EKONOMİK PROGRAM ÜZERİNE BİR İNCELEME - Halimiz
HİÇİM VE HERŞEYİM
4 Ekim 2018
HAFTANIN ÖNE ÇIKAN HABERLERİ
18 Ekim 2018

Bir ay kadar önce kamuoyuna açıklanan Yeni Ekonomik Program (YEP) üzerine çok yorum yapıldı. Beğenenler olduğu kadar beğenmeyenler de oldu. Hiç kimsenin hakkını yememek lazım. Programda, eğer yapılabilirse, olumlu gördüğüm hususlar yok değil. Özellikle teşvik tedbirleri, KİT’lerin yeniden yapılandırılması, kayıt dışı ile mücadele gibi alanlarda alınması öngörülen tedbirlerin yararlı olacağı kanaatindeyim. Bu yazıda programda gördüğüm bazı eksiklikler ve içsel tutarsızlıklar ile ilgili düşüncelerimi özetlemeye çalışacağım. Sırasıyla gidelim:

  • Borçluluğun tavan yaptığı bir dönemde, orta/uzun vadeli büyüme ve adil gelir dağılımı için, özel kesimin ve hane halkının borçlarının nasıl ödeneceği hususu bence herhangi bir programın en önde gelen hedefi olmalıdır. YEP’de bu hususun göz ardı edildiğini gördüm. Bu ciddi bir eksikliktir.
  • Küresel bağlamda, başta gelen merkez bankalarınca izlenen para politikalarının sıkılaşmaya başladığı gerçeğinin, program dengeleri hazırlanırken yeterince dikkate alınmadığı kanaatindeyim. Bunun yalnız Türkiye için değil, birçok gelişmekte olan ülke ekonomisi için ciddi bir sorun olduğu açıktır.
  • Yapılan kur varsayımlarını tutarsız buldum. Dolar kurunun 2018 yılı sonunda 6 TL civarında olacağı, 2019 yılı sonunda da 5 TL civarına gerileyeceği öngörülmüş. Bunun anlamı, enflasyon da hesaba katıldığında, TL’nin önümüzdeki dönemde ciddi düzeyde değer kazanacağıdır. 220 milyar dolardan fazla bir dış borç geri ödemesinin olacağı bir dönemde kurun nasıl bu ölçüde gerileyeceği tartışma konusudur.
  • Programda 2018 cari işlem açığının 36 milyar dolar olacağı öngörülüyor. Bir başka deyişle, 2018 yılının son dört ayına ait cari işlem açığının 3 milyar dolar altında kalması zımni olarak varsayılmış oluyor. Bu aslında 2018 yılının son çeyreğinde ekonomide çok ciddi bir daralma olacağı anlamına gelir. Gerçekçi bulmuyorum.
  • Büyüme tahminlerini de gerçekçi bulmadığımı itiraf etmeliyim. Kamu maliyesinde haklı olarak öngörülen disiplin ve tasarruf anlayışı egemen olursa, şirketlerin yoğun iç ve dış ödemeleri yanı sıra hane halkının da borç ödemelerinin olacağı bir dönemde büyüme nasıl gerçekleşecek? Hangi sektörler büyümeye katkı sağlayabilecek? Bunlar soru işareti yaratan ciddi hususlar.

Bence YEP’in ortaya koyduğu bir gerçek de var. Bunu özellikle vurgulamak lazım. YEP, Türkiye’yi yönetenlerin Türkiye ekonomisinin nelerle karşı karşıya olduğunu nihayet gördüklerini ortaya koyması bakımından önem taşıyan bir belgedir. Yönetim artık ülkenin bir döviz krizi ile karşı karşıya olduğunu kabullenmiş durumdadır. Dolayısıyla, doğrusuyla ve yanlışıyla YEP, hastanın hasta olduğunu kabul eden bir başlangıç noktasını temsil etmektedir. Bundan sonra önemli olan YEP’in ülke ekonomisinin düzenli bir yavaşlama sonucu yeniden dengelenebilmesi için yeterli olup olmayacağıdır.

Bugün Türkiye ekonomisinin bir çalkantı içine girdiği açık ve nettir. Karşı karşıya olduğumuz belki de en önemli sorun vadesi gelen dış borçların mümkün olduğu ölçüde yeniden yapılandırılmasıdır. Bir başka deyişle, ne kadar çok alacaklı borç verdiği tutarı bize yeniden borç olarak vermeye yanaşırsa, içinde bulunduğumuz krizi az hasarla atlatma şansımız olacaktır.

Umarım YEP uygulamada başarılı olur ve Türkiye ekonomisi içinde bulunduğu zor dönemi az hasarla atlatır. Ancak, yapılan iyi niyetli tüm eleştiriler dikkate alınarak programın eksiklerinin giderilmesi ve yanlışlarının düzeltilmesi önemlidir. Piyasalara güven aşılanmasının ön koşulu budur.

Bu noktada dikkat çekmek istediğim bir husus daha var. O da dış politika-ekonomi ekseninin ne kadar önemli olduğudur. Küreselleşen dünyada sağduyulu ve dengeli bir dış politika çizgisi olmadan özellikle dış açığı yüksek olan, dış borç stoku normalin üzerine çıkmış ve ekonomik çarkların dönebilmesi için sermaye hareketlerine bağımlılığı bulunan gelişmekte olan ülkelerin ciddi ekonomik sorunlarla karşılaşması kaçınılmazdır. Bu husus hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir.

Unutmamak gerekir ki adı ne olursa olsun kapsamlı bir ekonomik programın tam anlamıyla hayata geçirilmesi ve olumlu sonuçlar vermesi tek başına yeterli olmayabilir. Çünkü yatırımcı beklentileri olumluya dönmeden en doğru adımların bile yeterli olmayabileceğini düşünmek gerekir. Bunun için de iç ve dış siyasetin normalleşmesi; toplumu bölen ve ayrıştıran söylem ve tasarruflardan vazgeçilmesi; hukuk ve yargı sisteminin tarafsızlığının teminat altına alınması; coğrafya, tarih ve kimliğimizin bileşeni olan jeopolitik konumumuzla uyumlu, ülke çıkarlarını her şeyin üzerinde tutan, ciddi, tutarlı, barışçı, sağduyulu ve dengeli bir dış politika çizgisinden sapılmaması yaşamsal önem taşımaktadır.

Son olarak, YEP ile bağlantılı olarak McKinsey şirketinin Hazine’nin danışmanı yapılmasına kısaca değineyim. Ben bu durumu borç verenleri rahatlatma ve erozyona uğramış güveni tazeleme yolunda bir adım olarak görüyorum. Konuya bu gözlükle bakıldığında atılan bu adımın mantıksız olmadığını kabul etmek lazım. İçinde bulunduğumuz sıkıntılı ortama neden ve nasıl geldik konusuna artık girmenin yararı yok. Olan olmuş. Şimdi sıkıntıyı atlatmamız lazım. Piyasa, sevgili Hakan Özyıldız’ın tabiriyle, her şeyin önüne geçiyor.

Ama şunu belirtmeden geçemeyeceğim. Hangi ülke olursa olsun, eğer en önemli kontrol ve dengeleme mekanizması olan bürokraside liyakata bağlı atamalar unutulursa, kurumsal yapı bozulursa, devletin düzenleme ve denetim mekanizmaları işlevsiz hale getirilirse sıkıntıların doğması kaçınılmazdır.

Böyle bir durumda ulusal egemenlik, bağımsız dış politika, bürokratik yapı, kurumlar, kurallar gibi hususlar anlam yitirirler.

Bu aşamada YEP’in başarılı olmasını temenni etmekten başka çare yok galiba. Hepimizin aynı teknede olduğunu unutmayalım.

 

mm

Dr. Ali Tigrel

Devlet Planlama Teşkilatı Eski Müsteşarı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!