BİR KADIN DEĞİL BİN KADININ, BİN KADIN DEĞİL YÜZBİNLERCE KADININ SESİ: “SILA” - Halimiz
HAYATTAN İZİN ALMAK
8 Kasım 2018
BİLGİSAYAR MÜHENDİSİNİN KURABİYELERİ
8 Kasım 2018

“İki satırlık adamları musallat ettik ömrümüze!” ~ Sıla

Her şey bu satırla başladı galiba… Herkes, bu satırı paylaşıyor son birkaç gündür bu ülkede ve arkasından da güçlü kadınların sayısının ne çok arttığını konuşuyor. Kadına karşı şiddet ve ayrımcılık mücadelesinde “Kadının insan hakları” diye tarif edilen kavram, tam da buydu…

“Kadına karşı şiddet” kavramını öğrendiğimde, herhalde 7-8 yaşlarındaydım. “Sığınmaevi”, “Kadın Bakanlığı” gibi kavramları da aynı yaşlarda öğrendim. Bütün bunların “bile isteye” ortaya konan “cinsiyetçi” ve “erkek” bir devlet politikasının sonucu olarak, bir “eşitlik” yaklaşımının bile olmadığı bir toplumda oluşan kavramlar olduğunu da o yaşlarda kavradım. Senelerdir süre gelen kadın hakları mücadelesinin daha da farkına varmam ben 17 yaşındayken oldu.

1995’te dünya kadınları Çin’de ayağa kalktılar hep beraber ve “Dünya Kadın Konferansı” düzenlediler. Özellikle uluslararası platformlar başta olmak üzere kadınlar hep özgür olabildikleri, yaşadıkları toplumun yarısı olmalarından kaynaklı olarak da seslerini duyurabilecekleri ve her ortamda karşılaşabildikleri ayrımcılıkların önüne geçebilecekleri bir dünya için mücadele ediyorlardı. Bugün de hala böyle!

“Kadının insan hakları” mücadelesinin birtakım sonuçlarının, senelerin mücadelecisi canım kadın örgütlerinin varlığı ve dayanışmasıyla sokaklara slogan ve eylem olarak inen istekler ve talepler sonucunda kanunlaştığını sahada olan kadınlar olarak bizler biliyoruz ama toplum olarak Sıla sayesinde son günlerde yeniden duyduk ve öğrendik.

Buradan da tekrar edelim. Sıla’nın, avukatının da desteğiyle, mahkemeye giderken temel aldığı kanun “6284 sayılı Aileyi Koruma ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine dair Kanun.” Bu kanun, şiddet gören kadına mahkemeye başvurması halinde “geçici koruma altına alma” hakkı tanıyor. Kadının, evli veya bekar olmasına bakılmaksızın… Kanun, koruma talep eden kadının içinde bulunduğu durumu esas alıyor.

Bu arada kanunun adının da nasıl başladığına dikkatleri çekelim: “Aileyi koruma.” Ne yazık ki işte tam da bizi bugünlere getiren “cinsiyetçi” erkek egemen zihniyet (!) sayesinde “şiddet” içeren bir kurumun dahi inatla “korunmasını” isteyen ama buna rağmen uluslararası sözleşmelere imza atan Türkiye’nin mecburiyetten kaynaklı olarak aile dışında da bireyin kadın olarak şiddete maruz kalmasını önleyecek tedbirleri arttırdığı bir kanun bu. Bunun da altını çizmiş olalım.

Konu şiddet olunca nereden başlayacağımı bilemem, üstelik senelerdir kendim dâhil şiddete uğramış kadınların hayat hikayelerini dinlemiş, duymuş, yaşamış bir kadın olarak daha da zor geliyor yüzü morarmış bir kadının sessiz çığlığına bakmak ve sadece boğazı düğümlenerek söylediği “Şikayetçiyim” deyişini duymak.

Sıla çok cesur bir iş yaptı, yaşadığı şiddeti toplumla paylaştı, bunun “kamusal” bir olaya dönüşeceğini bile bile üstünü örtmedi ve her şeyi göze alarak şiddeti ifşa etti. Bunu da anlatırken, “Bu ülkede ne kadar şiddet mağduru kadın varsa, gözlerimin gözlerinize değdiği anmış” diyerek dayanışma duygularını da ifade etti. Oysa ki Türkiye’nin bir gerçeği de vardı: “Erkeklerin her şeye egemen oldukları bir düzende, bir ülkede, aşk, nasıl kadınların lehine olabilirdi ki?”… Ve nitekim aleyhineydi ve Sıla’nın, aşık olduğu, sevdiği adamın şiddetine daha önce de maruz kalmış olmasının duyulması ile mesele adeta bir hak edişe evrildi.

Tam da buradan mevzunun diğer boyutuna geliyoruz, belki de en can alıcı boyutu: “aşk-sevgi” boyutuna. Herkesin sorduğu soru: Sıla neden daha önce şiddet gördüğü bir adama tekrar geri döndü? Burada sözü Psikolog ve Mor Çatı gönüllüsü Feride Yıldırım Güneri’ye bırakıyorum: “Kadınlar ilişkilerinin değil, şiddetin bitmesini istiyorlar. Bunun için de defalarca şans veriyorlar. Bu şansı neden verdiklerinin kolay bir cevabı yok çünkü şiddetin olduğu ilişkiler çok komplike.”

Feride Hocanın bu açıklamasını naif bulanlarınız olursa işin daha can acıtıcı noktalarından birini de ben size söyleyeyim. Bu toplumda “Polat Alemdar” dan, “Diriliş Ertuğrul”lara kadar uzanan bir süreç var. “Erkek” ve “şiddet” kavramlarının sıkça yanyana geldiği ve “hükümdarlık”, “egemenlik” dediğimiz şeyin “erkek” temelli kurgulandığı diziler ve bu dizileri örnek alıp bu toplumu hayat biçimi, aile yaşantısı bağlamında da yüzyıllarca geriye götürme gayreti içinde olan ciddi bir kitle var. Hani bir tarafta evlilik programlarına çekidüzen vermeye çalışırken, diğer tarafta da her gün başka boyutuyla şiddeti gündeme getiren veya çağrıştıran dizilerden vazgeçemediğimizi görüyoruz. Daha da vahimi, bu sistem ve anlayışın içinden türeyen Ahmet Kural gibi özgüvensiz, kişiliği oturmadan (!) bir takım paralar ve şöhret kazanan adamların yükselmesine engel olamıyoruz!

Bir de bu adamlar (!) basit rol kesmeleri öğrendikten sonra, “sevdiği kadını gördüğünde gözlerinin parlamasından” söz ederken, sevdiği (!) kadının fiziki olarak gözünü morartabilen adamlar haline geliyorlar! Gerçekten acınası bir halleri var! Üstelik olay bununla da bitmiyor. Ahmet Kural dediğimiz zat, “O gece Sıla’nın, benimle paylaştığı şeyleri itidalli bir şekilde karşılayabilmeliydim” diyerek Sıla’nın anlattıklarının “kabul edilemez” olduğunu ve “ağır tahrik içerici” ifadelerden oluştuğunu ima ederek 45 dakika, lütfen dikkat buyurun, 45 dakika boyunca uyguladığı şiddetle ilgili kendini “suçsuz” ilan etmenin yollarını arıyor! Şiddetin hiçbir meşru gerekçesi yoktur, olmaz, olamaz, nokta!!!

Psikolog Güneri’nin “ilişki ve şiddet” bağlamında söylediği ve yukarıda paylaştığım sözlerine aynen katılıyorum ve bu yazıyı okuyan özelikle belirli bir yaş kuşağı ve çeşitli biçimlerde erkek şiddetine maruz kalmış kadınlara sesleniyorum: “Geçmişe doğru bakın ve geçmişte hayatınıza giren erkeklerle yaşadığınız süreçleri düşünün. Bence Sıla’yı tekrar denemiş olduğundan ötürü bu kadar yerden yere vurmayacak; ve bugün kendini içinde bulunduğu durumda da onun yaralarını sarmalamak adına sevgiyle ve anlayışla yaklaşacaksınız.” Âşkı bilen kadınların yüreğine dokunur aşk ve yükseldikleri irtifa öyle yukarılarda olur ki kendi içlerinden akıttıkları sevginin karşılığı olmadığını andaki tepetaklak oluşları canlarını çok acıtır ve şöyle derler: “Bazıları hiç sevilmemeyi öğrenememiş ama bence aşkın bununla hiçbir ilgisi yok.”

Şiddetin, aşkla, sevgiyle hiçbir ilgisi olmadığını bilmek ve anlamak gereken bir noktada topluma bir mesaj da şu olmalı: “Evet, bu ülkede şiddet görsün görmesin sağ duyu sahibi, kalbi sevgiden geçen tüm kadınlar Sıla’nın yanında ama esas olay, Ahmet Kural ve tüm şiddet faillerinin suçlarını ifşa etmek, onları toplum içinde küçük düşürmek, onların ellerinden popüler yaşamın getirdiği “gereksiz” gücü almak ve başka Ahmet Kural’ların olmasının önüne geçmektir.”

En önemli toplumsal meselemiz, zaman kaybetmeden sokaklara, okullara, toplumun her kesimine yayılması gereken “eşitlikçi” bir toplumu yeniden yaratmak için seferber olmak ve şiddetin önüne geçebilmeyi başarabilmektir.

Sıla’ya da buradan son söz: “Yaşasın bu ülkenin güçlü kadınları!”

mm

Ürün Güner

Ayşe Ürün Güner, 1978 doğumlu bir İzmirlidir. Önce Tevfik Fikret Lisesi'nden, sonra Hacettepe Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun oldu. Kadın hareketi içinde büyüyen Güner, 1996'da Türkiye'nin önemli kadın örgütlerinden Uçan Süpürge'nin kurucularından biri oldu. Uzun yıllar yurtiçi ve yurtdışında toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda çalışmalar yaptı. Birlemiş Milletler'de ve Avrupa Birliği kurumlarında da kadın hakları, insan hakları ve demokratikleşme üzerine çok sayıda eğitim aldı.Kadın hakları konusunda Türkiye genelinde çok sayıda Avrupa Birliği projesi yürüttü. Fransa Dışişleri Bakanlığı'nın "Geleceğin Liderleri"nden biri olarak seçtiği Güner, yine Fransa hükümeti tarafından yasama, lobicilik ve sivil toplum üzerine burslara gönderildi. ABD'nin önde gelen düşünce kuruluşlarından German Marshall Fonu'nun "Marshall Anma Bursu" programı kapsamında Türkiye'den seçilen az sayıdaki bursiyerlerinden biri oldu. Son olarak da Washington D.C.'de Hillary Clinton tarafından kurulan ve kadın hakları alanında çalışan Vital Voices Global Partnership adındaki sivil toplum örgütünde Avrupa ve Avrasya masasının uzmanlarından biri olarak kısa süreli görev aldı. Ürün Güner, son altı yıldır uzmanlık alanlarında siyasi danışmanlık yapmakta ve kadın hakları alanındaki çalışmalarına da devam etmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!