CUMHURİYET NEDEN 29 EKİM’DE İLAN EDİLDİ? - Halimiz
gün batarken, güzel şiirler, aşk şiirleri, en güzel aşk şiirleri, sevgiliye gönderilecek güzel şiirler
GÜN BATARKEN
24 Ekim 2019
CUMHURİYET NEDEN 29 EKİM’DE İLAN EDİLDİ? 1
ÖFKE KONTROLÜ
24 Ekim 2019
cumhuriyet bayramı neden 29 ekim'de kutlanır, cumhuriyet bayramı neden 29 ekim'de ilan edildi, cumhuriyet bayramı nedir, cumhuriyet bayramı neden kutlanır özet

Büyük Atatürk neden Cumhuriyet’in 29 Ekim 1923 günü ilan edilmesine karar verdi?

Neden 28 ya da 30 Ekim değil?

Düşmanın Anadolu’dan atıldığı 9 Eylül’de ilan edilmesi daha doğru olmaz mıydı?

29 Ekim tarihinin bir anlamı var mı?

Şimdi bir zaman yolculuğuna çıkıp birkaç bin yıl geriye gidelim.

Tarih M.Ö 1200’lerdi.

Birleşik Helen ordularının başkomutanı Agamemnon, Çanakkale’nin karşısındaki Limni adasında toplanan yüzlerce gemiyle Anadolu’ya, Truva’ya saldırdı. Dokuz yıl süren bir savaştan sonra Agamemnon bir at hilesi ile Truva’yı işgal etti. Kenti ateşe verdi. Halkı kılıçtan geçirdi.

Agamemnon bugün Yunan mitolojisinin en büyük ve adından en çok söz edilen, hatta neredeyse tanrılarla bir tutulan bir kahramanıdır.

Şimdi de zaman yolculuğumuzda yaklaşık 32 asır zamanımıza doğru gelelim ve 18 Mart 1915 tarihinde duralım.

Birinci Dünya Savaşı bütün hızıyla devam ediyordu.

Birleşik Krallık ile Fransız savaş gemileri yine Truva’nın tam karşısındaki Limni Adası’ndan Çanakkale boğazına saldırdı. İşgal kuvvetlerinin deniz gücü üç filodan oluşuyordu.

Birinci Filoda İngilizler’in en güvendiği savaş gemilerinden biri vardı. İlginçtir ki bu geminin adı Agamemnon idi. Sanki tarih tekerrür ediyordu.

Birinci Filo saat 10.30’da Çanakkale boğazına girdi. Fakat beklemedikleri bir dirençle karşılaştılar. Kumkale gerisindeki Osmanlı obüsleri nefes aldırmıyordu. 12 isabet alan Agamemnon Limni adasına geri dönmek zorunda kaldı. Ardından diğer gemiler de…

Ya battılar, ya da kaçtılar.

Çanakkale bu kez düşmemişti. Bu Çanakkale zaferiydi.

İşgalciler Çanakkale’yi geçemeyince Mustafa Kemal, “Truva’nın intikamını aldık” demişti.

Zaman içindeki yolculuğumuzda yaklaşık üç buçuk yıl daha ileriye gidelim.

Tarih 30 Ekim 1918 idi.

Osmanlı İmparatorluğu Birinci Dünya Savaşını kaybetmişti.

İtilaf devletleri ile teslimiyet anlaşması imzalanacaktı.

Belki de bir tarih cilvesi daha olsa gerek imza yeri Yunanistan’ın Limni adasıydı. Ve son derece ilginçtir ki anlaşma Mondros limanında bekleyen Agamemnon savaş gemisinde imzalanacaktı.

Dev gibi amiral gemisi Queen Elizabeth dururken, İngilizler’in ondan çok daha küçük Agamemnon’u seçmelerinin herhalde bir nedeni vardı.

Bu neden ne olabilirdi?

Bu acaba Anadolu’ya bir mesaj mıydı? Truva’nın işgalini hatırlatırken Çanakkale hezimetinin öcü mü alınıyordu?

Tarihimizde acı bir gün yaşanıyordu.

Geminin kaptan köşkünde uzun bir masa hazırlanmıştı. Masanın bir tarafında İngiltere, Fransa, İtalya gibi emperyalist devletler ve onların maşası Yunanistan…

Diğer tarafında ise savaş mağlubu Osmanlı İmparatorluğu.

Taraflar gecenin geç saatlerinde 25 maddelik anlaşmaya imza attılar. O gece Osmanlı İmparatorluğu fiilen bitmiş, tarihe karışmıştı.

Ardından Anadolu’nun işgali ve talanı başladı.

Ancak tarihin çarkı emperyalist devletlerin istediği ve planladığı gibi dönmeyecekti. Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğinde başlatılan istiklal mücadelemiz sonunda Türk halkı omuz omuza vererek büyük bir zafer kazandı ve topraklarımızı işgalcilerden temizledi.

Evet, şimdi de 29 Ekim 1923 tarihine gelelim.

Agamemnon savaş gemisinde imzalanan Mondros anlaşmasının ardından beş yıl geçmişti. Türkiye Büyük Millet Meclisi devletin yönetim biçiminin cumhuriyet olduğunu tüm dünyaya ilan etti. Devletin adı da “Türkiye Cumhuriyeti” oldu.

Şimdi bu yazının başlığına dönelim. Neden 29 Ekim?

Aradan iki yıl daha geçti. 1925 yılı Ekim ayı içinde Fahrettin Altay Paşa, Çankaya köşkünde Atatürk’ün konuğu idi. Yemekler yendi, sohbetler edildi.

Fahrettin Altay, bir ara Atatürk’e sordu.

Paşam, Cumhuriyet’imizin ilanının 29 Ekim’e gelmesi acaba bir tesadüf müdür? Üç gün evvel, beş gün sonra da olabilirdi. Neden 29 Ekim?”

Atatürk hiç düşünmeden yanıtladı.

Mondros 30 Ekim’dir. Cumhuriyet 29 Ekim. İşte bu da bir milletin, mazlum bir milletin ahıdır. Sanırım ki o zamanki devletler bunu anlamışlardır.”

Büyük önder sonra bir an durdu, Fahrettin Paşa’ya baktı ve elini masanın üzerine vurdu.

Deyiniz ki, bu tarihten silinmek istenen bir milletin öcüdür.”

Bu derlemeyi sonlandırmadan önce Cumhuriyet’imizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünden 15 gün sonra dönemin İngiltere Büyükelçisi Percy Loraine’in Londra’ya gizli koduyla özel bir kurye ile gönderdiği uzunca mektuptan kısa bir alıntı yapmak istiyorum:

Atatürk Müslüman olarak doğmuş, ancak yobazlık karşıtı bir kişi olmuş, doğruluğu sevmiş, günahtan nefret etmişti. İşini iyi bilen, istidat sahibi bir askerdi ve savaştan nefret ederdi. Bağımsızlığı elde ettiği andan itibaren barışın peşinde koşmuş ve barış ortamını sağlamayı başarmıştı.

Türkiye’nin kaderini elleri arasına aldığından beri, Kemalist Cumhuriyet’in dostluk elini uzatmadığı ve aralarında Osmanlı İmparatorluğu’nun düşmanlarının da bulunduğu tek bir komşusu dahi yoktur. Uzatılan bu dostluk eli çoğunlukla tutulmuş ve sarf edilen çabalar sonunda ülkelerarası sürtüşme azaltılarak, doğunun bu bölgesinde daha geniş kapsamlı barış, dikkat çekici bir şekilde sağlanabilmiştir.

O, Türk Milleti’ne hizmet ederken öldü. Ölüm bile büyük zaferini ondan çalmayı başaramamıştır. İnsanlara hayatlarını, onur ve şereflerini ve insanca yaşama yolunu vermiş, belki de bütün bunlardan daha önemlisi, bu haklarına sahip çıkmalarını sağlayacak bağımsızlığı tattırmıştır.”

Evet değerli dostlarım, birkaç gün sonra Cumhuriyet’imizin 96. Kuruluş Yıldönümünü kutlayacağız. Bu bağlamda büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ü minnetle anıyorum.

Keşke ondan sonra gelenler onun yarısı olabilselerdi.

mm

Dr. Ali Tigrel

Devlet Planlama Teşkilatı Eski Müsteşarı

1 Comment

  1. Meltem Nisa Tarhan dedi ki:

    Atatürk’ün dehasını yeniden anlamak için harika bir derleme.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!