BÖBREKLERİMİZ, SPİRİTÜEL VARLIĞIMIZA DAİR NE ANLATIR? - Halimiz
BÖBREKLERİMİZ, SPİRİTÜEL VARLIĞIMIZA DAİR NE ANLATIR? 2
HAFTANIN ÖNE ÇIKAN HABERLERİ
6 Şubat 2020
BÖBREKLERİMİZ, SPİRİTÜEL VARLIĞIMIZA DAİR NE ANLATIR? 3
ANKARA’DA MÜZELERİMİZ VAR… ÖZELLİKLE ULUS’TAKİ MÜZELERİ GEZDİNİZ Mİ?
6 Şubat 2020
BÖBREKLERİMİZ, SPİRİTÜEL VARLIĞIMIZA DAİR NE ANLATIR? 4

Uyandığımız her günün sabahında o gün ne gibi olaylar yaşayacağımızı ya da ne gibi olaylarla karşılaşacağımızı bilemeyiz. Hayat bize her gün yeni bir sürpriz yapar. Kimi zaman tatlı kimi zaman ise tatsız sürprizler… O yüzden Uzak Doğu felsefesi “sadece şimdiki an var ve sadece şimdiki anı yaşayın. Geçmişe takılı kalmayın, geleceği düşünerek de endişeler içinde kıvranmayın” diye öğütler bize. Hayatın koşuşturması içinde biz dinler miyiz bu öğüdü? Asla… Yine kendi bildiğimizi okur; geçmiş olaylara üzülür, pişman olur, kendimizi suçlarız; geleceği düşünür, geleceğin ne getireceğini bilmediğimiz için endişelenir ya da olmayacak hayaller kurarak kendimizi kandırırız. En iyisi sadece “şu an” dediğimiz zaman dilimine odaklanmaktır. Uyandığımız günün ne getireceğini bilemeyeceğimiz için…

O sabah her zaman olduğu gibi rutin bir güne uyanmıştık. Herkes kendi günlük işlerini yapıyor ve koşuşturmaya devam ediyordu. Akşam olduğunda yoga seansı için bir araya gelmiş ve biraz sohbet biraz akış içinde bir nevi terapi gibi bir çalışma yapmıştık. Uzunca bir dinlenmenin ardında da evlerimize doğru yol almıştık. Telefonumun çalmasıyla beni bu yazıyı yazmaya iten olaylar silsilesini yaşadık. Telefon biraz önce bir arada olduğum gruptan birinden gelmişti. O akşam derste olmayan bir arkadaşımız acil servise kendisini zor atmış ve henüz bir teşhis konmamıştı. Hepimiz ev yerine hastaneye gittik. Arkadaşımızın başında tüm gece teşhis konana kadar bekledik. Arkadaşımızın çok ağrısı vardı ama elimizden hiçbir şey gelmiyordu. Uzun tetkikler sonucunda böbreklerinde taş olduğu söylendi, gerekli ilaçlar verildi ve taburcu edildik.

Eve dönerken düşünmeden edemedim. Neden böbrek? Neden böbrekte taş? Hani hep diyoruz ya “ne düşünürsek o oluruz” diye. Beden neden böbrekte taş üretmişti? Elbette tıbbi ve bilimsel olarak açıklandığında, yediği bir şey taş oluşturmuş olabilirdi ya da başka bir nedeni olabilirdi. Ancak ben yine de zihin ve beden ikilisi üzerinde okumak ve kafa yormak istemiştim. O günden beri bu konu üzerinde elimdeki kaynakları ve internette bulabildiğim yazıları okudum.

Doğu felsefesine göre, böbrekler ve idrar kesesi su elementi ile ilgili iki meridyen ve bu iki meridyen bedendeki su miktarını dengeleyip düzenlemekten sorumlu. Temiz ve sağlıklı suyun dönmesini ve hareket etmesini sağlar. Aynı zamanda kan ve kemiklerin düzgün bir şekilde çalışmasından sorumlu. Böbrek meridyeni bedendeki “jing” enerjisinin de bulunduğu yerdir. “Jing” enerjisi, hücrelerimizi besleyen temel enerjidir ve hayatın uzun dönem döngülerini kontrol eder. Yaşlandıkça daha bilge olmamız bu enerjiye bağlıdır. Bedenimizde eğer yeterli “jing” enerjisi yoksa yaşlanmak bize zülüm gelir. Bedenimizin yaşlanmasını hiç istemeyiz ve hatta bundan nefret ederiz. Bu enerji, tüm beden sağlıklı çalışsın diye böbrekten tüm organlara yollanır. İki tane “jing” enerjisi vardır. Bunlar doğuştan bize verilen ve yemek, yaşam tarzı ve egzersiz gibi yöntemlerle sonradan elde edinilen enerjilerdir. Doğuştan edinilen enerjinin miktarı bellidir ve bitince hayat da biter. Stres, hastalık, aşırı aktivite ve madde kullanımı gibi durumlar bu enerjinin daha çabuk tükenmesine sebep olur. Uzun bir yaşam için doğuştan edinilen “jing”i az kullanmalı ve sonradan edinilen enerjiyi ise “yoga”, “tai chi”, düzenli yaşam, düzenli ve yeterli uyku, iyi ve doğru beslenme, sizi mutlu eden kişilerle görüşme ve sağlıksız her tür aktivite ve gıdadan uzak durma gibi aktiviteler ile güçlendirmeliyiz.

Böbrek meridyeni, ayakların küçük parmağından başlar, ayak altından geçer ve ayağın çukur bölgesinden geri döner. Bileğin içinden topuktan bacak içine oradan da kuyruksokumuna uzar. Bir kolu idrar kesesi, karın ve göğse gider ve köprücük kemiklerinde sonlanır. Diğer kolu ise karaciğer ve diyaframa oradan da akciğerlere ve boğaza ulaşır. Dilin altında sonlanır. Böbrekler, doğumu, büyümeyi, üremeyi, kan iliği yapımını kontrol eder. Endişe ve korku böbrek meridyenin olumsuz duygularıdır ve aşırı korku böbrekleri zayıflatabilir. Böbrek enerjisi dengesiz olduğunda kendimizi her tür korku ile özdeşleştiririz ve güvensiz hissederiz. Bir şeyi ya da kişiyi bırakamayız. Bu felsefeye göre, böbrek sorunları genelde hayatımızda bir değişiklik yapmak gibi büyük değişikliklerden korktuğumuzda ya da hayatımızın istikrarı ve dengesi bozulduğunda ortaya çıkar. Uzun saatler boyunca çalışmak da böbrek enerjisini azaltır.

Böbrek taşları ise çoktan bedenden atılması gereken maddeleri temsil eder. Uzak Doğu felsefesine göre, böbrek taşlarından mustarip bir kişi, çok uzun zaman önce bırakması ve vazgeçmesi gereken bir sürü konuya, eşyaya, kişiye, olaya, bir şeye hala bağımlı olup tutunan birisidir ve bu tutunduğu şeyler onun için faydalı ve iyi şeyler değildir. Böyle bir kişi, artık geçerliliği olmayan eski düşüncelere ve inançlara saplanıp kalmış demektir. İnatçı ve vazgeçmez yapısı yüzünden derin acı içindedir ve bu, bir nevi kendi kendisine verdiği bir cezadır. Böbrekte taş oluşumu, ilişkilerindeki hayal kırıklığının içimize iyice yerleşmesi ve içimizde taşlaşmış hale gelmiş olması anlamına gelmektedir. Bu durumda yapılması gereken ise bu hayal kırıklığına somut ve yapıcı bir çözüm bulmak ve ilişkileri ve sorunları çözmektir. Felsefeye göre, sorunu çözmezsek o sorun içimizde katılaşmaya ve taşlaşmaya devam edecek ve bu rahatsızlık bir türlü geçmeyecektir.

O akşamdan sonra ben bu konuyu araştırdım. Elbette yaşadığımız rahatsızlıkların tıbbi ve bilimsel açıklamasını her zaman önde tutuyor, doktorların tavsiyelerini ve tıbbi ilaç ve tedavileri uyguluyoruz. Benim söylemeye çalıştığım şey, tüm bu bilimsel ve tıbbi tedavinin yanında zihnimize de bakmak. Duygularımızı da göz önüne almak. Duygularımız ve düşüncelerimizin bize neler yapabileceğini fark etmek. Böbrek taşı, sorunları biriktirmekten ya da inançlara saplanıp kalmaktan oluştu diye bir şey yok. Ama bu tarz bir yaklaşım ya da bakış açısı bunu desteklemiş olabilir. Elbette yaşam tarzımız, yediklerimiz, içtiklerimiz de buna sebep olmuş olabilir. Önemli olan bilimsel yaklaşım ile “holistik” yaklaşımı bir arada tutabilmek. Böyle bir durumda “holistik” yaklaşım ne tavsiye ediyor biliyor musunuz? Bol su tüketimi, limon suyu ve elma sirkesi tüketimi, kilo kontrolü, şeker ve kafein tüketimini azaltmak ve yeterli miktarda doğal yollu kalsiyum alımı.

Hayatımızın kontrolü bizim elimizde değil. Gelecek de gelecek ama elimizde bir tek “şu an” var. O halde kendimizi üzmek, pişman olmak, suçluluk duymak, utanç duymak, hayal kırıklığı yaşamak ve doğruları görmek yerine, içinde bulunduğumuz durumu inatla devam ettirmek, bağımlı olmak ve bir türlü vazgeçememek yerine bu hayatın her bir anını doyasıya keyifle yaşamak belki de tüm rahatsızlıkların tek ilacıdır. İçinde bulunduğumuz anı keyifle, huzurla ve mutlulukla yaşadığımızda hayatın belki de bize hep güzel sürprizleri olur. Bence denemeye değer. Sizce?

mm

Burcu Yırcalı

Yogaya boyun ve bel ağrıları gibi sağlık sorunları yüzünden 2006 yılında başladım. Önceleri yoganın sadece bedensel boyutuyla ilgilenirken ve “savasana” (ceset pozisyonu) adı verilen son dinlenme pozisyonunda bir dakika bile kıpırdamadan yatamazken zaman içinde yoganın bedensel boyutunun ötesinde boyutları olduğunu da fark edip çok sevdim. Bu sevgi benim yoga üzerine eğitimlere katılmama sebep oldu. 2012 yılından beri yoga eğitmenliği yapmakta ve yoga ve meditasyon ile hem kendi hem de katılımcıların hayata değişik bir açıdan bakmasını amaçlamaktayım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!