EKREM İMAMOĞLU, İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI - Halimiz
KARARLILIĞIN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ
18 Nisan 2019
THE ANFIELD OF ISTANBUL
25 Nisan 2019

31 Mart yerel seçimlerinin ardından geçen 17 gün içinde iktidar partisi, memleketin ticari başkentinin seçmeninin kendinden vazgeçmesine inanamadı. Seçim akşamı belli olan seçimin galibini kabul etmek yerine, nüfus idaresinde seçmeni listeleyen memurdan sandıklarda görev yapan devlet memurlarına ve parti temsilcilerine varıncaya kadar ortada benzeri görülmemiş bir “organize örgüt”işi döndüğünü ileri sürdü ve memleketteki verginin %44’ünün toplandığı bu ildeki seçimin top yekun usulsüz olduğu argümanını işlemeye başladı. Büyükçekmece merkez alınarak başlayan bu iddialar sonucu vatandaşların kapısına devletin polisi dayandı; kapısında polisi gören vatandaş irkildi. Hatta kimi vatandaşlar, polisin, kime oy verdiklerini dahi sorduklarını iddia ettiler ki bunun heyecandan bir dil sürçmesi olduğunu ancak temenni edebiliriz. Ancak işin tuhafı, araştırmacı – gazeteci İsmail Saymaz’ın dün yaptığı bir paylaşımda dikkatimi çekti. Yüksek Seçim Kurulu’na 3 bavul seçim usulsüzlüğüne ilişkin itirazlarını ileten iktidar partisinin hazırladığı dokümanlarda, Büyükçekmece yalnız bir paragraf yer almış. Maltepe’deki tekrar-tekrar-ve-tekrar sayıma dair ise artık söylenebilecek söz kalmadı. Velhasıl iktidar partisi, 25 yıl sonra burada kurduğu düzenin bir sandıkla son bulmasını kabul etmekte zorlanıyor ve kazanan tarafın şaibe ile bu koltuğa oturduğunu iddia ediyor. Bu oluşturulan atmosferi ancak eksik anlatmışımdır, fazlasına da sanırım herkes vakıftır.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ise bu yaratılan atmosferi sahiplenmeyecek kadar kendinden emin; sevecen, samimi, nüktedan bir iletişim diline sahip ve iktidarın aksine kesinlikle dikleşmiyor, sinirlenmiyor ve halkı yanlış bilgilendirmekten imtina ediyor. Seçildiği makamın ötesinde, bu memleket için bir anlam ifade etmeye başladığının da farkında sanki; halkın aç olduğu birlik, beraberlik, kardeşlik, dostluk hissiyatını içselleştirerek yaşıyor, yaşatıyor – şu ana kadar sergilediği tabloda. Bundan sonra İmamoğlu’nu, seçimde usulsüzlük yapıldığı iddiası ile görevinden men etmek kolay iş değil; halkın tepkisi bir anda hepimizi ateşe sürükleyebilir. Muhalefet nasıl ki yıllardır sandık yenilgisini kabul etti ise, iktidarın da bugün bu olgunluğu göstermesi ve demokrasimize, kendi payına düşen, borcunu ödemesini dileyebiliriz.

Gelelim, şahitlik yaptığımız bu tablonun bize neler anlattığına.

Siyasi güç sahibi olmak – mevcut düzende – adeta hukukun da üstünde sınırsız ayrıcalıkları getirdi. Devletin, dolayısı ile devlet ve hükümetin birbirinden ayrıştırılmamasını yıllardır savunan hükümetin, gerçek manada faaliyetlerini denetleyen bir kurum kalmadı. Siyasi güç sahibi olan mekanizma, dedi ve yaptı. Bunu yaparken de sandıktan aldığı güç ile yaptığını vurguladı. Olanı tasvip etmeyen kitleye ise yaptıklarını makul görmediği ve itiraz ve hatta isyan ettiği için türlü türlü fişleme yaptı; terörist olmakla, vatan haini olmakla suçladı. Cumhur ittifakına karşı Zillet ittifakı diye bir denklem vardı bu yerel seçim öncesi, hatırlayacaksınız. Ancak dünya siyasi tarihi siyasi gücü tek elde toplayan dişlilerin er geç kalıcı olmadığını gösteren parantezlerle dolu. Çünkü halk, daha doğrusu insanoğlu, insan onuruna aykırı bir oluşumun güç topladığı kanaatine vardığında, ve hatta bu gücü kendi katkısı ile dahi yaratmış olsa, en güçsüz düştüğü anda değişimi getiriyor. Örnekler vermeyeceğim, denklik kurulmasın diye. Herkesin hikayesi, deneyimi kendine…

Şunu söylemek ise yerinde olacaktır. Bugün yaşadığımız her şeyin bir nedeni var. O neden de dün doğru yapılmayanların karşılığı. Ya da doğru yapılsa da doğru anlaşılmamasının karşılığı. Her nasıl işinize gelir ve denklemi kurmak isterseniz. Ama bu denklemin temelinde laiklik ve din kavramlarının nasıl kabul gördüğüne dair bir sorunun olduğunu teslim etmekten kaçmadan. Türkiye nüfusunun ezici çoğunluğu Müslüman iken laikliği din karşıtı olarak gösteren; Müslümanlığı, gericilikle ve bağnazlıkla eşleştiren bir anlayışın ters tepmesini yaşadık. Halbuki dindar bir insanın edepli, erdemli, ahlaklı olduğu; Allah korkusunu bildiği için de büyük günah işlemekten, yani kul hakkı yemekten, çalmaktan, yolsuzluk yapmaktan, bile bile yalan söylemekten imtina edeceğini öngörürüz. Elbette şeklen dindar olan bireylerden değil, içsel olarak dinin gereklerini benimseyen kişilere dair yapılan bir yorumdur bu. Ve böylesi bireylerin oluşturduğu bir toplumun da Tocqueville’in de işaret ettiği gibi erdemli bir toplum yaratacağını öngörürüz. Bireylerin böyle değerlerden bihaber olduğu toplumda da demokrasinin olabilme şansı neredeyse yoktur.

Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir derken, doğruyu ve yanlışı ayırt etmesini bilen bireylerden oluşmuş demokratik bir düzenin mayasının da ne kadar güçlü olacağına işaret eder. Bir başka deyişle, eğer ki devletin/hükümetin adil ve iyi olmasını istiyorsak, önce insanın adil ve iyi olması şartı ortaya çıkar ki siyasi gücün oluşturduğu imtiyazlı ayrıcalıklar adaletten uzak ve kötüye hizmet etmesin. Daha da ileri gidersek Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dediği gibi “kişi laik olmaz, devlet laik olur.” Peki din mevzusu geçince, kaç kişinin aklında olumsuz ampüller 🙂 yandı. Peki bir insanın varlığını bu kadar derinden etkileyen bir mevzuyu, nasıl böyle başı boş bıraktık? Diyanet İşleri Başkanlığı, devlet bütçesinden en büyük payı alırken, bu konu nasıl bu kadar çetrefilli bir hal aldı; din adına konuşan imamların eğitim seviyesi nasıl oldu da bilim insanlarının dişinin kavuğunu doldur(a)madı! Hiç mi gidişattan memnun olmayan kitlenin bu oluşumda sorumluluğu yok; hep mi öte taraf suçlu? İnsanın varoluşuna bu kadar doğrudan etki eden bir inanç aracı, nasıl oldu da bu kadar dışlandı? Bugün, belki de, çuvaldızı kendimize batırma vakti geldi çünkü…

Ekrem İmamoğlu, seçime günler kala gittiği bir Cuma namazında camide Yasin okudu. Din karşıtı laikliğin emsali gibi kimi kesimlerce kabul gören Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir bireyinin böyle bir donanımla kendini göstermiş olması çoğu kişinin ayarını, ezberini bozdu. İmamoğlu, soyadının da hayli manidar algılandığı gibi dininin gereklerini bilen bir birey. Beylikdüzü Belediye Başkanı iken sergilediği performansına ve seçim sürecinde kendini tüm Türkiye’ye tanıttığı yüzüne bakıldığında da dindar olmanın güzel vasıflarını içselleştirmiş bir birey olarak ortaya çıkıyor. Şimdi siyasetin büyük sahnesine adım attığında ise din ve devlet işini nasıl ayırt ettiği, kilit önemde olacak. Biz gibi genç bir cumhuriyetin, bir imparatorluğun küllerinden kendini yaratan bir devletin laik ve bireyin dindar kimliği arasında köprü kurmakta akıl kargaşası yaşamasına neden olan bir devri belki de son derece tabii haliyle birbirine bağlayıverecek. Ve insanlar, gördüklerine bakarak dönüşümü algılayacak ve yaşayacaklar. Dini kendi tekelinde – tövbe haşa – gösteren bir iktidar ola ki giderse, başörtülü kadınlarımız okula, işe gidemeyecek, sokağa çıkamayacak algıları belki de inandırıcılığını yitirecek.

İmamoğlu, 16 milyon seçmenin oyuyla İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi ama Türk siyasi yaşamında anlamı şimdiden bu ilin sınırlarını geçti. Din ve devlet işlerini ayrıştırarak ve dindar bir insanın olması gerektiği gibi hizmet ettiği topluma adil, vicdanlı, haramdan uzak, kul hakkı yemeden hizmet ettiği taktirde kendine katacağı anlamlar şahsından öte daha köklü bir siyasi dönüşümün habercisi dahi olabilir. Allah’a güvenmek, dinden korkmamak gerektiğini ve din üzerinden siyaset yapan herkesin de Allah yolunda yürümediğini bilfiil sergileyerek, belki de kulu kula Allah’ı da Allah’a teslim etmemizin vesilesi olur. Ve belki Allah’ın adıyla oy isteyen ve öldükten sonrasına dair vaatlerde bulunan siyasilerin ve onlara bu zemini hazırlayan ve göz yumanların yeri daha netleşir. 21inci yüzyıl Türkiye’sinde “miş” gibi yaşama dönemi biterek, belki de gerçekten hem dinin baskısından kurtulmak isteyen vatandaşlar hem de dinini gönlünce yaşamak isteyen vatandaşlar, dini artık kendilerine konu etmeyecek kadar özgür ve hür yaşayabilirler.

Bunun için de birbirimizi yargılamadan, kötülemeden, dışlamadan, düşmanlaştırmadan adımlarımızı atmalıyız ki dönüşüm yıkmadan, yakmadan, güzel bir bahar esintisiyle köklensin. Ekrem İmamoğlu’nun geniş Türk ailesine anlamını biraz da böyle yorumlarsak belki sanılandan daha yakın bir gelecekte çok daha büyük bir değişimin gelişini de hızlandırabiliriz. Allah hepimizi korusun, sakınsın ve hep güzel gün göstersin…

mm

Tülin Daloğlu

Publisher / Yayıncı - tulin.daloglu@halimiz.com Bu sitenin yayıncısı ve baş editörüyüm. Gazetecilik mesleğimde yirmi yılı geride bıraktım. Başta Türk medyası olmak üzere, Amerika, İngiltere ve İsrail medyalarında yazılarım yayınlandı. Ankara, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezunum. Üzerine aynı bölümde master çalışmam var … Ve Washington, D.C., Amerikan Üniversitesi'nde medya hukuku üzerine ikinci lisans üstü çalışmamı tamamladım. Şimdi, bu yeni mecrada huzurlarınıza çıkıyorum … yazarak, konuşarak, bilgi odaklı yürüyerek var olmaya kıymet verenlerdenim…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!