EKREM İMAMOĞLU'NA İNSANCIL TIP ÇAĞRISI - Halimiz
ÇOCUK
25 Nisan 2019
AĞIR ÇEKİM
25 Nisan 2019

‘’Örgütlerin başarısında yöneticilerin payı kuşkusuz büyüktür. Ancak erleri savaşmayan bir ordu nasıl zafer kazanamaz ise üyeleri yönetim ile bütünleşmeyen ve yönetimi sürekli desteklemeyen, güdülemeyen örgütlerin de başarılı olamayacağı bir gerçektir.’’ ~ Nusret Fişek

 

Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul Belediye Başkanı seçilmesi toplumda büyük bir sevinç dalgası yarattı. Bunun en önemli nedeni farklı bir politikacı oluşu idi. Bildiğimiz politikacıların hiçbirisine benzemiyordu. Onu farklı kılan ve kısa sürede toplumun sevgilisi haline getiren sihirli güç, insancıllığı idi. Nazım Hikmet’in ‘’Büyük İnsanlık’’ şiirinde tasvir ettiği milyonlarca insan seçimini İmamoğlu’ndan yana yaparak 25 yıl önce sandık iradesi ile seçilen iktidarı milli iradeyle devirdi. Ekrem İmamoğlu ya büyük insanlığın başkanı olacak ya da seçkinlerin. Tanıdığım ve hemşehrim olan Ekrem İmamoğlu, İstanbul’da halk sağlığının ve hekimliğin insancıllaşmasında öncü rol oynayacaktır.

 

Büyük İnsanlık / Nazım Hikmet

Büyük insanlık gemide güverte yolcusu
tirende üçüncü mevki
şosede yayan
büyük insanlık.

Büyük insanlık sekizinde işe gider
yirmisinde evlenir
kırkında ölür
büyük insanlık.

Ekmek büyük insanlıktan başka herkese yeter
pirinç de öyle
şeker de öyle
kumaş da öyle
kitap da öyle
büyük insanlıktan başka herkese yeter.

Büyük insanlığın toprağında gölge yok
sokağında fener
penceresinde cam
ama umudu var büyük insanlığın
umutsuz yaşanmıyor.

 

Bir Bilim ve Sanat Olarak Halk Sağlığı

Ekrem İmamoğlu bugünlerde bir yandan kadrosunu kurarken diğer yandan İstanbul’u nasıl yöneteceğinin planını hazırlıyor.

Bir halk sağlıkçısı olarak halk sağlığı tarihinde önemli köşe taşları tutan tarihsel kişilere değinerek sağlık alanında yapılması gerekenler konusunda kişisel görüşlerimi açıklamak istiyorum.

Öncelikle Halk Sağlığını tanımlamak istiyorum. Bir patolog olan Dr. Charles –Edward Amory Winslow 1923 yılında toplumun tümünün sağlığını korumayı ve geliştirmeyi amaçlayan halk sağlığını şu şekilde tanımlamıştır: ‘’ Halk sağlığı, organize edilmiş toplum çalışmaları sonunda çevre sağlık koşullarını düzelterek, bireylere sağlık bilgisi vererek, bulaşıcı hastalıkları önleyerek, hastalıkların erken tanı ve tedavisini sağlayarak, sağlık örgütleri kurarak, toplumsal çalışmaları her bireyin sağlığını sürdürecek bir yaşam düzeyini sağlayacak biçimde geliştirecek hastalıklardan korunmayı, yaşamın uzatılmasını, beden ve ruh sağlığı ile çalışma gücünün arttırılmasını sağlayan bir bilim ve sanattır.’’

 

Ölümsüzlüğün İzinde Gılgamış

 Ekrem İmamoğlu, tarihe ve okumaya meraklı bir siyasetçi. Gılgamış destanını ezbere bildiğini söyleyebilirim. Sağlıkla ilgili en eski yazılı belge olan ve Sümer-Babil panteonuna sağlık tanrısı olarak katılan kral Gılgamış’ın ölümsüzlük özsuyunu (iksir) arama düşünü anlatan bu destan 4000 yıl önce insanoğlunun sağlıklı olmaya verdiği önemin bir göstergesi olarak da okunabilir. Gılgamış’ın ölümsüzlük düşü gerçekleşememiştir. Ancak insanoğlunun ölümsüzlük tarihsel düşünün yerini akılcılık almıştır. O günden beri sağlıklı ve uzun yaşama için aklı temel alan hekimler çalışmaktadır.

Tıbbın Babası Hippocrates

Halk Sağlığı ve hekimlik denince Hippocrates’ten bahsetmeden olmaz. M.Ö 460-377 yıllarında yaşayan Hippocrates, Antik Yunan felsefesinin etkisiyle insan bedeninin dört temel maddeden ( kan, balgam, sarı safra ve siyah safra) oluştuğunu ileri sürmüştür. Bu maddeler arasında karşılıklı bir denge sağlandığında sağlıklı olma halinin oluştuğunu, bu dengenin bozulduğunda ise hastalıkların ortaya çıktığını savlayan Hippocrates yanılmış olsa da hastalıkların oluşumu konusunda o zamana kadar süregelen doğa ötesi ve gizemli etkilerden tıbbı arındıran ilk bilimsel görüşü ileri sürmekle kalmamış, etik ve tıp mesleğine de önemli katkılar sağlayarak ilk tıp okulunun da kurucusu olarak tıp tarihine geçmiştir.

Hippocrates’i anmışken akılcı hekimliğine iyi bir örnek olan ve o zamanlar kutsal hastalık olarak anılan Sara (Epilepsi) hastalığı hakkındaki görüşünü dipnot olarak eklemek isterim:’’ Sara hastalığı bana öteki hastalıklardan daha tanrısal ya da kutsal görünmüyor. Tam aksine, öteki hastalıklar nasıl doğal bir nedenden ötürü ortaya çıkıyorsa, Sara hastalığının da doğal bir nedeni vardır.’’

1000 Yıllık Çaresizlik

Ortaçağ’da yüz milyonlarca ölüme yol açan bulaşıcı hastalıklar konusunda tıp lal olmuştur. Bu sessizlik ve bilinçsiz tutum neredeyse 1000 yıl sürmüştür. Hekimlerin aklına bulaşıcı hastalıkların mikroplar ( mikro canlılar) tarafından oluşturulduğu gelmemiştir. Bu bin yıllık çaresizliği yenen bilim insanı Louis Pasteur ( M.S. 1822-1895), insanlığı mutluluğa boğmuştur. L. Pasteur, germ kuramını ortaya atan bilim insanıdır. Bu kurama göre; ‘’Herhangi bir enfeksiyonun ortaya çıkabilmesi için, ortama dışardan bir etkenin girmesi, bir germ’in alınması zorunludur.‘’ Germ kuramı 1879 yılında hoş bir tesadüf eseri ortaya çıkmıştır. Pasteur, laboratuvarında tavuk kolerası üzerinde çalışırken, bazı tavuklara kolera bakterisini enjekte etmekte geç kalmıştır. Pasteur, hastalık yapma yeteneği azalan bu bakterilerin tavuklarda kolera hastalığı yapmadıklarını gözlemiştir. Böylece sağlıklı insanlara hastalık yapma gücü azaltılmış ya da yok edilmiş mikroorganizmalar vererek insanlar hastalıklara karşı bağışık kılınmıştır. Bu yüzden Pasteur, Mikrobiyoloji ve Halk Sağlığı’nın kurucu önder olarak anılmaktadır.

Hekimliğin Topluma Eşitçe Sunumu

Sağlıklı yaşam veya Gılgamış destanında anlatılan ölümsüzlük, insanoğlunun 5000 yıllık düşüdür. Bugün bu düş büyük oranda gerçekleşmiştir. Bu düşü sadece seçkinlerin düşü olmaktan çıkarıp tüm halkların düşü olma düşüncesi Sosyal Tıp görüşünü ortaya çıkarmıştır. Bu görüşü ilk dile getiren ve savunan kişi 1889-150 yıllarında yaşayan Alman Sosyal Demkrat Parti üyesi Dr. Alfred Grotjanh’dır. Sosyal tıp ( Sosyal Hijyen), küçük çocukları ve annelerini, okul çağı çocukları, işçileri, kimsesiz çocukları bulaşıcı hastalıklardan koruma önlemleri alınmasını öneriyor. Ayrıca akılca ve bedence sakat ve güçsüz olan yaşlıları, sorunlu aileleri koruyup bakmak için kamusal hizmetlerin düzenlemesini öngörüyor.

 

Sonsöz

Ekrem İmamoğlu başarılı olmak istiyorsa toplum sağlığını öncelemelidir. Bunun için Sağlık Daire Başkanlığını yeniden düzenlemelidir. Sağlık Daire Başkanlığı çok köklü ve çok önemli hizmetler vermektedir. Ancak sağlığa bütüncül yaklaşmamaktadır. Ekrem İmamoğlu, halkın sağlığına ve sağlık sorunlarına sahip çıkarak birincil, ikincil ve üçüncül koruma önlemlerini yaygın bir şekilde uygulayabilirse 16 milyonluk İstanbulluya büyük bir hizmet yapar. Ekrem İmamoğlu’ndan bir halk sağlıkçı ve 33 yıllık iyi hekimlik mücadelesi veren bir seçmeni olarak beklentilerim şunlardır;

  • Tüm sağlık meslek örgütleri ile bir araya gelerek İstanbul’un Sağlık Raporunu ortaya çıkarmak,
  • Gönüllü halk sağlıkçıları ve sağlık meslek mensuplarından oluşan bir Sağlık Danışma Kurulu kurmak,
  • Her mahalleye bir Sağlık Ocağı ve Sağlık Evi açmak,
  • Ebe okulu kurarak yeni ebeler yetiştirmek ve doğumların eskiden olduğu gibi evlerde yapılmasını sağlamak,
  • Zihinsel ve fiziksel engelliler için Toplum Temelli Rehabilitasyon Merkezleri açmak,
  • İstanbul’daki Darülşifaları restore ederek müze olarak halkın ziyaretine açmak,
  • İstanbul’un meydanlarına Gılgamış, Hippocrates, Tevfik Sağlam, Nusret Fişek ve Gökhan Hotamışlıgil anıt heykelleri dikmek.

Yazımın hazırlanmasında bana kaynaklarını açan değerli hocalarım Zafer Öztek, Nevzat Eren ve Sarp Üner’e teşekkürü bir borç bilirim.

mm

Dr. Ali Özyurt

1962 yılında İstanbul’da doğdu. 1987 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni bitirdi. 1994 yılında Anesteziyoloji ve Reanimasyon uzmanı oldu. 2015 yılında Halk Sağlığı doktorasını tamamladı. İstanbul Tabip Odasında 30 yıldır değişik kurullar ve komisyonlarda gönüllü olarak çalıştı. Şu an Türk Tabipleri Birliği Yüksek Onur Kurulu Üyesi. Evli ve bir kızı var. Söz Uçar Yazı Kalır adında bir anı-deneme kitabı var.

1 Comment

  1. Ali Ağzıtemiz dedi ki:

    Sevgili Ali yazını ilgi ile okudum aslında esas sorun bu kadar önemli kentlerin yönetimini üstlenen CHP’nin ülke çapında belediyeler yasası ve umumi hıfzıssıhha yasasının yürürlükteki maddelerine dayanarak sağlık alanında neler yapmaları gerektiğini onlara anlatmak, doğru politikalarda deneyim paylaşılmasını becermektir. Ben bu düşüncelerimi bir çok belediye başkanı arkadaşımla paylaşmama rağmen yapılamadı,en azından ben bilmiyorum.
    Evde Doğum konusuna katılamıyorum, hele ilk doğumların mutlaka anne sağlığı açısından hastanede olması gereklidir.
    Her mahalleye bir sağlık ocağı, bu güncel yasalarla altından kalkılması mümkün olmayan bir görev olur ve ancak yerel yönetim reformu ile Avrupa’nın birçok ülkesinde olduğu gibi eğitim ve sağlığın yönetimi yerel yönetimlere bırakılırsa olur. Bunu politik olarak savunmak doğru olur ama uygulamak için yasal alt yapı zayıf.
    Yeni görevin hayırlı olsun, kolay gelsin diyor ve seni sevgiyle kucaklıyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!