ÇOCUKLAR VE PSİKOLOJİK SAĞLAMLIK - RESILIENCE - Halimiz
SAĞLIKTA ŞİDDET ÖNLENEBİLİR Mİ?
7 Mart 2019
İLİŞKİLER
14 Mart 2019

Çocuklar da yetişkinler gibi yaşamda pek çok zor durumla karşılaşırlar. Sınav kaygısı, akran zorbalığı, ebeveyn kaybı ya da ebeveynlerin boşanması, başarısızlık korkusu, kaza ve yaralanmalar, kitlesel terör ya da saldırılara tanıklık etmek, aile içi şiddet gibi travmatik yaşam olaylarını anlamak ve üstesinden gelmek çocuklar için zorlayıcıdır. Çocukların yaşamlarındaki zorlukların üstesinden gelebilmelerini sağlayan bir dizi beceri ve kişisel özelliğin toplamına ‘’psikolojik sağlamlık-resilience becerileri’’ deniyor. Ve şu soru çok önemli; neden bazı çocuklar bunları dirençli ya da esnek karşılayabilirlerken, bazıları tüm geleceklerini etkileyen bir yıkılma sürecine girerler?

Genetik etkilidir, ancak aile yapısı, ebeveyn çocuk arasındaki iletişim, çocuğun ailesine ve kendisine ilişkin algısı gibi dinamikler ve en önemlisi çocukların psikolojik sağlamlığa dair bilgi edinmeleri, dayanıklı olmayı öğrenmelerinde daha etkilidir. Bunun için de okuldaki profesyonellerin ve ebeveynlerin sorumlulukla çocukların psikolojik sağlamlığına odaklanmaları gerekmektedir. Çocukların zorlayıcı yaşam olaylarının ardından, her şeyin yoluna gireceğine ve sorunların aşılabileceğine dair bir inanç ve güç kazanmaları gelecekteki yaşamları için etkili bir belirleyicidir. Bu açıdan psikolojik sağlamlık, çocukları sağlıklı bir geleceğe taşıyan önemli bir yetenektir.

Esasında psikolojik sağlamlık kültürel olarak hiç de yabancısı olmadığımız bir kavram. Büyüklerimiz ‘’sebatlı olmak’’ derler. Sağlamlık, sebat nasıl gelişir/güçlenir? Çokça üzerinde konuştuğumuz bir konu bu. Öncelikle bebeklikte anneyle ‘’güvenli bağlanma’’ yaşamak, psikolojik sağlamlığın temelini atıyor. Sıcak ve ilgili bir anne çocuğa ‘’güvendesin, sorun yok!..’’ mesajı veriyor. Kaygılı anneden bebeğe giden mesaj ise, ‘’dikkatli ol, tehlikedesin.’’ Sürekli kaygı ile tetikte olan beynin odaklanma kapasitesi zayıflıyor. Erken çocukluk döneminde aşırı strese ve kaygıya maruz kalan çocukların güdü denetimi/özdenetim kapasiteleri zarar görüyor. İlerleyen yıllarda bilişsel sağlamlık ve entelektüel esneklik becerileri geliştirmeleri de güçleşiyor. Çocukları sürekli bir faaliyet içinde tutmak, ” ..şimdi resim yaptı, burdan tenise oradan müzik kursuna koşuşturmacası’’ ile onları devamlı oyalamaya ve eğlendirmeye çalışmak yerine bazen bir başına kalıp sıkılmalarına olanak sağlayarak psikolojik sağlamlığının güçlenmesine zemin yaratmalıyız. Çünkü hayat ne sürekli eğlenilen bir lunapark, ne de her köşesinde risk taşıyan bir jurasic park. Çocukları ihmal eden, müsamahakar ya da otoriter davranan bir ebeveyn olmak yerine destekleyen, sınırları belirleyen ve güven veren ebeveyn ve idareye/ veliye yaranmak yerine çocuklar için çabalayan öğretmenlerle çocukların psikolojik sağlamlık becerisi gelişir. Çocuklara yaratıcılıklarını keşfetme imkanı sağlamalıyız, ister ebeveyn ister bakım veren ya da çocukla karşı karşıya gelen bir uzman meslek grubundan olalım. Bu bizim hem görevimiz, hem de sorumluluğumuz…

Ayrıca bilelim ki, büyüklerimizin söylediği gibi; sebat göstermenin, sakin, dingin ve sabırlı olmanın insana verdiği bir güç var. Sabır ve sebat arasında bildik söylemlerin dışında da tamamlayıcı bir ilişki var. Sabır bizi tahammüllü bir insan yaparken, sebat azimli olmamızı sağlar. Tahammülsüz bir azim mümkün değil. Bu ruh halini erdemleştirenler; sonucuna takılmadan, bundan ne fayda sağlarım demeden, ucundaki başarıyı düşünmeden, hırsa ve öfkeye kulak asmadan belki biraz ağır da olsa, çaba gösterirler. Sonucundan çok içinde kalmaya çalıştıkları uğraşının kendisine bir anlam yükleyerek, bu anlamın verdiği mutluluğu fark ederler. Ve bu mutlulukla uğraştıkları o zahmetli uğraşının imkansız ya da zor yanlarını, yıpratıcılığını görmezler bile. Uğraşın kendisi bir başarıdır ve esasında başkalarına örnek olan da budur. Sisifos’a saygı ve hürmetle derken, özellikle çocuklar için riskleri ve ihtiyaçları gerçekçi değerlendiren ebeveynler ve okul profesyonelleri ile bakım verenlerin pozitif etki ve değişim yaratmadaki sorumluluklarını da bir kez daha hatırlatmak isterim…

mm

Prof. Dr. Şengül Hablemitoğlu

sengul@hablemitoglu.net Hablemitoğlu Ankara Enstitüsü Kurucu Direktör Prof. Dr., Akademisyen 1986 yılında Ankara Üniversitesi’nden mezun oldu. 1989 yılında yüksek lisansını, 1996 yılında doktorasını tamamladı. TÜBA Bursu ile 1997 yılında gittiği ABD’de Purdue Üniversitesi Kadın Çalışmaları Programı’nda misafir öğretim üyesi olarak araştırmalar yaptı. 1998 yılında Üniversite Doçenti unvanını aldı ve 2005 yılında Profesör oldu, 2015 yılına kadar Ankara Üniversitesi’nde çeşitli yönetim görevlerinde bulundu, öğretim üyesi olarak çalıştı. 2015 yılında Hablemitoğlu Ankara Enstitüsü’nü kurdu. 2016 yılında Lefke Avrupa Üniversitesi Sosyal Hizmet Bölüm Başkanı olarak çalışmaya başladı. Halen çalışmalarını Ankara’da ve Kıbrıs’ta sürdürmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!