BİRİKTİRİYOR MUSUNUZ? - Halimiz
BAĞIRSAKLARDA EMİLİM BOZUKLUĞU
24 Ocak 2019
ABD SURİYE’DE NE İSTİYOR?
24 Ocak 2019

Evinize ya da odanıza hiç dikkatli bir şekilde baktınız mı? Hani “alıcı gözle” derler ya, öyle işte… Evinizde ya da odanızdaki eşyaların ne kadarının gerekli ne kadarının ise gereksiz olduğunu hiç düşündünüz mü? Ve durmadan almaya devam ettiğimizin ve sürekli biriktirdiğimizin farkında mısınız?

Toplum olarak biriktirmeyi seviyoruz. Belki geçmişimizdeki savaşlar, felaketler ve zor zamanlar nedeniyle genlerimizden gelen bir alışkanlıktır bu. Gözlerinizi kapatıp, annelerimizin mutfağını ve kiler dolabını hatırlamaya çalışın. Büyük cam kavanozlarda en az beş kilo un, beş kilo pirinç, beş kilo kuru fasulye ve nohut gibi bakliyat, birkaç paket makarna, şeker, yağ ve daha neler neler… İhtiyacımız olandan fazlasını elimizde bulundurmak… Bir kenara koymak ve biriktirmek…

Yazılarımı takip ediyorsanız hayat ile yoga felsefesini bağdaştırmayı sevdiğimi de fark etmişsinizdir. Yoga felsefesini hayata uyarlamadıktan sonra kitabi bir felsefenin bir anlamı olduğunu da düşünmüyorum. Bu yüzden hep derin düşünmeye, anlamaya ve bağdaştırmaya çalışıyorum.

Yoga üzerine ilk yazılı belgeyi düzenleyen Patanjali’ye göre, yoganın ahlaki ve kişisel değerleri birçok alt başlığa ayrılır. Ahlaki değerlerden “aparigraha” (biriktirmemek) benim en sevdiğim ilkelerden biridir. Evimizde ve odamızda kısacası hayatımızda ne kadar biriktiriyoruz? Maddi ve manevi ne kadar çok biriktiriyoruz? Duygu ne kadar biriktiriyoruz? Hiç düşündünüz mü?

Patanjali’ye göre, biriktirmemek ilkesi açgözlü ve doyumsuz olmakla da olabildiği gibi fiziksel ihtiyaçları en aza indirgemek ile de alakalı. Ne yazık ki yıllar içinde biz de bir tüketim toplumu haline geldiğimiz için doyumsuz olmaya başladık. İhtiyacımızdan fazlasını alıyor ve şu an ihtiyacımız olandan fazlasını biriktiriyoruz. Söz gelimi giyecek bir sürü giysimiz olduğu halde yenisi alıyoruz. Kitapçıya gittiğimizde birkaç kitap birden ediniyoruz. Markete gittiğimizde alışveriş arabasını tıka basa dolduruyoruz çünkü biz de artık bir tüketim toplumuyuz.

Eski günlerimizi hatırlayın. Büyük marketler yokken köşedeki mahalle bakkalından alışveriş yaptığımız günleri… Annemizin elimize belli bir miktar para verip bizden “süt, yoğurt ve ekmek” almamızı istediği ve üzerindeki parayla da bir çikolata ya da bir sakız aldığımız günleri… O zamanlar alışveriş arabalarını ihtiyacımız olsa da olmasa da doldurmuyorduk. Küçük ve basit ama daha mutlu bir hayatımız vardı belki de… İhtiyacımız olan kadarını elde ediyor ve biriktirmiyorduk. Mahalledeki kitapçıya ya da kırtasiyeye gittiğimizde bir tane kitap, bir tane kalem, bir tane silgi alıyorduk. Şimdiki gibi büyük ofis marketlere gidip bir paket içinde on kalem, on silgi edinmiyor ya da büyük zincir kitapçılarda beş altı tane kitap almıyorduk. Aldığımız o kitaplar da evde bir yerde okunacağı zamana kadar beklemiyordu.

Yoga felsefesine göre, biriktirmek Yaradan’a, evrensel güce ve hayatın akışına güvenmemek anlamına geliyor. Eğer “sakral çakra”mız (ikinci çakra) düzgün çalışıyorsa, hayatın akışında ve akıştan bize gelecek maddi ve manevi kaynaklarda hiçbir sorun yok demektir. Bu çakra, yaratım gücümüz ile ilgili bir çakradır. Hayatımıza ne kadar maddi kaynak çekebildiğimiz ya da maddi kaynaklarda yaşanan sorunlar bu çakra ile alakalıdır. İkinci çakra düzgün çalıştığında ve bize akan maddi ve manevi kaynaklarda da sorun olmadığında, bu bizim hayata güvenebileceğimiz ve hayatı basitleştirebileceğimiz anlamına gelmektedir. Eğer hayata ve getirilerine güvenmiyorsak, biriktirmeye başlıyoruz. Bu da üzerimizde bir baskı ve ağırlık oluşturmakta ve tabii ki evimiz, odamız ve hayatımız gitgide daha kasvetli ve ağır hale gelmekte…

Hayatı basitleştirmeye başladığımızda ve biriktirmekten vazgeçtiğimizde, zihnimiz de kaybetme korkusundan ve yokluk bilincinden çıkmaya başlar. Yaratım gücünün elimizde olduğunu fark ettiğimiz anda biriktirmemize gerek kalmaz. Eşyalara gereğinden fazla bağlanmayız ve her şeye sahip olmak istemeyiz.

“Aparigraha” ilkesinin bir diğer anlamı ise katı düşüncelerden arınmak ile ilgilidir. Düşüncelerimize sıkı sıkıya bağlı olmak ve körü körüne bir şeylere inanmak da bir nevi biriktirmek ve sahiplenmektir. Yoga felsefesinde, beden esnedikçe zihnin de esnediğine inanılmaktadır. Zihin esnediğinde de katı düşünceler bırakılabilir ve hayata başka bir açıdan bakılabilir. Ters duruşlar denemenin amacı da zihni esnetmek, katı düşüncelerden arınmak, körü körüne inandıklarımızdan vazgeçmek, hayata başka bir açıdan bakabilmek ve biriktirmemek, sahiplenmemek ve hayata ve hayatın akışına güvenmektir.

Peki ya ne kadar duygu biriktiriyorsunuz? Duygularınızı biriktirip sonra yanlış zamanda ve yanlış yerde patlayanlardan mısınız yoksa hissettiklerinizi anında ifade edenlerden misiniz? Bu ilkeye göre, duygularımızı da biriktirmemeliyiz. Öfkemizi, kızgınlığımızı, sevincimizi, neşemizi, mutluluğumuzu, üzüntümüzü anında paylaşmalıyız. Zaten yoganın en temel ilkesi “an”ı yaşamak ve “şimdiki zaman”dan başka bir zaman dilimi olmaması değil midir? O halde biriktirmeye ne gerek var, öyle değil mi? Ne hissediyorsan, o zaman dilimi içinde ifade edip duygularını biriktirmemelisin. Biriktirdiğinde, yanlış bir zamanda, yanlış bir yerde patlayabilir ve haklı yerde haksız konuma düşebilirsin.

O halde siz de bir düşünün. Çok mu biriktiriyorsunuz? Maddi ya da manevi? Eşya ya da duygu ve düşünce? Mavi bir kazağınız varken yeni bir mavi kazak alıyor musunuz? Hadi aldınız diyelim. Eskisinden vazgeçebiliyor musunuz ve onu ihtiyacı olan biriyle paylaşabiliyor musunuz? Yoksa sıkı sıkıya tutunmaya devam mı ediyorsunuz? Kırmızı rujunuz varken bir tane daha ediniyor musunuz? Aynı anda üç tane kot pantolon satın alıyor musunuz? Tüm bunları edinip evde biriktirmeye devam mı ediyorsunuz? Yoksa ihtiyacı olanlarla paylaşıyor musunuz? Hala mı eşyalara tutunuyorsunuz ve vazgeçmiyorsunuz? Alabilmenin tek yolu verebilmektir; bunun yolu da hayata güvenmektir. Bir sonraki nefesi alabileceğinize inandığınızda nefesinizi rahatlıkla verebilirsiniz. O halde siz de hayata güvenin ve biriktirmekten vazgeçin. Maddi ve manevi yaratım gücü sizin elinizde… Tutunmayın, vazgeçin, sahiplenmeyin, biriktirmeyin, arının ve hayatınızdaki değişikleri izleyin. Değişimi ancak siz başarabilirsiniz. Deneyin ve görün.

mm

Burcu Yırcalı

Yogaya boyun ve bel ağrıları gibi sağlık sorunları yüzünden 2006 yılında başladım. Önceleri yoganın sadece bedensel boyutuyla ilgilenirken ve “savasana” (ceset pozisyonu) adı verilen son dinlenme pozisyonunda bir dakika bile kıpırdamadan yatamazken zaman içinde yoganın bedensel boyutunun ötesinde boyutları olduğunu da fark edip çok sevdim. Bu sevgi benim yoga üzerine eğitimlere katılmama sebep oldu. 2012 yılından beri yoga eğitmenliği yapmakta ve yoga ve meditasyon ile hem kendi hem de katılımcıların hayata değişik bir açıdan bakmasını amaçlamaktayım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!