DIŞ POLİTİKA BAŞ DÖNDÜRÜYOR - Halimiz
DIŞ POLİTİKA BAŞ DÖNDÜRÜYOR 2
ABD-İRAN KRİZİ ŞİMDİLİK SAKİNLEDİ
9 Ocak 2020
DIŞ POLİTİKA BAŞ DÖNDÜRÜYOR 3

Dış politikayı takip edenler için yeni sene baş döndürücü bir hızla başladı. Amerika – İran gerilimi bir tarafta, Libya öte tarafta ve bitmek bilmeyen Suriye denklemi yanı başımızda derken Ortadoğu’da yine bir hareketlenme dikkat çekiyor.

Trump’ın Azil Süreci

Komplo hikayesi veya değil, Amerikalılar da başkanları Donald J. Trump’ın, 3 Ocak’ta İran İslam Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin öldürülmesine karar vermesinin arkasında Kasım ayında yapılacak başkanlık seçimleri olduğunu ileri sürdüler. Amerikan Savunma Bakanı Mark Esper, Trump’ın, bu suikast operasyonunu ani ve acil bir tehdit olgusuna bağlamasını izah edebilecek bir kanıttan haberdar olmadığını söyledi.

Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi, Trump’ın, İran’a savaş ilan etmesinden açıkca çekindiklerini ve başkanın savaş ilan etme yetkilerini tanımlayan yasa tasarısına hızla sınırlamalar getirilmesi için kolları sıvadıklarını açıkladı.

Temsilciler Meclisi’nin çoğunluğu, Trump’ın görevden azledilmesi için yeteri kadar kusurlu davranış içinde olduğu hükmüne varsa da bir türlü bu kararı Senato’ya göndermiyorlardı. Pelosi’nin, Kasım ayındaki başkanlık seçimlerine yakın bu kartı kullanacağı ileri sürülürken bir anda işler değişti; karar, Senato’ya gönderildi.

Senato, Trump’ın görevden alınmasını talep eden iddiaların hükme bağlanması için mahkeme niteliğine bürünecek. İlk iş de Yüksek Mahkeme Baş Yargıcı John Roberts’ın yemin içerek bu görevi alması olacak. Roberts, Trump’ın, Senato’daki yargılamasının hukuki prosedürlere uygunluğunu denetlemek ve Senatörlere yardımcı da olmak amacıyla görev yapacak. Senatörlerin içinde de hakim, savcı veya avukat olarak görev yapmış pek çoğu var.

Şimdi kritik olan bir diğer unsur da çoğunluk lideri Cumhuriyetçilerden Mitch McConnell. McConnell, Senato’da şahit dinlenmesini istemiyor. Dinleyecek olsalar Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, ifade vermeye hazır olduğunu söyledi. Niyeyse bu açıklamayı yapmaktan daha önce kaçınmışdı. Senato’da, Trump’ın azledilmesine karar verilmesi beklenmiyor. Trump ise bunun farkında olarak ve tabanını coştururcasına İran üzerinden puan toplama çabalarını sürdürüyor.

İran karşılık verdi

Süleymani’nin öldürülmesinden 5 gün sonra İran da Irak’taki iki Amerikan askeri üssünü vurdu. Başkan Trump, ölen Amerikalı ve/ya Iraklının olmadığını söyledi. İki ülke arasındaki korkutucu gerginliğin yerini temkinli bir rahatlama hissi aldı. Ancak aynı gün sabah saatlerinde Tahran İmam Humeyni havalimanından kalkan bir Ukrayna uçağının yanlışlıkla vurulması halkı adeta çıldırttı.

Ülkenin dört bir köşesinde halk sokaklara çıktı. Hükümet yetkilileri her ne kadar bu elim kazadan ötürü üzüntü duyduklarını söyleseler de halk bunu yeterli görmedi ve istifalarını isteyerek yüksek sesle olayı protesto ettiler. Ukrayna uçağındaki tüm mürettebat ve yolcu, toplam 176 kişi hayatını kaybetti. İran halkı, bu protestoları ile adeta insanlık bunu gerektirir, olana susarak seyirci kalamayız dediler.

Ve fakat protestoları sosyal medya akışında paylaşılan video görüntülerinden izlerken dikkat çeken bir husus daha vardı. O da, Süleymani’nin daha birkaç gün önce naaşı defnedilirken acıdan ne yapacağını bilemeyen kalabalık elli ölü yüzlerce yaralı verirken yaşadığı duygu selinde bu kez tam ters istikamete savrulmuştu. Son protestolarda sokağa çıkan halktan bir kesim de Süleymani’nin posterlerini söküp, onun kahraman olmaktan çok uzak bir isim olduğunu haykırıyordu. Sonuç olarak da böyle zamanlarda duygusal sarkaç hızla savruluyorsa, buradan somut bir çıkarıma gitmenin pek mümkün olmayacağıdır.

İngiltere, Fransa ve Almanya ise net bir duruş sergilediler. Trump, İran’ın, Irak’taki iki Amerikan üssünü vurması sonucu ölen hiçbir Amerikalı ve Iraklı olmadığını söylediği basın toplantısında İran’la imzalanan nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmelerinin yeterli olmayacağını; Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi ve Almanya’nın da bu anlaşmadan bir an evvel çekilmelerini ki böylece yeni bir anlaşma hazırlığına girişmek için zemin oluşturulması gerekliliğini bahsetmişti. Bu üç ülke, Trump’ın sözünü yerine getirircesine İran’a adeta ultimatom içeren bir açıklama ile anlaşmanın şartlarına mutlak uyması çağrısında bulundular. İran da eğer dikleşir bu anlaşmadan çekilirse Batı ittifakının yeni bir anlaşma için nasıl bir insiyatifle Tahran’ı masaya getireceği tartışılabilirken; Rusya, İran’a uygulanan yaptırımları fırsat bilip bu ülkeyle de ekonomik ve askeri işbirliğini genişletebilir.

İran’ın dini lideri Hamaney, on-sekiz yıl aradan sonra ilk defa yarın Cuma hutbesini kendi okuyacak. Bu konuşmadan çıkan mesajları da yakından takip etmek gerekli.

Türk ve Suriye istihbarat şefleri buluşmuş

Türk heyetinin, Salı günü Moskova’daki temaslarında Libya dışında bir gündem maddesi olması sürpriz geldi. Ancak Türk ve Suriyeli istihbarat şeflerinin ilk kez yüz yüze görüştüğünün duyulması da iyi bir haber olarak algılandı. Ne konuştular, buradan nereye gidiliyor elbette meçhul. Zira Erdoğan hükümetleri, Esad rejimini düşürmeyi bir dönem politika haline getirmişti; Esad da şimdilerde verdiği basın demeçlerinde Türkiye’nin topraklarında işgalci bir güç olduğunu ve askerlerin bir an evvel ülkeyi terk etmesini istediğini söylüyor. Moskova, taraflar arası uzlaşma sağlamaya çalışıyor gibi gözüküyor.

Libya’da illa ki iç savaşa müdahil olunmak isteniyor

Moskova’daki görüşmelerde anlaşılan belli bir uzlaşı sağlanmış. Ulusal Mutabakat Hükümeti Başbakanı Fayez el Sarraj, mevzu olan metni imzalarken Libya Ulusal Ordu Komutanı Halife Hafter ise metni imzalamadan Moskova’dan ayrıldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisi AKP’nin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, Hafter’e sert sözlerle mesaj verdi.

“Önümüzdeki günlerde darbeci Hafter ile ülkenin meşru yönetimi arasında yapılacak tercihleri dikkatle takip edeceğiz. Ülkenin meşru yönetimine ve Libya’daki kardeşlerimize saldırılarını sürdürmesi halinde, darbeci Hafter’e hak ettiği dersi vermekten de asla geri durmayacağız” diyen Erdoğan, şöyle devam etti: “Biz söylediğimiz sözün arkasında durduk. Ama ne yazık ki darbeci Hafter, aynen darbeciliğinde olduğu gibi, masada bir yalan darbesi yaparak Moskova’yı terk etti. Trablus Hükümeti son derece yapıcı ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi. Darbeci Hafter, ateşkesi imzalamaya yanaşmadı. Önce bekledi sonra Moskova’yı terk etti, kaçtı.”

Rus haber ajansı Tass ise Hafter’in, 48 saat süre istediğini ve kendisini destekleyen aşiretlerle varılan anlaşmayı görüşmeyi hedeflediğini yazdı. Sahada gözüktüğü kadarı ile halen ateşkes sürdürülüyor. Hafter’in alacağı tavır ise artık bugün yarın belirginleşmeye başlayacaktır. 19 Ocak Pazar günü Berlin’de yapılacak Libya konferansına tarafların katılması da bekleniyor. Türkiye’nin de bu konferansta ikna edilmesi gereken taraflardan biri olarak ortaya çıktığı gözüküyor. Bu da Ankara’nın ağırlığını hissettirmekten yanı sıra, sahada güç kaybına uğradığı şeklinde algılanabilir.

Kazanan, Putin

Amerika bölgede pozitif algısını kaybettikçe Putin bunu fırsat bildi ve yavaş yavaş nüfuzunu hissettirmeye başladı. Suriye’de takındığı politikanın da istikrarlı bir şekilde devamı bölgede istediği karşılığı bulabilmesi için önemli bir aracı oldu. Bugün Rusya, bölgede ‘kingmaker’. Başı sıkışan, soluğu artık Putin’de buluyor.

Putin ise işini biliyor gibi gözükmekle, demokrat bir kimlik değil. 2024’te görev süresi dolacak. Ama O da ülkesinin yönetiminde ilelebet söz sahibi olmak istediği için minareyi çalan kılıfını hazırlar misali anayasal değişiklikler yapmak istediğini dün açıkladı ve akabinde hükümet istifa etti. Başbakan Medvedev’in ifadesine göre Putin’e yapmak istediğini rahatça yapabilmesi için alan açtılar. Putin de Medvedev’i yeni yapılanmada Güvenlik Kurulu Başkan Yardımcısı olarak görmek istediğini açıkladı; bir diğer deyişle, ikili aralarındaki bağı/bağımlılığı güçlendirerek yollarına devam ediyorlar.

Sonuçta, Putin, Rusya’yı yeniden uluslararası düzenin belirleyicisi kritik bir konuma taşımayı başardı ve Amerika bölgede nüfuz kaybına uğramaya devam ettikçe, bu ivmeyi kendi lehine doğru giderek arttırmaya devam edecektir.

mm

Tülin Daloğlu

Publisher / Yayıncı - tulin.daloglu@halimiz.com Bu sitenin yayıncısı ve baş editörüyüm. Gazetecilik mesleğimde yirmi yılı geride bıraktım. Başta Türk medyası olmak üzere, Amerika, İngiltere ve İsrail medyalarında yazılarım yayınlandı. Ankara, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezunum. Üzerine aynı bölümde master çalışmam var … Ve Washington, D.C., Amerikan Üniversitesi'nde medya hukuku üzerine ikinci lisans üstü çalışmamı tamamladım. Şimdi, bu yeni mecrada huzurlarınıza çıkıyorum … yazarak, konuşarak, bilgi odaklı yürüyerek var olmaya kıymet verenlerdenim…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!