DİLE DİKKAT - Halimiz
DİLE DİKKAT 2
SİL BAŞTAN
5 Eylül 2019
DİLE DİKKAT 3
DEMOKRASİNİN YENİ KRİZİ
5 Eylül 2019
DİLE DİKKAT 4

“A” diyorsunuz, “Zıt Erenköy” diye cevap geliyor.

Şaka yapmıyorum. Çoğumuz müzdaribiz bu durumdan. Fena halde “iletişememe” halindeyiz.

Ya da şöyle diyelim. Dijital alemde kendi fikir ve hislerini paylaşmış her canlı, tanımadıkları tarafından sözel bir saldırıyı mutlaka tadacaktır. Bundan kaçış yok!

Teknolojinin bize sunduğu nimetler, birbirimizi daha iyi anlamamıza aynı orantıda yardımcı olmaktan ne yazık ki çok uzakta.

Belki insanoğlu, tarihin her evresinde birbirine karşı hep bu kadar haşindi ama bizim yaşadığımız zaman diliminde olduğu gibi dijital iz bırakabileceği platformlar yoktu.

Birinci Dünya Savaşı dönemini bir düşünün, veya İkinci Dünya Savaşını. O zamanlar şimdiki gibi olanaklar olsa, kimler neler paylaşırdı kimbilir.

Nazi propaganda makinesi Yahudileri “haşarat” olarak nitelendirirken, Ruanda soykırımında da Hutular, Tutsileri “hamamböceğine” benzetiyorlardı. Bosna’daki savaşta da Sırp medyası Müslüman komşularının “tam bir insan olmadığını” saçmalıyordu. İnsanı insandan az olarak göstererek, bir hayvana benzeterek, şiddete meşru bir kılıf geçirebileceklerini sanmışlardı. Olmadı ama bedel ödendi…

Tarih bize defaatle dilin öldürücü olduğunu kanıtladı. Kaç defa yıktık yaptık bilmiyorum ama her inşa döneminden sonra gelen rahatlama evresinde hafızamız silindi. Unuttuk ve başa döndük, hem de büyük olasılık daha yıkıcı olarak.

Bugünün dünyasını yöneten liderlere bakıyorsunuz. Vazgeçemeyecekleri tek değerleri iktidarda kalma dürtüleri. Onu sağlayabilmek için de her şey mübah. Daha beteri, büyük kitleler, bu liderleri, gönül rızası ile seçiyorlar.

Türkiye’de de ciddi bir sorun var. Yıllardır konuşuyoruz. İktidarın işine gelmeyen herkes ya terörist, ya potansiyel terörist, ya da bir yerlerde bir terör örgütünün ve faaliyetinin olduğundan haberdar olduğu için bunu bilmekten ötürü teröre dışardan destek vermekten dolayı terörist. Bizimkisi de böyle efsane bir durum anlayacağınız. Yazık ki sorun bizle sınırlı değil.

Asıl mesele dünyaya yön veren ağır abilerin başı büyük dertte. Amerika’ya bakın. Şimdiki başkanları Trump, Meksikalılara “hayvan” diyor ve geçim sıkıntısına düşmüş beyaz Amerikalının gözünde bu haykırışlar adeta $$$ dolar olarak parlayıveriyor. Geçmiş zamanlarda yazılı olmayan kurallarda ise Amerikan başkanı olmanın kurallarından biri bu tarz nefret, ırkçı ve şiddet çağrıştıran ifadelerin kullanılmamasıydı. Bugünlerde uçtu-gitti-kayboldu bu gibi değerler.

Üç yıllık başkanlığı süresince Trump’ın bu gibi absürt ve insanı incitici üslup ve söylemlerine şahitlik yaptık. Liberal Amerikalı, temsiliyetlerinin bu hale nasıl geldiğini dehşet içinde anlamaya çalışırken, siyaseten yapılan her tür yanlışa rağmen milletçe iyi olduklarına inanmaya devam etmelerinin de riske girdiğini düşünüyor.

Kendini eleştirenlere karşı ağzını açtığı her anda ne kadar tahammülsüz olduğunu ispatlarken Trump, Amerikan toplumunun da ne kadar medeni, toleranslı ve şefkatli olmaktan uzaklaştığını gösteriyor. Muhalif kanatta kalan Amerikalı da “Ne oluyor bize?” diye endişeleniyor. Kendi içlerindeki kötülüklerin yine orantısız hortlamasından ve başlarına bela olmasından korkuyorlar. Çünkü Trump’ın bu düşüncesiz ve pervasız konuşmaları, Amerikalıları da anlaşamadıkları kişilerle aynı türde iletişime girmeye sevk edebiliyor. Anlaşamıyor musunuz, tehdit edin, aşağılayın, açığını bulun ve bel altından vurun vesaire.

Balık baştan kokar misali bu tarz konuşmanın sonuçları kaçınılmaz oluyor. University of North Texas‘ta yapılan bir araştırmaya göre Trump’ın 2016 seçimi öncesi miting yaptığı yerlerde nefret suçu %226 artış göstermiş. Bu, elbette, dijital alemde başgösteren sözel şiddeti kapsamıyor.

Bu hal ve tavır, hayatın her alanına yansıyor. Sokağa çıktığınız andan itibaren her an tepesi atık birilerine denk gelme olasılığınız yükseliyor. Sizde de bir vesile ile stres depolanmış ise belki de ilk olayda öfkenizi  kontrol edemediğinizi keşfediyorsunuz. Olaylar büyüyor. Trafikte her gün olabiliyor böyle tatsız küçüklü büyüklü kazalar. Sürücüler, tahammülsüz ve mutsuz. Elektrikliler. Hem de bolca negatif elektrik yüklenmiş haldeler. Siyaset, olabildiğine tüm yıkıcı ve ayrıştırıcı haliyle dalmış hayatlarının içine. Buradan nasıl çıkıp, neyi hangi şekilde düzlüğe çıkarabilecekleri hakkında en ufacık fikirleri dahi yok.

Christian Science Monitor, Nisan ayında, Cumhuriyetçi ve Demokratların birbirlerinden korktuklarını ve uzaklaştıklarını detaylandıran bir haber paylaştı mesela. German Marshal Fund da bir vakitler bizler için yapmıştı. Şimdi Amerika da aynı dertle boğuşuyor. Orada da toplum çok gergin. Mesele sadece Fox gibi yandaş yayın yapan medya değil, kitleler artık barış halinden uzaklaştılar. Cumhuriyetçilerin %86’sı Meksika ile ABD arasında acilen duvardan bir sınır örülmesini desteklerken, ülkenin geri kalanında Fox seyretmeyenlerden %21’i bu fikre destek çıkıyormuş. Bir başka deyişle, kameraların mercek altına almadığı zamanlarda insanlarda ‘öteki’ diye gördüklerine karşı tarifsiz bir negatiflik hakim olmuş durumda. Ve bu her zaman sözel saldırılarla sınırlı kalmıyor.

Tarih boyunca totaliter eğilim gösteren liderlerin kullandığı taktikler hep aynı olmuş. İlla ki geçmişe dair – toplumda karşılığı olan – bir kin bulup, o yarayı açıp kanatmışlar ve bolca sömürmüşler bu acıyı. Ki böylece kimse neyin doğru neyin yanlış olduğunu tartışmaya ihtiyaç bile duymadan kamplaşsın ve yüzkarası suçlara bol bol imza atsın.

Velhasıl dünya sahnesi bu şiddet dilinden çok çekti. Temel değerlerinizi arada bir kontrol edin. Neye su taşıdığınızı illa sorgulayın. Kendinize dahil dürüstlükten ve samimiyetten uzak düştüğünüz her an, insanı güzel yapan değerlerden de uzaklaşdığınız andır ve genelde bu haller tepki tetikler. Siyaseti etkilemenin yolu da doğrudan bireylerin yaptıkları seçimlerle etkilenecekse, sıradan vatandaşın da artık sanıldığı kadar sıradan olmadığını ve sorumlulukları olduğunu anımsayın. Nasıl bir dünyada yaşamak istiyorsanız o dünyayı yaratmanın ilk yolu dilinizden geçiyor. Kendiniz de, seçtikleriniz de buna uygun olsun…

 

mm

Tülin Daloğlu

Publisher / Yayıncı - tulin.daloglu@halimiz.com Bu sitenin yayıncısı ve baş editörüyüm. Gazetecilik mesleğimde yirmi yılı geride bıraktım. Başta Türk medyası olmak üzere, Amerika, İngiltere ve İsrail medyalarında yazılarım yayınlandı. Ankara, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezunum. Üzerine aynı bölümde master çalışmam var … Ve Washington, D.C., Amerikan Üniversitesi'nde medya hukuku üzerine ikinci lisans üstü çalışmamı tamamladım. Şimdi, bu yeni mecrada huzurlarınıza çıkıyorum … yazarak, konuşarak, bilgi odaklı yürüyerek var olmaya kıymet verenlerdenim…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!