CORONA SONRASI HİÇBİR ŞEY AYNI KALMAYACAK - Halimiz
CORONA SONRASI HİÇBİR ŞEY AYNI KALMAYACAK 2
GÖREV ANLAYIŞI
2 Nisan 2020
CORONA SONRASI HİÇBİR ŞEY AYNI KALMAYACAK 3
İÇİNE BAKMAK – BÖLÜM II
2 Nisan 2020
CORONA SONRASI HİÇBİR ŞEY AYNI KALMAYACAK 4

Kendimizi dinlemeye daha çok vaktimiz olduğu şu günlerde inanın kendimi, çevremi ve çevremdekileri yeniden tanıyor gibiyim. Sanki dünyada “corona virüsü” yokken ben ve çevrem bambaşkaymış. Şimdi dünyayı yerinden sarsan ve yeniden şekillendiren bu pandemi yüzünden ben ve çevrem bambaşka olmuşuz. Değişen dünya mı, değişen değerler mi, değişen ben miyim, değişen çevre mi, değişen çevremdekiler mi? Yoksa hayatı daha farkında ve daha algılayarak yaşadığını düşünen ben gözümün önündeki kendimi ve çevremi göremeyecek kadar kör müymüşüm? Uzun lafın kısası yaklaşık iki haftadır “corona virüsü” ile psikolojik, ruhsal, zihinsel bir hesaplaşma içindeyim.

Hayatım boyunca çok titiz bir insan olmadım. Biz küçükken sabahtan akşama sokakta top oynar, ip atlar, ağaçlara tırmanır, ağaçlardan çağla toplar, arada acıktığımızda camdan annemizin uzattığı peynir ekmeği yer ve ancak akşam eve girdiğimizde elimizi yıkardık. Mutlu çocuklardık. Apartmanda da otursak apartmanımızın kocaman bahçeleri vardı. İçlerinde kamelya ve o kamelyada çay saati düzenleyen yaşı ileri komşularımız… Kimi zaman top ve bağırış seslerinden rahatsız olup bizi, bir bizim bir diğer arkadaşlarımın bahçelerine yollayan yaşı ileri apartman sakinleri… Kimi zaman susadığımızda seslenip bir bardak sularını içtiğimiz komşularımız… O içtiğimiz sular bugünkü gibi plastik damacanalardan değil; çoğu zaman musluktan dolan sular olurdu. Biz böyle bir çocukluk yaşadık. Ağaçların tepesinden topladık çağlaları; marketlerde beş on tanesine bir servet ödemezdik. Çağla toplarken bahçe sahibi amca tarafından yakalanıp “o çağlaları rahat bırakın. Onlar büyüyecek kayısı olacak” diye seslenen amca tarafından kovalanırdık. O zamanlar virüs mü yoktu yoksa biz mi çok daha basit, kolay ve yalın yaşıyorduk. Bilmiyorum açıkçası.

O günlerde dostluklar, komşuluklar, apartmanlar arası arkadaşlıklar vardı. “Mahalle arkadaşlıkları” vardı. “Sokak arkadaşlıkları” vardı. Aynı apartmanda, aynı sokakta ve aynı mahallede yaşayan çocuklar birbiri ile arkadaş olur, sokakta sabahtan akşama vakit geçirirdi. Evlere kapanıp bilgisayar, cep telefonu ya da tablet bilgisayar üzerinden tek başımıza takılmazdık o günlerde. Temiz hava ve birlikte yapılan aktiviteler önemliydi bizim için. Bazen de bahçelerimizde piknik yapardık. Velhasıl güzel günlerdi o günler…

Ne zamanki o doğal günleri ve doğal zamanı yitirdik ve daha teknolojik ve birbirimizden uzak yaşamaya başladık hayat bambaşka oldu. Teknolojinin hayatımızın içine nüfuz etmesiyle daha bireysel ve daha bencil yaşamaya başladık. Paylaşmayı unuttuk. Sevincimizi, mutluluğumuzu, hüzünlerimizi, sıkıntılarımızı… Hiçbirini paylaşmaz olduk. Kendi kabuğumuza çekildik. Bir ben, bir de cep telefonum. Ve bir de internetim…

Alışveriş merkezleri açıldı. Akvaryumdaki balıklar gibi o merkezlere tıkıldık. Bahçelievler 7. caddeyi, Tunalı Hilmi Caddesini unuttuk. Kendi haline bıraktık oradaki mağazaları, yemek yerlerini, sinemaları. Nankörlük ettik. Çocukluğumuzdan hatıra kalan her yer bir bir kapandı. Kendimizi alışveriş merkezlerinde gezmeye ve açık havayı unutmaya kaptırdık. Her yer alışveriş merkezi doldu. Hava alacağımız yer kalmadı şehirlerde. Sahi siz en son ne zaman Tunalı’ya ya da 7. caddeye gittiniz?

Ve hava alamayan şehirler bizlere küstü. Toprağı görmez olduk şehirlerde. Bazı belediyeler olmasa yeşil alan da göremeyeceğiz. Elbette bazı belediyeler boş alanlara ellerinden geldiğince yeşil alan yapmaya ve şehre nefes aldırmaya çalışıyor ama bu tüm şehirleri kapsamadıkça yeterli olmuyor. Nefes alamayan ve toprak anayı unutan şehirler ve şehirleşme bizi bugünlere ve pandemiye getirdi elbet.

Bu değişen koşullarda akrabalıkları ve komşuluğu unuttuk. Apartmanlardaki çocuklar birbiri ile arkadaş olup bahçelerde oynamadı. Kendi içlerine ve bilgisayarlarına çekildi. İnsanlar daha bireysel ve bencil hale geldi ne yazık ki! Ve biz ne ara bu hale geldik? İnanın ben de bir türlü çözemiyorum.

“Corona virüsü” hepimize temizlik ve hijyenin önemini hatırlattı. Çocukken sokaktan eve hava kararınca zor giren, kıyafetini çıkarıp oraya buraya atan, ayakkabıları ile evde dolanan ve her tür temizlik ve hijyen kuralını hiçe sayan beni bambaşka bir insan yaptı. İçimden obsesif derecede titiz bir insan çıktı. Ailem ve eşim bile bu hale nasıl dönüştüğümü anlayabilmiş değil. Utanmasam ayakkabıları kapının dışında çıkaracağım ki bu benim en çok eleştirdiğim şeydi şu an oturduğumuz mahalleye taşındığımız günlerde… Çamaşır suyu ve sirke en iyi iki dostum oldu. Neredeyse her gün çamaşır yıkıyorum. Bir yere dokunuyorum elimi yıkıyorum. Bir yere daha dokunuyorum tekrar yıkıyorum. Herkes böyle mi bilmiyorum. Ben sadece sizlerle içimden hissettiklerimi paylaşmak istiyorum. Ben bu haldeyim ve bu virüsü atlatırsak benden geriye temizlik ve hijyene takıntılı bir insan kalacak.

Psikolojik, ruhsal ve duygusal olarak ise gergin hissediyorum. Kaygı ve endişelerim varmış meğer. Elbette yoga derslerine ara verdik. Hiçbir derse gitmiyorum. Gelecek kaygısı ile ne yapacağım diye düşünürken videolar aracılığı ile derslere başlama kararı aldım. Meğer boş da duramıyormuşum. Evden sabah çıkıp akşamın körü girmeye alışmışım. Hal böyle olunca da çok fazla boş vaktim oldu. İlk günler ne yapacağımı nereye sığacağımı şaşırdım. Neyse ki Türkçe ve İngilizce çektiğim yoga videolar imdadıma yetişti ve beni hem oyaladı hem de antrenman yapmamı sağladı. Kendi çapımdaki yaşamsal kaygılarım azaldı. Ama yine de ülkem ve tüm dünya için maddi manevi kaygılarım sürüyor ve uykularımı bozmuyor değil. Elimden geldiğince yoga, meditasyon ve nefes çalışmaları ile kendimi rahatlatmaya çalışıyor, gecenin bir körü uyanırsam hemen rahatlatıcı bir yoga duruşu ile kendimi gevşetmeyi deniyorum. Bazen biraz uzun sürüyor ama yeniden uykuya dalmamı sağlıyor bu çalışmalar…

Bir yandan ebeveynlerim için endişeleniyorum. Hem kendi ebeveynlerim hem de eşimin ebeveynleri yaş sınırına takıldı ve evden çıkamıyorlar. Onların ihtiyaçlarını giderme, gerekirse banka işlemlerini halletmek bana düştü çünkü eşim de şehir dışında takılı kaldı. Eşim de yanımda olmayınca kaygılarım kimi zaman daha da artıyor ama yine kendimi telkin ederek bu endişeleri aşmaya çalışıyorum. Önemli olan ebeveynlerimizin sağlığı ve esenliği… Onlara bu dönemde çok iyi bakmamız ama ihmal etmememiz ve belki öncekinden daha çok ilgilenmemiz, aramamız, konuşmamız, ihtiyaçlarını karşılamamız gerekiyor. Kendilerini yalnız ve terk edilmiş hissetmemeli ebeveynlerimiz… Onları çok sevdiğimizi söylemeli ve onların bizim için ne kadar değerli olduğunu hissettirmeliyiz onlara, tabii ki sosyal mesafeyi koruyarak…

Son olarak ise hayatta ailem dışında çoğu zaman yalnız olduğumu fark ettirdi bu pandemi bana… Dost bildiklerinin aslında dost olmadığını, bazı insanların ne kadar bencil olabildiğini ve “insan olmak” ne demek onu unuttuğunu ya da belki de hiç bilmediğini gösterdi bana… Elbette hiçbir zaman eskimeyen ve daima beraber olduğum dostlarım var. Onların varlığı benim için bir servet. Bugüne kadar elde ettiğim en güzel şey… Ama bazıları için belki de ben kördüm bugüne kadar. Belki benim de bunları görebilmem için “corona virüsü”nün ortaya çıkması gerekiyordu.

Benim açımdan “corona virüsü” bittiğinde iki tip insan ve toplum ile karşı karşıya kalacağız. “İnsani değerlerini yitirmemiş ve hala duyguları ile hareket edebilenler” ve “insani değerlerden yoksun ve robot olanlar.” Belki de bu virüsün bu zamanda ortaya çıkması insanlığın nereye gittiğini bizlere göstermek içindi. Kendimizi alışveriş dünyasına, teknolojiye, internete, sosyal medyaya ve sosyal medyada iletişime o kadar çok kaptırmıştık ki yüz yüze görüşmeyi unutmuştuk. Sosyal medyada birbirimizin paylaştıklarını beğendiğimizde ya da yorum yaptığımızda iletişim kurduğumuzu ve görüştüğümüzü düşünüyorduk. Şimdi anladık yüz yüze görüşmenin, sarılmanın, ele ele tutuşabilmenin, gözlerin içine bakabilmenin önemini… Hani bir araya geldiğimizde birbirimizle ilgilenmek, konuşmak, gözlerinin içine bakarak onu dikkatle dinlemek yerine bir elimizde telefon ya gelen mesajlara bakıyor ya da bir yandan oyun oynuyorduk ya… Sanki o oyun daha sonra oynanamazdı ya yalnız kalındığında… Hani o an oynanmasa o oyun elde edilecek ganimet giderdi ya… Her şey sanaldı ya … İşte buyurun size sanal hayat. Steril ve kendi içinizde kaldığınız bir hayat. Şimdi ise sosyalleşemediğimiz için sosyalleşmenin ve görüşmenin değerini hatırlıyoruz.

Hani Maya Takvimi vardı ya dünyanın sonu gelecek deniyordu. Bence bu virüs bir dünyanın sonunu getirdi. Belki de hayatımızda nelerin daha önemli ve değerli olduğunu hatırlattı bize. Dışarı huzur içinde çıkabilmenin, nefes alabilmenin, yürüyebilmenin, korku, kaygı ve endişe duymadan dilediğimiz zaman dilediğimiz yere gidebilmenin, sevdiklerimizle sarılabilmenin ve onları öpebilmenin, birbirimizle görüşebilmenin, buluşup bir kahve içebilmenin, kitapçılarda korkmadan kitaplara elleyebilmenin, eve bir kargo geldiğinde onu silip paklamadan heyecanla açabilmenin her şeyin ne kadar önemli olduğunu gösterdi bize. Hayatta en önemli şeyin sağlık, huzur ve mutluluk olduğunu anımsattı. Paylaşmanın önemini gösterdi. Hayatı daha basit, yalın ve sade yaşamamız gerektiğini de… Bu virüs kendimize ayna oldu. Kriz anlarında içimizden nasıl bir kişilik çıkacağını gösterdi bize. Ve kriz anlarında çevremizdekilerin nasıl tepkiler vereceklerini…

Eğer bu pandemiyi aşarsak, hayat en azından benim için başka olacak. Daha farklı bakacağım dünyaya. Daha algılayarak ve fark ederek yaşayacağım. Gözlerimi daha çok açacağım. Daha iyi işitmeye çalışacağım. Sevdiklerime daha çok sarılacağım. Doğal ortamlara daha çok gideceğim. Kapalı ortamlardan uzak duracağım. Açık havada vakit geçireceğim. Güneşin tadını çıkaracağım.

Değişen ben miyim çevre mi? Değişen koskoca dünya ve dünya düzeni mi? Değerler mi? Evet bu süreç bittiğinde her şey değişecek. Önemli olan bu virüsü ruhsal, duygusal, psikolojik ve zihinsel olarak elimizden geldiğince kolay ve rahat atlatmak. Ben mi? Ben yine yogaya, meditasyona ve nefese yöneleceğim. Tek bildiğim yol bu. Umarım işe yarar.

mm

Burcu Yırcalı

Yogaya boyun ve bel ağrıları gibi sağlık sorunları yüzünden 2006 yılında başladım. Önceleri yoganın sadece bedensel boyutuyla ilgilenirken ve “savasana” (ceset pozisyonu) adı verilen son dinlenme pozisyonunda bir dakika bile kıpırdamadan yatamazken zaman içinde yoganın bedensel boyutunun ötesinde boyutları olduğunu da fark edip çok sevdim. Bu sevgi benim yoga üzerine eğitimlere katılmama sebep oldu. 2012 yılından beri yoga eğitmenliği yapmakta ve yoga ve meditasyon ile hem kendi hem de katılımcıların hayata değişik bir açıdan bakmasını amaçlamaktayım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!