DOĞRUNUN NE ÖNEMİ VAR?!... - Halimiz
YAZ
4 Temmuz 2019

“Ocak ayının soğuk bir gününde, kırk üç yaşındaki bir adam, ülkesinin lideri olmak üzere yemin etti. Yanında, kendisinden önceki kuşaktan gelen ve on beş yıl önce ülkesinin ordusunu yönetmiş olan ünlü bir general duruyordu. Genç lider, Katolik Kilisesi kurallarına göre yetiştirilmişti.

Kimi anlattığımı anladınız değil mi?

Anlattığım olay 30 Ocak 1930’da gerçekleşti ve olayı yaşayan kişi, çoğunuzun düşündüğü gibi John F. Kennedy değil, Adolph Hitler’di.”

Yazar Simon Sinek’in, “Neden ile Başla” kitabından bir alıntı. Son derece düşündürücü bir anlatım, değil mi? İlk paragrafta paylaşılan bilgilerle bildiğimizi sandığımız, sonraki paragrafda eklenen bir tarihle değişiveriyor.

Bizler gibi her şeyin uzmanı geveze bir toplum için ne kadar ehemmiyeti var bu gibi örneklerin bilemem ama arada az soluk almak, neyi, neden, nasıl bildiğimizi sorgulamak kıymete geçebilir.

Gerçi Oxford sözlüğü 2016’da “post-truth”, “doğruluk-sonrası”nı ve Collins sözlüğü 2017’de “fake news”, “sahte haber”i yılın kelimesi seçtiğinden beri bu yüzyılın düğmeleri yanlış iliklenmiş bir gömlek misali sakil bir başlangıç yaptığı ortada.

İnsanoğlu, doğru ile arasına da ilk defa mesafe koymuyor. Ama bildiğini sandığı doğruların sonradan yalan çıktığı takdirde ödediği bedeli çoğu kez görmezden gelmeyi yeğliyor. Doğrunun arkasına düşmek çok külfetli, çok zahmetli geliyor.

Halbuki düşünün, sizin için ölüm kalım meselesi niteliğinde bir işle meşgulsünüz. İyi bir yatırım yapmak üzeresiniz. Kritik bir kararın arefesindesiniz. Alacağınız karar, neyi, ne kadar, nasıl bildiğinizle doğrudan bağlantılı. Elinizde doğru veri olmadan kararınızı bağlarsanız, geçmiş olsun, çoğu zaman üzerine içilen bir bardak soğuk su bile içteki harareti kesemeyebiliyor.

Peki bundan kim mesul? Kim suçlanmalı? Suçlu aranmalı mı?

Her birey, doğrudan saptığı her anda sapmanın farkındadır der bilim adamları ve yine de sapma yaşanır ve hatta defaatle tekrarlanabilir. İnsan, yaptığı hatalardan çıkardığı dersleri de unutabilir. İnsanlık hali diye boşuna denmemiş. Ama hataya ayıldığı andan itibaren sorumluluk devreye girer ve suçlamanın sonlanması bireyin kendi çıkarınadır. Bu bilince gelindiğinde de hatalardan ötürü insan ne kendini ne de başkasını suçlayabilir. Olması gereken olmuştur.

Dünya tarihi, bugün içinden geçtiğimiz sancılı darboğazlardan çok defalarca geçti ve hatta daha beter siyasi güç sahiplerine evsahipliği yaptı. Yine de insanoğlu hep doğrudan yana tercih kullanarak, doğruyu sağlamlaştırarak ileriye doğru gitti. Ve fakat doğruyu bulmak için de kendini hep karanlık dehlizlerde kaybetti, dip yaptı, dibe çöktü…

Bizler daha ne kadar irtifa kaybederiz bilemem ama vatandaşlar olarak partizanlık yerine vatan sevgimizi öncelik eder ve bizbize birbirimizin hakkını hukukunu doğrudan yana korumak için niyet birlikteliğine girersek, korkulacak bir günümüzün olduğunu sanmıyorum. Mesele şu ki doğrudan yana gözüken kümülatif henüz değişimi sağlayabilecek kadar güçlü değil.

Dileyelim önümüz sonbahar bundan ötürü daha da canımız yanmasın…

 

mm

Tülin Daloğlu

Publisher / Yayıncı - tulin.daloglu@halimiz.com Bu sitenin yayıncısı ve baş editörüyüm. Gazetecilik mesleğimde yirmi yılı geride bıraktım. Başta Türk medyası olmak üzere, Amerika, İngiltere ve İsrail medyalarında yazılarım yayınlandı. Ankara, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezunum. Üzerine aynı bölümde master çalışmam var … Ve Washington, D.C., Amerikan Üniversitesi'nde medya hukuku üzerine ikinci lisans üstü çalışmamı tamamladım. Şimdi, bu yeni mecrada huzurlarınıza çıkıyorum … yazarak, konuşarak, bilgi odaklı yürüyerek var olmaya kıymet verenlerdenim…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!