettiğini ifade ediyorlar. Öncelik, Erdoğan veya Türkiye’nin doğrusu yanlışı değil; Rusya’nın, Türkiye üzerinde nüfuzunu arttırarak Amerika’ya gol atmasına mani olunması.

Trump-Erdoğan görüşmesinin de Kongre’nin Temsilciler Meclisi ayağında azil istemiyle başlatılan kamuya açık ilk oturumlara denk gelmesi de kanaatimce Türkiye’nin aleyhine işleyen bir durum değil. Aksine sert yaptırım tehdidinin neden yumuşatılması gerektiği üzerine hoş bir anımsatma. Aynı anda Putin ve Erdoğan’dan haz etmeyebilirler ama siyaset ve diplomasi öncelikler üzerinden yürür; bu da çoğu zaman dengeleme gerektirir.

Demokratlar özel savcı Robert Mueller’ın sürdürdüğü soruşturmada Trump’ın Rusya ile işbirliğine girerek 2016 seçimini kazandığını ispat edemediler. Şimdi de ikinci defa aynı amaçla, Trump’ı görevden indirmek için, adım atıyorlar. İddia o ki Trump, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’den 2016 başkanlık seçimlerinde siyasi rakibi Demokrat Joe Biden’ın oğlu Hunter Biden’ın bu ülkede iş yapan firmasında iş bilmezlik yaptığı bir şey varsa bunu afişe etmesini ve dolayısı ile soruşturma başlatmasını istemiş. Zelenskiy de tatlı konuşmuş, bir eyleme geçmemiş. Demokratlar, Trump’ın niyetinin bozuk olduğunu ve yabancıları kendi iç politik çekişmelerine alet etmesinin anayasal olarak kabul edilemez bir kural ihlali olduğunu savunuyorlar. “Valla kız, gülmeyin,” dersem bu süreçle ilgili düşüncemi detaylandırmama daha da ihtiyaç kalmaz sanırım.

Laf aramızda, Demokratların ileri sürdüğü gibi siyaset böyle masum ve kitapta yazılan kurallara uygun sürdürülen bir meslek dalı değil. “Demokratlara iyi saatte olsunlar” diye diye tüm akşam oturdum izledim ne yapmaya çalıştıklarını. Cumhuriyetçilerin avukatı Castor ne kadar anlamsız soru sorduysa, Demokratların da uluslararası sistemde hegemonyalarını nasıl kurduklarından bihaber şekilde üst perdeden konuşup durmalarına güldüm. Yemedi. Neymiş, siyasi rakipler arasına dış mihraklar giremezmiş. Tövbe inanmayın. Girer, girdiler… Demokratların bu kadar masumu oynaması – Trump’ın karakterinde irite eden her ne ise — onun kadar sorunlu. Bunu görelim.

Ve Amerika’nın bu sorunlu politikalarına kısa geçmiş tarihimizden bir örnek verelim. Kasım 2002. Türkiye’de genel seçim oluyor. Memleket niye seçime gittiğini dahi pek anlamış değil. Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit ise 1974 Kıbrıs harekatını yaptığını dönemdeki kadar kararlı, korkusuz ve dik, Irak savaşına dahil olmayacağını, Türk topraklarını Amerikalılara açmayacağını söylemiş. Ekonomi, bitik. Halk, siyasetçilerden yılmış. Sandık kuruluyor ve Adalet ve Kalkınma Partisi 2 Kasım’da iktidara geliyor. Recep Tayip Erdoğan, siyasi yasaklı; partisinin genel başkanı olmasına rağmen seçime girememiş. Ama çok sevinçli, zafer turuna çıkıyor. 7 Kasım’da Beyrut’ta açıklama yapıyor ve aynen Ecevit gibi Irak savaşına karşı olduğunu, Amerika’nın bu askeri harekat planını yeniden gözden geçirmesini temenni ettiğini söylüyor. 10 Aralık’ta Beyaz Saray’da dönemin başkanı Bush ile görüşünceye kadar da bir kaç defa kameraların önünde bu savaşa karşı olduğunu söylüyor. Sonra…

Sonrasını, hepimiz biliyoruz aslında ama liderlerin kılıklarına ve tavırlarına bakarak duygusal bağımızı belirlemeye devam ettiğimiz için ve hafızamızı hızlı kaybettiğimiz için bir anımsatma yapmak gerekiyor. 10 Aralık 2002’de Erdoğan, yanına çevirmen olarak Egemen Bağış’ı da alarak Bush ile Beyaz Saray’da görüşüyor. Yanına büyükelçilikten not tutmak üzere hiçbir diplomatı almıyor. Ama görüşme Beyaz Saray’da ve Amerika, Irak savaş hazırlıklarını tamamlamak için beklentiler içinde.  Türkiye’de siyaseten yasaklı ve sandıktan aldığı hiçbir güç olmadan Bush, Erdoğan’la görüşüyor. Bu görüşmeye girene kadar Irak savaşına karşı olan Erdoğan, Amerikalıların aklını her nasıl karıştırdıysa Amerikalılar 200 milyona yakın masraf ederek Türk topraklarında konuşlanacakları üsleri, ve görev yaptıracakları askerleri harekete geçiriyorlar. İskenderun açıklarına gemi geliyor, kimileri karaya bile hatta çıkıyor ve konumlar seçiliyor. Erdoğan topu Meclis’e atıyor. Kendisinin siyaseten doğrudan bir etkisinin olamayacağını söylüyor. Dönemin Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz ise rahmetli Mehmet Ali Birand’a verdiği röpörtajda Erdoğan’ın, Beyaz Saray’daki görüşmede kendilerine söz verdiğini iddia ediyor.

Hala içeriği gizli kalan bu toplantıda eğer ki Erdoğan Irak savaşına karşı olduğunu söylemiştir ama Amerikalılar kendi başlarına gelin güvey olmuşlardır diyorsanız, bilemeyeceğim. Ama bazen iktidara gelmek için köprüyü geçene kadar ayıya dayı diyeceksin yaklaşımı sergiliyorsanız, balık baştan da kokar diye bir atasözümüz olduğunu anımsatmak istiyorum. Bunlar, bugüne nasıl geldiğimizi ve Kongre’de Trump’ın azil sürecinde iç işlerimize kimseleri karıştırtmayız naralarının arkasındaki anlamsızlığı aksettirmeli. Bu bahsi geçen Beyaz Saray toplantısında Erdoğan’ın, kamuya söylediği görüşünün dışında başka bir pazarlığa giriştiğine olasılık veriyorsanız — dün yapılan görüşmelerde de nelerin gerçekten konuşulduğunu bilmediğimizi ve zaman ilerledikçe ancak anlayabileceğimizi kenara not etmeniz gerekecek.

Aralık 2002’ye dair senaryo kıvamı spekülasyon yapacak isek şöyle bir mizansen yazalım. Diyelim ki Bush, Erdoğan’a sıcak bir yaklaşım sergiledi ve dedi ki “Irak’a girmekte kararlıyım. Kararım katidir. Bana destek ver. Türkiye üzerinden istediğim gibi planımı uygulayayım. Seni de askeri vesayetten veya iktidarına ayak bağı olabilecek her ne isteğin varsa kurtarayım.” Amerikalılar, Mart 2003’te Meclis’te oylama geçmeyince şok geçirmişlerdi. Ama bir kez olsun Erdoğan hükümetlerini suçlamadılar. Onlar daha yeni kurulan bir parti, sorumluluk askerindi dediler. Yani belki müttefiklik ilişkisi bir kenara — ki bu iki ülkenin içişlerine asgari saygı ve mesafe gerektirir — Amerika istediğini alabilmek için kendine göre siyasetçi seçti. Mümkün mü? Mümkünse, bu bir sefere mahsus bir hamle midir?

Özetle, Erdoğan’dan daha iyi Amerikan yönetimini bugünkü konjenktürde anlayabilen olamaz. Kendisi sabit, Bush gitti, Obama geldi; Obama gitti, Trump geldi ve her biri ile bu inşa ettiği ilişkiyi sürdürdü. Trump’ın karakteriyle daha yakın gibi gözükmesinin mevcut olanı hafifleten veya ağırlaştıran bir tarafı yok. Erdoğan’ın, Kongre’de, Trump’a karşı kalkışılan azil hamlelerine bakarken ki algısının da haliyle hayli değişik olma olasılığı mevcut. Belki de ondan Beyaz Saray’da dün gayet rahat ve uzun uzun lafını anlattı. Çünkü bu siyasetin ne kadar kirli bir sarmalda döndüğünün; müttefiklik dendiğinde bunun sadece Amerika’nın çıkarına hizmet ettiğiniz ölçüde geçerliliğinin olabildiğini ve hatta hatta NATO üyesi olmanın bile yeri geldiğinde TSK’ya operasyona (Ergenekon!) kalkışmaya mani olmadığını en net bilen kişi olabilir. Kendi hırslarına yenik düşmesinden kaynaklı açığı olduğu kadar, karşının da ne olduğunu iyi biliyordur anlamında yazıyorum bunu… Güç dengesi açısından ise bu gücün kendisine karşı kullanılmaya başlandığında kurtulamayacağını da bütün bu denklem içinde yaşayarak öğrenmiştir diye bir çıkarım yapabiliriz.

Gelelim bugüne. Dağıtmayalım. Odaklanalım. Amerika, istediğini almak için nokta atışı yapan ve bu atışların önünü arkasını düşünmeyen bir eylem planına sahip gözüküyor. Sovyetler, Afganistan’ı mı işgal etmiş; mücahitleri destekleyelim, canlarına okusun mantığı böyle bir basitçilikten geliyor. Bugün de Türkiye’yi Rusya’ya kaptırmak istemiyor. Mesele ne Erdoğan, ne Türkiye, ne de Türk demokrasisi veya sizin-benim kıymetli gördüğünüz değerlerimiz. Bizle alakalı demokratik değerler umursanmadığı için zaten yakın geçmiş tarihimizde yaşanan bir dolu rezilliğin yaşandığını teslim edip, kabullenirsek; daha aklı selim çıkış yolları üzerinde düşünebiliriz. Onun için de siyasi İslam veya her bir tür -izm’den muaf, bizlerin öncelikle nasıl bir Türkiye’de yaşamak istediğimize karar vermemiz gerekiyor. Kendi iç çatışmalarımız en çok suistimal edildiğimiz yer ise burayı güçlendirerek ilk önemli adımı atabiliriz.

mm

Tülin Daloğlu

Publisher / Yayıncı - tulin.daloglu@halimiz.com Bu sitenin yayıncısı ve baş editörüyüm. Gazetecilik mesleğimde yirmi yılı geride bıraktım. Başta Türk medyası olmak üzere, Amerika, İngiltere ve İsrail medyalarında yazılarım yayınlandı. Ankara, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezunum. Üzerine aynı bölümde master çalışmam var … Ve Washington, D.C., Amerikan Üniversitesi'nde medya hukuku üzerine ikinci lisans üstü çalışmamı tamamladım. Şimdi, bu yeni mecrada huzurlarınıza çıkıyorum … yazarak, konuşarak, bilgi odaklı yürüyerek var olmaya kıymet verenlerdenim…

1 Comment

  1. Zeliha Doğan Yeşil dedi ki:

    Kalemine sağlık. Harika ve doğru satırlarınız ülkenin yararına ve doğru tespitler. Dikkate alınması değerlendirilmesi gerektiğini diliyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!