Çocukluğumun Cumhuriyet Bayramı - Halimiz
Çocukluğumun Cumhuriyet Bayramı 2
Akrep Burcunda Yeni Ay Etkisindeyiz
3 Kasım 2016
Çocukluğumun Cumhuriyet Bayramı 3
şu memleket sevgisini tane tane bir anlamaya çalışalım …
3 Kasım 2016
Çocukluğumun Cumhuriyet Bayramı 4

Günlerden 29  Ekim. Sabah güneşi yazdan kalma sıcaklığını kuşanmış, saç örgülerime takılı bembeyaz kolalı kurdelelerimde yansırken, dedemin elinden tutup, el işi kağıtlarından   kedi merdivenleri ve grafon kağıtlarından yaptığımız gülleri pür dikkat taşıyarak okula gidiyorum. İlkokul ikinci ya da üçüncü sınıfta olmalıyım. Her şeyin beni heyecanlandırdığı yaşta. Öyle ya, bu gün bayram. Ancak bu bayram diğerlerine pek benzemiyor. Hani bayram deyince aklıma ilk gelen büyüklerin ellerinden öpüp, aldığım paralarla yapacaklarım bu bayram için geçerli değil. Ama nedense para umurumda değil. Bu bayram diğerlerinden daha coşkulu, daha farklı. Her yerde süslemeler, çiçekler, gösteriler var. Akşam fener alayı da cabası. Öyle çoşkulu kutlanıyor ki üstelik bu çoşkuya büyük küçük herkes katılıyor . Yıllardan 1970. Cumhuriyet ilan edileli neredeyse  47 yıl olmuş.  Kurtuluş savaşına katılmış olan dedem şimdilerde 77 yaşında.  Ilkokula başladığımdan beri  her sene  sınıfı süslememe yardım eden dedem, her 29 Ekim’de gençleşip, dinçleşiyor. Hele akşam fener alayına elindeki japon feneriyle katılıp marşlara eşlik etmesi yok mu. Gece fener alayı bittiğinde dönüşte gece geç saatlere kadar  açık olan mahallemizdeki pastaneye uğrayıp evde hasta yatan babaannemin en sevdiği elmalı çöreklerden alıyoruz. Yatmadan önce sütümü içip dedemden masal dinlerken babaannemle ben bu elmalı çöreklerden yiyeceğiz. Içleri mis gibi elma dilimi ve cevizle dolu, üstü pudra şekerine bulanmış. Her gece yatmadan önce dedemden masal dinleyerek uykuya geçen ben, şimdi anlıyorum ne şanslı   bir çocuk olduğumu. Bu gün 29 Ekim. Ankara’nın sabah kandırıkçı güneşinin yerini gece ayazı almış. Salonda kurulu olan sobanın üstünde su dolu bir güğüm kaynıyor. Dedem 29 Ekim’e dair masalsı anılarını anlatıyor. Kurtuluş savaşı anılarını, Cumhuriyet’in ne zorluklarla ilan edildiğini.  Süpürge tohumlarını nasıl kayanattıklarını.  Gözlerim gitgide ağırlaşmaya başlıyor. O yaşta bana her şey masal gibi geliyor. Ancak dedem bu gece farklı bakıyor, gözleri dolu dolu, sesinde bir hüzün var. Bu gece diyor sana Atatürk’ü anlatacağım, son Cumhuriyet bayramını nasıl kutladığını, ben de o kutlamaya katılanlardanım. Belki bu da benim sana anlattığım son 29 Ekim hikayesi olur, kim bilir. Böyle deyince uykum birden uzaklaşıyor, en korktuğum şeylerden biri dedemin bir daha masal anlatamayacak olması. Dedem sobanın küçük camında parıldayan korlara gözlerini sabitleyerek başlıyor anlatmaya: 571b232a18c7736a30581d6d-001   Atatürk, ömrünün son Cumhuriyet Bayramı’nda yataktaydı. O yıla kadar her 29 Ekim’de coşkulu kalabalıkların arasında, bir sevgi halesiyle kuşatılmış olarak yaşardı bayramı. Asker, sivil, yerli, yabancı devlet adamlarının kutlamalarını kabul ederdi. Söylev ve demeçleri basında yer alırdı. O son Bayramdan bir gün önce, akşam saatlerinde Sabiha Gökçen ziyaretine gelmiş, Ata’yı hasta yatağında bulmuştu. Kırık bir sesle şöyle diyordu Gazi Paşa: “Yarın bayram, değil mi Gökçen? Bugünü halkımla, halkımın içinde kutlamak isterdim. Beni Cumhuriyet Bayramı’nda halkımdan uzak tutan bu hastalığa lanet ediyorum!” Ertesi gün tüm Türkiye en az Paşa kadar üzgündü, Cumhuriyet’in yıldönümünü onsuz kutlarken…
O kadar ki, bir bölük genç subay, kayıklarla Dolmabahçe’nin önüne gelmiş, Atatürk gelemiyorsa biz ona gideriz diyerek sevgi, saygı gösterisinde bulunmuşlardı… Kimi genç teğmenler kendilerini Boğazın sularına atarak, Paşa’nın yolunda ölmeye hazır olduklarını göstermek istemişlerdi. O genç teğmenlerden biri de bendim. Gözleri gözlerime değip , saçımı okşarken göz yaşlarını görüyorum. Büyüklerin de ağlayabileceklerini ilk kez  görüp, şaşırıyorum. Henüz çocuğum. Her şeye şaşırabildiğim zamanlardayım. Dedem o gece beni öpüp, yorganı üşümeyeyim diye yattığım divanın yanına sıkıştırıyor. Günlerden 29 Ekim, Kasım’a devrilen bir ayın sonları, ertesi gün dedemin ölümüyle birlikte kışın başlangıcı.

mm

Sule Vural Akhan

ODTÜ psikoloji bölümünden mezun oldum. Yakın tarihe kadar muhabir olarak çalışmaktaydım.

2 Yorumlar

  1. Medeni dedi ki:

    Mukemmel bir yazi. Elinize, dilinize ve akliniza saglik. Ne yazikki 60’lardan beri oynanan oyunlar toplumun alt kesimlerde kabul gordu ve bu egitimsiz kitle artarak cigaldi. Dunyadan bir haber bu halk kesimi dini istismar ile Ataturk ve dolasiyla Cumhuriyet dusmani kesildi ve ayni soylemde yada cizgide olanlari kayitsiz sartsiz destekledi ve desteklemekte. Bugun icinde oldugumuz akillara zarar durumun en buyuk sebebi budur. Ataturk muhalifleri olansozde kannat liderlerininde hangi ozgecmise sahip olduklarini soyleye gerek bile yok sanirim. Ne yazikki bizler azinlikta kaldik.

  2. Mustafa baybars büyükdeğirmenci dedi ki:

    Güzel arkadaşım ne güzel anlatmışsın.herkesin bu duyguları paylaşması gereken günler yaşıyoruz . kimi çocuklarını kimi sevdiklerini bu güzel vatan uğruna kaybediyor . herkes sevdikleri için kuşku duyuyor bu güzel vatanın evlatları bunları hak etmiyor .senin ve senin gibi insanların yol göstereceği aydınlık bir ülke diliyorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!