DAVUTOĞLU "OUT", YENİ OSMANLICILIK HALA "IN" - Halimiz
DAVUTOĞLU "OUT", YENİ OSMANLICILIK HALA "IN" 2
SHOSTAKOVICH VE VATANSEVERLİK
19 Eylül 2019
DAVUTOĞLU "OUT", YENİ OSMANLICILIK HALA "IN" 3
TANIKSAN, SORUMLUSUN
19 Eylül 2019
DAVUTOĞLU "OUT", YENİ OSMANLICILIK HALA "IN" 4

Ahmet Davutoğlu’nun AKP’den istifasıyla, Ankara’da yapılan Astana sürecinin beşinci Suriye toplantısı arasında 3 gün var. Peki, ne alaka diyeceksiniz…

Şöyle ki…

Davutoğlu sıradan bir partili değil. Kendisini ilk başta Erdoğan’ın dış politika danışmanı olarak tanıdık; sonra da Erdoğan’ın atamasıyla sırasıyla dışişleri bakanlığı ve başbakanlık yaptı. Ve yine Erdoğan’ın arzusuyla başbakanlıktan çekilmek durumunda kaldı ama kendi arzusuyla istifa etmiş gibi oldu.

Davutoğlu, Mayıs 2016’ta partisinin genel başkanlığından da istifa ettiği günden bu yana ikinciye geçen hafta bir istifa daha verdi ve partisinden ayrıldı. Hem de bu istifa sürecini hızlandırmak istercesine, “7 Haziran ve 1 Kasım (genel seçimleri) arası terörle mücadele kritik dönem. Terörle mücadele defterlerini açarsak insan içine çıkamazlar” diye bir çıkış yaparak.

Sonrasında da tam olarak ne söylemek istediğini söyleyemeden durumu geçiştirmek için yanlış anlaşıldığını ifade etti ama belli ki kimi rahatsızlıklar artık idare edilebilir olma sınırlarını geçmiş. Zira partisinin içinde görüşlerine yeteri kadar kulak asılmadığından da şikayetçi olduğunu öğrendik. Peki dış politikada???

İktidar partisi, Davutoğlu’nun büyük emeği ile şekillendirdiği dış politika ayarlarını bu geçen 3 yıl içinde veya geçen haftadan bu yana acaba hiç değiştirme ihtiyacı duydu mu?

Erdoğan’ın, hafta başında, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile yaptığı zirvede sergilediği tutuma bakılırsa bu sorunun cevabı negatif.

Somut olarak en görsel gözükenden başlayalım. Putin ve Ruhani’nin, Esad’la yola devam etme konusunda bir rahatsızlıkları yok. Erdoğan ise Esad’la “asla” ısrarını sürdürüyor. Her ne kadar cumhuriyet tarihimizde ilk defa yabancı bir ülkenin yönetimini düşürmeyi resmi politika olarak ilan edip, sonra da üstü kapalı olarak geri adım atmış gibi yaptıysak da, aslen bu ısrar sürdüğü müddetçe bir politika değişikliği yok diyebiliriz.

Malum, Davutoğlu’nun da katkısıyla Eski Türkiye’nin ezberini bozmakla şekillenmiş bir politika anlayışı hasıl oldu bu iktidar partisiyle birlikte… Cumhuriyet’in kurucu lideri Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” deyişini adeta hakaret olarak kabul etmekle başlandı ve Yeni Türkiye ya da Yeni Osmanlıcılık (Neo-Ottomanism), agresif ve yayılmacı bir anlayışla yer değiştirdi. Eski Türkiye’nin, Ortadoğu’ya ideolojik gerekçelerle sırtını döndüğü ileri sürüldü. Kendi ideolojileri gereği bu bölgeyle angajmana girdiklerini ise göz ardı ettiler. Erdoğan’a, “Reis, bizi Suriye’ye gönder” diye seslenenler, bu politikanın bir sonucu olarak ortaya çıktı.

Bugün ise Süleyman Şah türbesini taşıyan memleket, Suriye ordusu tarafından kuşatılan Türk askerinin beklediği güvenlik noktalarından Mehmetçikleri geri çekmemekte direniyor. Murat Yetkin’in yorumuna göre hafta başındaki üçlü zirvede “Erdoğan’ın bu konuda elde ettiği kazanımın Putin’den Suriye güçlerinin İdlib çevresindeki Türk askeri gözlemcilerine saldırmayacağı sözü olduğu anlaşılıyor.” Ve fakat bu ay içerisinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun açılışında yapılacak Erdoğan ve Trump görüşmesinden beklenen sonuç alınamazsa Fırat’ın doğusuna askeri müdahale yapılacak deniyor. Çelişkili bir güç göstergesi gibi gelmiyor mu bu size de?

Ankara, Amerika’nın, Kürtler için hedeflerinden eminse Erdoğan ve Trump görüşmesinde ne gibi bir sonuç çıkabilir, düşünmek lazım. Rusya, Kürt meselesine aynen Türkiye gibi bakıyor demek için de coğrafyayı hakikaten bilmemek gerekir. Bir de YPG’nin Moskova’da ofisinin olduğunu unutmak… Farklılıklar ise elbette var ama bu, birinden boşanıp hızla ötekiyle evlenmek için yeterli mi diye sağlam düşünmek gerekli.

Ankara, Amerika’yı, toprak bütünlüğüne tehdit olarak görüp Rusya ile ilişkileri tarihte görülmediği kadar yakınlaştırmakta. Ancak German Marshall Fund’ın Türkiye analistlerinden Nicholas Danforth’a göre illa ki Trump ve Erdoğan sonrası bir Amerika-Türkiye ilişkileri olacak ve o vakit hasarın nasıl toparlanabileceğine yeni bir bakış açısı ile bakmak gerekecek. Tabii o vakte kadar neler olacağını öngörmek kolay değil.

Zira Amerika, İran’a uyguladığı yaptırımlarla bu ülke üzerindeki baskıyı yoğunlaştırmakta; Suudi Arabistan’ın iki rafinerisine bu hafta sonu yapılan saldırılardan doğrudan Tahran’ı mesul tutmakta ve buna mutlaka bir karşılık verilmesi gerektiği yönünde bir görüş giderek Washington’da hakim oluyor. Bölgede yeni bir askeri müdahale yaparsa bunun bölgedeki çıkarlarını ve konuşlu askerlerin hayatlarını ciddi anlamda tehlike altına sokacağını görüyor. Böylesi bir meydan okumaya karşı sessiz kalmanın da bölgedeki varlığını sorgulatacağını düşünüyor. Velhasıl en iyisinden ne yapacağını bilemiyor. Genelde böyle durumlarda belli baskı unsurlarını hakim kılıp olaylar zamanın akışına bırakılır ve kendini gösteren somut bir çıkış yolu ortaya çıkıncaya kadar da gün geçirilir. Uzaktan beklemesi kolay olabilir ama Türkiye için bu gerilimin zamana yayılması daha da sıkıntılı durumları gündeme getirebilir.

Böylesi bir tabloda Türkiye’nin ise Suriye topraklarındaki çıkarlarını korumak için Washington ve Moskova arasında mekik dokuması yerine doğrudan Şam’la görüşüyor olması daha akılcı olabilir. Ama bir dönem ortak bakanlar kurulu toplayacak kadar onore edilen Esad’ın tarafından da kandırılmak hoş olmasa da Eski Türkiye dış politika ayarlarında olduğu gibi ne çok yakın ne de çok uzak bir ilişki formatına geçmek ve Şam’la ilişkileri yeniden tesis etmek isabetli olacaktır.

Özetle, Davutoğlu’nun dış politikamıza temel kolonlarını attığı Yeni Osmanlıcılık terk edilmediği sürece de kendi çıkarımızı isabetli şekilde koruyabilme şansımız yoktur. Dış politik yaklaşımda yanlışlar üzerinde ısrar etmek yerine, memleketin çıkarları üzerine önce parlamentoda temsili olan siyasi partilerin ortak bir kanıya varması ve sonra da ‘reset’ tuşuna basılması gerekir diye düşünmekteyim.

mm

Tülin Daloğlu

Publisher / Yayıncı - tulin.daloglu@halimiz.com Bu sitenin yayıncısı ve baş editörüyüm. Gazetecilik mesleğimde yirmi yılı geride bıraktım. Başta Türk medyası olmak üzere, Amerika, İngiltere ve İsrail medyalarında yazılarım yayınlandı. Ankara, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezunum. Üzerine aynı bölümde master çalışmam var … Ve Washington, D.C., Amerikan Üniversitesi'nde medya hukuku üzerine ikinci lisans üstü çalışmamı tamamladım. Şimdi, bu yeni mecrada huzurlarınıza çıkıyorum … yazarak, konuşarak, bilgi odaklı yürüyerek var olmaya kıymet verenlerdenim…

1 Comment

  1. Metin dedi ki:

    İsrail medyası neden ilgilendi sizinle

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!