DÜNYA KÖYÜ - Halimiz
KORKU
21 Mart 2019
ONDANCI
21 Mart 2019

Dünya küçücük bir köy aslında. Yeni Zelanda’ya da gitsen, Hollanda’da da yaşasan, Amerika’da bir okul öğrencisi de olsan hayatın bir ruh hastasının parmaklarının ucunda. Katil, çocukluktan beri oynamaya alışkın olduğu bilgisayar oyunlarından birini oynuyor sadece. Bir kaç canı yere indiriyor, o kadar. Bunun ötesinde bir anlamı yok. Alt tarafı bir tramvaya ateş açıyor, alt tarafı okula gidip rastgele ateş açıyor…

Şiddet neden bu kadar tırmandı, nasıl bu hale geldik diye şaşıran bizler şiddete en büyük katkıyı bunu konuşarak, dillendirerek yapıyoruz aslında. Şiddetten haz aldığımız gerçeğiyle yüzleşmektense şiddetten tiksiniyormuş gibi yaparak bu olayları şehvetle aktarıyoruz.

Şiddet doğduğumuz andan itibaren hayatımızda var. Nefes almayı öğrenmemiz için popomuza yediğimiz şaplaktan, uyarı için annemiz tarafından sıkılan kolumuzdan, arkadaşımızın attığı tekmeden, yumruktan, öğretmenimizin azarlamasına kadar önümüz arkamız her yanımız şiddet dolu ve biz her seferinde katliamlar karşısında şaşırabiliyoruz.

Şiddet sadece fiziksel değil üstelik. Sözle yaptığımız şiddet, dışlayarak uyguladığımız şiddet, duygusal anlamda yok sayarak uyguladığımız şiddet, maddi anlamda bağımlı kılarak uyguladığımız şiddet, aşağılayarak, küçümseyerek veya asla takdir etmeyerek uyguladığımız şiddetin de farkına varmamız gerek.

Bu işin ileri boyutu. En başta çocukluktan itibaren maruz kalınan oyunlar ve oyuncaklara bakalım. Jim Morrison’un dediği gibi hemen her oyun ölüm fikrini içeriyor. Oyundan çıkmak, oyun oynayanın ölümüdür mecazi anlamda. Kazanma fikrine dayalı tüm oyunlar ölüm fikrini besler. Benim başarılı olmam için başkasının başarısız olması gerek ana fikrini içerir. Her tarafın kazandığı, birlikte bir şey inşa ederek, takım şeklinde oynanan oyunların sayısı azdır. Online oyunların çoğu ölüm ve yıkım temalıdır. Rekabet gerektiren spor oyunlarında da biri kazanıyorsa diğeri kaybederdir. Tam bu noktada ünlü matematikçi, Dr. John F. Nash Jr.’a gönderme yapmak gerek. Çünkü tarihe oyun teorisini ben kazanırsam sen kaybedersin durumundan oyunda herkes aynı anda kazanabilir durumuna getiren adam olarak geçmiş, herkesin kazanabilmesi için paradigmayı değiştirmiştir.

Savaşların ve şiddetin kazananı olmaz. Silah satan şirketler, şiddeti ve terörü destekleyen kişi ve kurumlar eninde sonunda kendi silahlarıyla kendi ayaklarına sıkarlar. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Şiddet bir sebep değil sonuçtur. Anlayışsızlık, empati kuramama, başka bakış açılarını görmeyi reddetme, şiddeti normalleştirme, ötekileştirme, kutuplaşma, katı ahlaki önyargılar, ırkçı ve dinci ayrımcılık, cinsiyet eşitsizliği, sansür ve baskının sonucudur şiddet.

Şiddet görmek istemiyorsak, şiddet kurbanı olmak istemiyorsak, şiddeti her gördüğümüz yerde reddetmeyi öğrenmeliyiz. Şiddete alternatif bir lisan, şiddetsiz bir iletişim geliştirmeliyiz.

Zorbalık karşısında nasıl kendimizi savunmamız gerekiyorsa, şiddetin her türlüsünden kendimizi ve şiddet gören herkesi savunmamız gerekiyor. Şiddet kolay tüketilebilen bir ürün ve biz bu ürünü almaktan vaz geçmedikçe dört bir yanımızı sarmaya devam edecek ve dünyada güvenli bir yer kalmayacak. İşe nasıl başlayacağız? Şiddet içeren aplikasyonları satın almayarak, şiddet filmlerine gitmeyerek, şiddet söylemlerini kınayarak, şiddeti uygulayan kişi kim olursa olsun, her gördüğümüz yerde ona karşı durarak.

Şiddet şiddeti doğurur. Şefkat dili ise şefkati. Siz her durumda bütünsel davranabiliyor, iyilik, nezaket, barış ve uyumu isterken, bunlara aykırı davranmıyorsanız, çevrenizdeki değişime hızla şahit olacaksınız demektir.

Barış istiyorum deyip savaşçı olmak, iyiliği sadece kendi çevresi için düşünmek, nezaketi sadece çıkarları için kullanmak, uyumluymuş gibi yapmak bir değişim yaratmaz. Siz neye karşıysanız, onu beslersiniz.

İhtiyaçlarınızın farkına varmak, başkalarının ihtiyaçlarını okuyabilmek, bunların yarattığı düşünce ve duyguları aşıp rica kısmını talepkar olmadan dile getirebilmek Dr. Marshall D. Rosenberg’e göre şiddetsiz iletişimin özünü oluşturur.

Bazı iletişim şekilleri bizi doğamızdaki şefkatten uzaklaştırır. Colorado Üniversitesi Psikoloji profesörü O. J. Harvet, dil ve şiddet arasındaki ilişki hakkında bir araştırma yapmış. Farklı ülkelerin edebi eserlerinde insanları sınıflayan ve yargılayan sözcüklerin ne kadar çok kullanıldığını incelemiş. Araştırma, bu tür sözcüklerin kullanımı ile şiddet arasında yakın bir ilişki olduğunu göstermekte. İnsan ihtiyaçlarının önemsendiği kültürlerde şiddet olaylarının daha az olduğu gözlemlenmiş. İnsanları iyi ve kötü olarak etiketleyen ve kötülerin cezalandırılmayı hak ettiğinin düşünüldüğü kültürlerde ise şiddet elbet daha fazla.

Dünya denilen köyde birbirimizden uzak yaşama şansımız yok gibi. Ya beraberce şiddete, öfkeye ve karanlığa teslim olacağız, ya da buna şahitlik etmeyi reddedip şefkati, doğruluğu, sevgiyi ve aklı hareketlerimizin merkezi yapacağız. İşe teşekkür etmekten başlayabiliriz. Mesela şimdi.

mm

Ayse Musal Çıpa

Ankara’da doğdum ve büyüdüm. TED Ankara Koleji mezunuyum, Bilkent’te Turizm ve Otel İşletmeciliği okudum. Bir kaç sene mesleğimi yaptıktan sonra İstanbul’a taşındım ve reklam sektörüne geçtim. 17 sene aralıksız profesyonel hayatıma devam ettikten sonra 2011'de bir şirkete ortak oldum, evlendim ve 2012’de doğum yaptım. 2015’den beri Sivil Toplum Kuruluşları ile çalışmaktayım. Başka Bir Okul Mümkün Derneği’ni ve Yenidenbiz’i destekliyorum. İstanbul Gençlik ve Çocuk Sanat Bienali’nde gönüllü çalışıyorum. Kolektif işlere inanıyorum. Only One Team ile bir kolektif kitap yazıp, bir enstalasyon sergisi açtık, çevirim içi radyo kurduk ve çevirim içi şiir gecesi yaptık. Farkındalık, Reiki, Transandantal Meditasyon, Şiddetsiz iletişime giriş, yoga, P4C vb. bir çok kişisel ve mesleki eğitime katıldım. Farkındalık üzerine atölyeler düzenliyorum. Çocuklar için felsefe kolaylaştırıcılığı yapıyorum, yetişkinler için felsefe çemberleri düzenliyorum. Yazıyorum ve konuşuyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!