EĞİTİM 101 - Halimiz
ŞİMDİ DEĞİLSE NE ZAMAN?
16 Mayıs 2019
HAFTANIN ÖNE ÇIKAN HABERLERİ
27 Haziran 2019

Eğitim hakkında iyi kötü bir fikrimiz var, bunun bir sorun olduğunun da farkındayız ama nasıl çözeceğimizi bir türlü bilemiyoruz. Eğitim ile ilgili bazı kavramları eksik veya yanlış anlayabiliyoruz.

Ülkemizde eğitimle ilgili en temel sorun, eğitimin kamusal bir hak olarak kullanılamaması. Devlet okullarının ideolojik yapısı ve çocuklara sunulan eğitimin kalitesinin düşüklüğü orta sınıf ebeveynleri özel okullara yöneltiyor. Dolayısıyla çocuklarımız arasında bilgi, görgü, değerler ve dünya görüşü açısından muazzam bir uçurum oluşuyor. Devletin ivedilikle açılmış olan bu makası kapatması, öğretmenleri güçlendirmesi hepimizin çıkarına olacaktır.

Özel okullar ise ayrı bir sorun çünkü her zaman eğitimcilerin veya idealist girişimcilerin elinde değil ne yazık ki. Sektörün ne kadar karlı olduğunu keşfetmiş girişimciler arasında inşaatçılar, ekonomistler, işletmeciler, tüccarlar, politikacılar, sanatçılar, ünlüler var. Eğitimin bir sektör haline gelmiş olması ilk başta çocukların geleceğini dolayısıyla ülkenin geleceğini etkiliyor. Kaliteli eğitim ulaşılabilir olmaktan çıkıp sadece varlıklı kesimin alım gücüne hitap eder hale geliyor.

Eğitim sektöründe artık öğretmenler değil, işe giden maaşlı çalışanlar var. Okulu yönetenler eğitimciler değil, girişimcilerin maaşlı adamları dolayısı ile karlılık beklenen sektörün çalışanları bu hedef doğrultusunda hareket ediyor. Her T.C. vatandaşının temel kamusal hakkı olan kaliteli eğitim için fahiş bedeller ödeniyor. Sektör çalışanları ebeveynlerin duymak istediklerini vaat ediyor, oysa vaatler Kanada, gerçekler Adana…

Örneğin çocuk odaklılık lafı almış başını gidiyor. Hangi özel okula sorsanız çocuk odaklı ama çocuk odaklılık adına yaptıkları şey çocukları kategorize etmekten ibaret. Bir okul çocukları zeka türlerine göre ayırmış. Üstelik bunun için ebeveynlerden aldığı bilgiler yeterli. Çocuğun ilgi alanına göre zeka türleri isimlendirmiş. Onlara göre sınıflara ayırıyor.

Bir diğer özel okula gidiyorsunuz, çocukla bire bir görüşme yapıyor, bir takım değerlendirmelere tabi tutuyor, sonucunda çocuğun okula uygun olup olmadığına karar veriyor. Genelde birbirine benzer, ortalama çocukları istiyor, fazla uçlardaki çocukları istemiyor çünkü onları kolayca yönlendirebilmek, birbirine benzer yetiştirebilmek istiyor. Üstelik bunu yapmayı asla ayrımcılık olacak görmüyor.

Bir diğer konu, özel çocukların okula kaydı ve kabulü ile ilgili. Çocuğun özel ihtiyaçları, çocuğa uygun pedagojiyle yaklaşabilecek bir öğretmenin olup olmaması sorgulanmadan alınabiliyor kaydı. Ya da tam tersi, özel çocuklar okulun kapısından içeri giremiyor; oysa ki ilgili yasada açıkça 20 kişilik bir sınıfta 2 öğrenciye kadar kaynaştırma öğrencisi alınabilir diyor.

Özel okulların çeşitlilikten veya eğitimde fırsat eşitliğinden anladıkları ise mahallelerindeki fakir çocuklara ihtiyaç veya başarı bursu vermek. Bunun yapılması doğru ama eksik. Sadece sosyoekonomik değil etnik ve zeka çeşitliliğine, her tür çeşitliliğe ihtiyacı var okulların.

Bunlar kayıt esnasında yaşamaya başladığımız sorunlar. Tabii bunlar sadece buzdağının görünen kısmı. Okulun içine girince çeşit çeşit idari, iletişim, pedagojik veya psikolojik yaklaşım sorunuyla karşılaşılıyor.

Örneğin bir okulda öğretmen işten ayrıldığı zaman, normal şartlar altında ebeveynler bilgilendirilir ve belirli bir süre içinde yerinin doldurulacağı söylenir. Ama görüyorum ki bir çok okulun öğretmenin işe bırakmasına yönelik bir B planı yok. Bir yedek havuzu, yerini geçici olarak da olsa doldurabilecek bir sistemi mevcut değil. Dolayısı ile öğretmen devamsızlık yaptığında veya işten ayrıldığında çocukların kesintisiz eğitim hakkı gasp edilmiş oluyor.

Bir başka konu öğretmenlerin okulda bulundukları her dakika çalışmaları gerektiği algısı. Özel okullar, öğretmenlere verdikleri “dolgun” maaş karşılığında, öğretmenlerden bunu bekliyorlar. Oysa bir öğretmeni en çok besleyen şey boş vakitleridir. O boş vakitleri sayesinde çocuklara sabır ve saygı gösterebilecek, onları besleyecek enerjiyi kendinde bulur. Sürekli yorgun bir öğretmenin, çocuklara rehberlik edebilmesi, öğretmenlik yapabilmesi çok zordur.

Bir diğer konu ise öğretmenin psikolojisi. Özlük hakları ihlal edilen (maaş alamayan, sigortası yaptırılmayan, yemek ve ulaşım haklarına erişemeyen vs.) bir öğretmen veya mobbinge uğrayan bir öğretmenin okulda verimli ve istekli bir şekilde öğretmenlik yapabilmesi mümkün değildir. Bu durumlar her sektörde olduğu gibi eğitim sektöründe de hem etik dışıdır hem de yasal değildir. Ama eğitim sektöründe çalışan memnuniyetsizliği yani öğretmenin memnuniyetsizliği direkt çocuklara yansır.

Çocuk okula girdiği andan itibaren öğrenme süreci içindedir. Öğrenme sadece sınıf ile sınırlı değildir. Dolayısı ile okulun güvenliğinden, temizlikçisine, öğretmeninden müdürüne her bireyin çocuğun pozitif öğrenmesine katkıda bulunacak şekilde davranması beklenir. Çocuklar, yetişkinler arasındaki gerginlikleri, yetişkinlerin birbirlerine olan tavırlarını çok iyi gözlemler ve bir sünger gibi emerek bunu yansıtırlar.

Çocuğun merak duygusunu öğretmenin anlatmakla yükümlü olduğu konu ile sınırlayan, yaratıcılığını önceden çizilmiş şekillerin içini boyamaktan ibaret sayan ve öğretmeyi konuyu sunmak zanneden zihniyet değişmedikçe, yeni nesil çocukların ihtiyacı olan eğitimi onlara sunamayacağımız açık. Değerler dikte edilerek değil, yaşantı içinde doğal ortamda öğrenilir. Çocukların kendi aralarında bağırarak tartışmalarının yasaklandığı bir ortamda yetişkinler bunu yapıyorsa çocuk yapması gerekeni değil, yapılanı öğrenecektir. Çocuk eğitiminin temeli budur. Çocuk yaşayarak, gözlemleyerek, deneyerek, görerek öğrenir. Buna alan tanımak ise okulun ve ailenin görevidir.

Okulun fiziksel alanı ne kadar gelişkin olursa olsun, mekan çocuğa rağmen tasarlanmışsa, yani çocuk her etkinliği yetişkin kontrolünde yapmak zorunda kalıyorsa burada bir sorun var demektir.

Merkezinde çocuğun olduğu mekanların tasarımında çocukların da söz hakkı olsa nasıl olur? Tüm gün bulundukları okulun yönetiminde çocukların söz hakkının olması gerekmez mi? Çocuk meclisi fikriyle demokrasiyi içselleştirerek öğrenebilirler mi?

Modern toplumda eğitimin değerinin verilerle artacağı, bu değerin not ve sertifikalarla ölçülebileceği ve dokümanlaştırılabileceği öğrenilmektedir. Aslında öğrenme, başkalarının yönetimine en az ihtiyaç duyulan insan etkinliğidir.

Bir sorunu anladığımızı gösteren ilk şey o sorun ile ilgili doğru soruyu sormaktır. O zaman Ivan Illich’in geçen yüzyılın ikinci yarısında sorduğu iki soruyu kendimize soralım: Her toplumda okullaşmaya bu derece büyük bir önem ve prestij kazandıran nedir? Okullaştırma, eğitimle aynı anlama mı gelmektedir?

mm

Ayse Musal Çıpa

Ankara’da doğdum ve büyüdüm. TED Ankara Koleji mezunuyum, Bilkent’te Turizm ve Otel İşletmeciliği okudum. Bir kaç sene mesleğimi yaptıktan sonra İstanbul’a taşındım ve reklam sektörüne geçtim. 17 sene aralıksız profesyonel hayatıma devam ettikten sonra 2011'de bir şirkete ortak oldum, evlendim ve 2012’de doğum yaptım. 2015’den beri Sivil Toplum Kuruluşları ile çalışmaktayım. Başka Bir Okul Mümkün Derneği’ni ve Yenidenbiz’i destekliyorum. İstanbul Gençlik ve Çocuk Sanat Bienali’nde gönüllü çalışıyorum. Kolektif işlere inanıyorum. Only One Team ile bir kolektif kitap yazıp, bir enstalasyon sergisi açtık, çevirim içi radyo kurduk ve çevirim içi şiir gecesi yaptık. Farkındalık, Reiki, Transandantal Meditasyon, Şiddetsiz iletişime giriş, yoga, P4C vb. bir çok kişisel ve mesleki eğitime katıldım. Farkındalık üzerine atölyeler düzenliyorum. Çocuklar için felsefe kolaylaştırıcılığı yapıyorum, yetişkinler için felsefe çemberleri düzenliyorum. Yazıyorum ve konuşuyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!