DEVLET YÖNETİMİ BÖYLE OLMAMALI - Halimiz
DEVLET YÖNETİMİ BÖYLE OLMAMALI 2
“HİÇ KİMSE YASALARIN ÜZERİNDE DEĞİLDİR”
4 Ekim 2019
DEVLET YÖNETİMİ BÖYLE OLMAMALI 3
KILIÇDAROĞLU VE SURİYE KONFERANSI
3 Ekim 2019
DEVLET YÖNETİMİ BÖYLE OLMAMALI 4

 

Sayıştay’ın yayımladığı 2018 yılı raporları gerçekten ciddi sorunlara ışık tutuyor. Devlette yapılan usulsüzlüklerin sınır tanımadığını, belediyeler ve diğer resmi kurumların yaptıkları harcamalarda yasalara ve yürürlükte olan mevzuata uyulmadığını belirtiyor.

Önce, basında yer alan bilgilere dayanarak Sayıştay raporlarında dikkat çeken bazı hususları özetleyerek tekrarlayalım:

  • Emniyet’in ödenek üstü gider toplamı 10.2 milyar TL olurken, Milli Eğitim’in 32 milyar TL, Sağlık Bakanlığı’nın ise 9 Milyar TL oldu.03
  • Diyanet’in ödeneği 5.2 milyar TL iken bütçesi yüzde 60 aşıldı.
  • 2018 yılından 2019 yılına yaklaşık 97 milyar TL tutarında Hazine garantili borç devredildi.
  • Bazı kamu idarelerine ait taşınmazların kiralanmasında, sözleşme hükümlerine aykırı davranılmasına karşın, kiracıların sözleşmelerinin feshedilmediği, teminatlarının gelir olarak kaydedilmediği, ihalelerden yasaklanmaları için gerekli işlemlerin yapılmadığı ve idarenin alacakları için icra yoluna başvurulmadığı belirlendi.
  • AB kaynaklarından temin edilen proje karşılığı hibeler, yönetmelik hükümlerine aykırı olarak muhasebe kayıtlarında izlenmedi.
  • Bazı kamu idarelerinde muhasebe kayıtlarında yer almayan banka hesaplarının bulunduğu tespit edildi.
  • Taşeron işçilerin kadroya geçirilmesi sürecinde şartları taşımayanlar da kadroya geçirildi.
  • Belediye sınırları içerisinde bulunan bazı işyerlerine çevre temizlik vergisi tahakkuk ettirilmediği ve herhangi bir tahsilat yapılmadığı, su ve kanalizasyon idareleri veya ilçe belediyelerince çevre temizlik vergisi paylarının ilgili ilçe veya büyükşehir belediyesine aktarılmadığı tespit edildi.
  • Mevzuata aykırı olarak büyükşehir belediye meclisi kararı olmaksızın ilçe belediyelerince otopark işletildiği belirlendi.
  • Toplu taşıma hizmetleri, ihale yapılmaksızın üçüncü kişilere verildi.
  • Bazı belediyelerin mülkiyetinde veya kullanımında bulunan taşınmaz mallar ihale düzenlenmeksizin doğrudan kiraya verildi.
  • Bazı belediyelere ait taşınmazlar herhangi bir kiralama veya tahsis işlemi yapılmaksızın üçüncü kişilerce işgal edildi.
  • Bütçeden yardım alan dernek, vakıf ve birliklerin faaliyetlerine ilişkin bilgiler Yönetmeliğe aykırı olarak Genel Faaliyet raporlarında verilmedi.

Fazla uzatmak istemiyorum. Ancak yukarıdaki özet bilgiler Devlet yönetiminde ciddi sorunlar bulunduğunu gösterirken ekonominin içinde bulunduğu sıkıntıların nasıl oluştuğuna da ışık tutuyor. Hiç abartmadan ifade edeyim. Normal bir ülkede bu tür bilgilerin çok sayıda soruşturmanın gerekçesi olması gerekir. Neyse geçelim.

Ekonomi ile ilgili belli başlı kırılganlık endekslerinin ciddi uyarı sinyalleri verdikleri, çok ciddi ve tutarlı tedbirlerin ve yapısal reformların uygulanması gerektiği, tasarruf anlayışının yaygınlaşmasının zorunluluk taşıdığı bir dönemde Sayıştay’ın yaptığı bu tespitler ülkenin yönetim kalitesi adına kaygı verici.

Neden derseniz anlatmaya çalışalım.

Türkiye ekonomisinin çok sıkıntılı bir dönem içinde bulunduğu çok açık ve nettir. Belki de en endişe veren gösterge ise işsizliğin yükselmesi ve artış trendinin devam etmesidir. Dar tanımlı işsizlik yüzde 14 civarındadır. Geniş tanımlı işsizlik yüzde 20’ye dayanmıştır. Genç işsizlik yüzde 25’i aşmıştır. Her üç üniversite mezunundan birisi işsizdir. İşgücüne katılım oranı yüzde 50’ye düşmüştür.

Türkiye’nin dış borçlanmasıyla sağlanan kaynakların iyi kullanılmadığı, verimliliği ve üretkenliği arttırıcı alanlara kaydırılmadığı ortadadır. Bu durumun ciddi bir risk oluşturduğu ise izahtan varestedir. Ekonominin içinde bulunduğu koşullarda mal ve hizmet üretimi ile iştigal eden şirketlerin nakit akışlarında ciddi sıkıntılar vardır. Bankacılık sektöründe geri dönmeyen kredilerde önemli artışlar gözlenmektedir. Kaynaklarının büyük kısmını borçlarını ödemeye ayırmak zorunda kalan şirketlerin üretimlerini daha da kısmaları beklenmelidir. Bunun da işsizlik sorununu daha da derinleştirmesi güçlü bir olasılıktır.

Bir başka ciddi sorun ise ülkemizin bir kredi kıtlığı ile karşı karşıya kalmasıdır. Kuramsal olarak, büyüme çarkının dönebilmesi için kredilerin enflasyon oranında artması beklenir. Bugün böyle bir durum söz konusu değildir. Bunun anlamı ise ekonominin bir çıkış yapabilmesi için gerekli dinamik bulunmamaktadır.

Sayıştay rakamlarının dolaylı bile olsa işaret ettiği bir başka husus Devlet idaresinde yaşamsal önem taşıyan liyakat mekanizmasının büyük ölçüde tıkanmış bulunmasıdır. Atamaların bilgi ve deneyim gözetilmeden, yandaşlık, cemaat, tarikat bağlantıları çerçevesinde yapıldığı bir sistemin yasalara ve mevzuata uygun olarak işlemesi ve başarılı olması beklenebilir mi?

Hepimizin en samimi temennisi ekonomimizin düzlüğe çıkmasıdır. Ancak vurgulamak isterim ki bugün için gelinen noktada kuramsal olarak en doğru ekonomik, mali ve parasal tedbirler de yeterli olmayacaktır. İç ve dış siyasetin normalleşmesi, parlamenter demokrasiye geri dönülmesi, hukuk ve yargı sisteminin bağımsızlığı ve tarafsızlığının teminat altına alınması, denetim mekanizmalarının etkinlikle çalışması, toplumu kutuplaştırarak birlik ve beraberliğimize zarar veren söylemlerden vazgeçilmesi gibi unsurlar kalıcı olarak oluşmadan ekonominin düzlüğe çıkmasını zor görüyorum.

Bir başka deyişle, ülkemizin yönetim felsefesi mutlaka değişmelidir. Türkiye’nin daha demokratik, daha özgürlükçü, bilime, bilgiye, aydınlanmaya, şeffaflığa ve kurumsallaşmaya ağırlık veren bir anlayışla yönetilmesi gerekiyor. Bu olmadan, karşı karşıya bulunduğumuz zorlukları aşmanın zor olacağını bir kez daha hatırlatmak isterim.

Sayıştay raporunda yer alan tespitler bu değerlendirmemizin doğruluğunu teyit etmektedir.

mm

Dr. Ali Tigrel

Devlet Planlama Teşkilatı Eski Müsteşarı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!