BİR UMUTTUR YAŞAMAK - Halimiz
FONKSİYONEL TIP
4 Nisan 2019
NETWORKING
4 Nisan 2019

24 Haziran seçimlerine giderken beklentim çok yüksekti. Muharrem İnce’nin arkasına ciddi bir rüzgar aldığını düşünenlerdendim. Seçim sürecini sıkı bir şekilde takip ettim, konuyla ilgili yazılar kaleme aldım, güvenli seçim sonuçlarının oluşması için sandık görevlisi oldum. Nitekim, muhalif kesimin sonucun akabinde yaşadığı hayal kırıklığını hepimiz az çok hatırlıyoruz.

Doğrusunu söylemek gerekirse 24 Haziran akşamından günümüze kadar siyasetten hiç olmadığı kadar soğumuştum. İçimden haberleri takip etmek gelmiyordu; haliyle yazı yazmaktan da uzaklaşmıştım. Yerel seçim sürecine girdiğimizde tekrardan aynı heyecana sahip olacağını düşünüyordum fakat öyle olmadı İttifakların (Millet – Cumhur) tekrardan kurulduğu, her bölgede adayların yavaş yavaş belirlendiği dönemde bile bu durum değişmedi.

Dikkatimi çeken şey muhalefetin çoğu yerde (başlıca büyükşehirler olmak üzere) popülaritesi yüksek olanlar yerine belediyeciliğiyle one çıkmış, başarılı işlere imza atmış olan kişileri aday göstermesiydi. Bu, 2000li yıllarda muhalefet partilerin tercih ettiği veya etmeye cesaret ettiği bir durum değildi. Sürecin devamında muhalefet partilerince belirlenen bu adayların kavgadan uzak, toplumu birleştirici ve itidalli bir dil kullanması, polemikleri bir kenara bırakıp, vaatlerine ve projelerine vurgu yapmaları içimdeki umut ışığını (her ne kadar engel olmaya çalışsam da) tekrardan güçlendirmeye başladı.

Engel olmaya çalışmamın sebebi çok açıktı. Kendimi bildim bileli her seçimde iyimser bakış açım hiç değişmiyordu. Seçim sonuçlarına dair umudum hep yükseklerde oluyordu. Hatta seçim konusu açıldığı zamanlarda yakın çevremden bile “bana lütfen yine umut pompalama” minvalinde esprili cevaplar alıyordum. 24 Haziran’dan sonra artık “Polyannacılık” olarak da adlandırılabilecek iflah olmaz bir iyimserliğimin oldugunu kabullenmeye başlamıştım. Fakat, yukarıda belirttiğim sebeplerden dolayı tekrardan aynı ruh haline bürünmeye başladığımı hissettiğim anda etrafımdakilere daha “temkinli ama iyimser” değerlendirmeler yaptım. Hoş, ben yine gerçekçilikten uzak, umut pompalayan oldum o başka. (En çok duyduğum cümle: Yine mi Sinan? Bıkmadın mı?)

Ve 1 Nisan günü. 3 büyükşehir de Millet ittifakı adayları tarafından kazanıldı.Ana muhalefet partisinin sloganı gerçek oldu; martın sonu bahar oldu.

Yazılarımı paylaştığım her yerde tanıtım bölümüne yazdığım bir şey var: Ülkesine “çıkmadık candan umut kesilmez” sözüyle bakanlardan. 

Bu sözü çok severim. Ama benim için 31 Mart gecesi öncesine kadar hiç bu denli anlamlı olmamıştı.

Hem, bir insan nasıl umudunu sıfırlayarak yaşayabilir ki? İnsan, yaşayacağı olası hayal kırıklarını önlemek için içindeki umudu köreltmeye çalışmalı mıdır ya da vazgeçip çekip gitmeli midir? Bir başka deyişle yaşamak bir umut değilse nedir?

Bazen beton bir alanda küçük bir çiçeğin tüm o gri alanın içinden yükseldiğini görürüz. Bunu nasıl başardığına hayret ederiz. Bugün içinde uzun zamandır olmayan umut ışığıyla güne başlayanlar, gözlerini kapatıp nefes aldıklarında işte o çiçeğin kokusunu aldılar.

Daha nice güzel, umut dolu baharlara.

mm

Sinan Reis

Notre Dame de Sion Fransız Lisesi ve Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler - İşletme mezunu. Hayalindeki mesleği yapan bir headhunter. Galatasaray aşığı, Mustafa Kemal Atatürk sevdalısı. Olaylara Fransız kalmamak için okuyor, yazıyor. Ülkesine "çıkmadık candan umut kesilmez" sözüyle bakanlardan.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!