BİR DOSTLUK HİKAYESİ - Halimiz
THE PURGE
11 Nisan 2019
HORMONLAR
11 Nisan 2019

Gezmeyi çok seviyorum. Vakit buldukça seyahat etmeye çalışıyorum. Hani derler ya, “çok gezen mi çok okuyan mı daha çok bilgi sahibidir?” diye… Elbette ki okumanın ve gezmenin yeri çok ayrı. Okuyarak edindiğimiz bilgi ile gezerken edindiğimiz bilgi bambaşka. Seyahat ettiğimizde değişik yerler görmekle kalmıyor, o yerler, yöreler ve kültürler hakkında ilk elden bilgi edinme şansımız da oluyor. Aslında benim için gezmek demek değişik yörelerin efsanelerini, mitolojilerini ve hikâyelerini dinlemek ve öğrenmek demek… O yörelerin hikâyelerine göre yoga “asana”ları denemek ve oraların geçmişine yoga ile bir yolculuk yapmak demek…

Bodrum’a en son seyahat ettiğimde Güllük beldesine gittim. Bodrum’a karayolu ile ulaşırken Güllük kavşağından mutlaka geçmeniz gerekmektedir. Yıllardır bu tatil beldesine gidip geldiğim halde Güllük beldesine bir kere bile gitmemiştim. Bu, benim gibi gezmeyi ve gezerek öğrenmeyi seven biri için ayıp değil de nedir? İnanın bilemedim.

Bodrum’un civarı antik kentler ile çevrili. Çoğunluk bu tatil yöresini sadece “Halikarnossos” olarak bilir. Ancak bu bölgeden ne kadar çok uygarlık gelip geçmiştir. Pedesa antik kenti, Bargilya, İassos ve Labranda bunlardan sadece bazıları… Günümüzde bu antik kentlerin kimileri Bodrum’a kimileri de Milas’a bağlı.

Benim ilgimi çeken efsane İassos antik kenti ile ilgili… Güllük Körfezi’nde geçen bir hikâye. (Hikâyeyi çeşitli internet sitelerinden buldum ve aynen kullanıyorum) İassos kentinde geçen bu efsane, Hermias adındaki bir gencin bir yunus balığı ile olan dostluğu hakkında…

“Güllük körfezinde yıllar yıllar önce mutlu insanlar yaşarmış. Burada herkes birbirini tanır, üzüntülerini ve neşelerini paylaşırlarmış. Çocuklar hep birlikte oynarmış. Hermiyas da bu mutlu çocuklardan biriymiş. Annesinden başka kimsesi olmayan Hermiyas, Güllük’ün en güzel çocuğuymuş. Annesi onu her türlü kötülükten korur ve yanından ayırmazmış.

Günlerden bir yaz günü, Hermiyas’ın arkadaşları onu denize çağırmış ama annesi ona izin vermemiş. Bunun üzerine çocuklar Hermiyas ile alay etmeye başlamışlar: Annesi bırakmaz ki onu, Kaçamaz ki bizimle, anne kuzusu o… Kızlar gibi… diye alay etmişler. Ve hep bir ağızdan türkü söylemeye başlamışlar:

Deniz çekiyor bizi,

Biz Güllük’ün çocuklarını,

Ama ne diyelim,

Yaz güneşi de tepemizde kavurur ayaklarımızı.

Toprak çeker bizi Ege

Haydi çocuklar denize

Haydi Hermiyas denize!

Arkadaşlarının sözleri Hermiyas’a çok dokunmuş ve bunu fark eden annesi Hermiyas’a denize girmesi için izin vermiş. Annesi Hermiyas’a “oğlum tamam git ama fazla açılma. Deniz bu, ne olacağı belli olmaz” demiş.

Hermişas sevinçle arkadaşlarına katılmış. Ege’nin tuzlu suyu çocuk sesleriyle dolmuş. Kendilerini serin sulara bırakmış çocuklar. Hava hafif esiyormuş ama çocuklar aldırış etmeden kıyıdan açılmışlar. Bir süre sonra kıyıya dönen çocuklar kıyıyı sesleriyle şenlendirmiş ama aralarında Hermiyas yokmuş.

Kara haber tez yayılmış: “Hermiyas’ı Ege aldı” diye herkes kıyıya koşmuş. En usta balıkçılar denize açılıp çocuğu aramışlar ama körfezin her yerini aramalarına rağmen bulamamışlar.

Zavallı anne kahrolmuş, oğlunun öldüğünü kabullenmemiş ve onun dönüşünü beklemeye başlamış.

Günlerden bir gün bir balıkçı kıyıya telaşla gelmiş ve “Hermiyas’ı gördüm” diye müjde vermiş. Niye getirmedin diye soranlara, “nasıl getirebilirdim ki? Yunus balığının sırtındaydı ve ben onlara yaklaşınca onlar denize dalıp uzaklaştılar” demiş. Balıkçıya kimse inanmamış. “Yunus sırtında insan taşımaz, sen rüya görmüşsün” demişler.

Ama günlerden bir gün Hermiyas’ın döndüğü haberi yayılmış. Herkes kumsala koşmuş. Hermiyas kumsalda yanı başında iki yunus ile birlikte sessizce yatıyormuş. Anlamışlar ki balıkçının anlattığı her şey doğruymuş.

Güllük’te yaşayan yaşlı bir adam oradakilere şöyle seslenmiş: “Şu gördüğünüz üzerine iyi düşünün. İşte dostluk budur. Birlikte oyun oynarlarken yunusun yüzgeci Hermiyas’ın boynunu kesmiş ve bu da Hermiyas’ın ölümüne sebep olmuş. Hermiyas’ın ölümü de bu yunusu ölüme götürmüş. O dostunu hiçbir koşulda terk etmemiş. Yaşamda da ölümde de birlikte olmayı yeğlemişler.”

Güllük’te gezerken heykelini görüp okuduğum bu hikâye beni çok etkiledi ve gerçekten de gerçek dostluğu düşünmeme neden oldu. Dostluk, bence “yin ve yang” gibidir. Biri daha sessiz iken diğeri daha gürültücüdür. Biri daha sakinken diğeri daha hareketlidir. Biri daha karamsar iken diğeri daha iyimserdir. Biri daha neşeli iken diğeri daha neşesizdir. Biri daha alınganken diğeri daha ataktır. Dostluk, Hermiyas ve yunus balığının dostluğu gibi karşılıklı tamamlanan bir şeydir. Bir yarı siyah iken diğer yarı beyazdır. Yani dostluk “yin ve yang”dır. Sizleri böyle tamamlayabilen dostlarınız var ise ne mutlu size… Yaşamda ve ölümde hep birlikte ve “yin ve yang” olarak birbirinizi tamamlayabilmeniz umuduyla.

 

mm

Burcu Yırcalı

Yogaya boyun ve bel ağrıları gibi sağlık sorunları yüzünden 2006 yılında başladım. Önceleri yoganın sadece bedensel boyutuyla ilgilenirken ve “savasana” (ceset pozisyonu) adı verilen son dinlenme pozisyonunda bir dakika bile kıpırdamadan yatamazken zaman içinde yoganın bedensel boyutunun ötesinde boyutları olduğunu da fark edip çok sevdim. Bu sevgi benim yoga üzerine eğitimlere katılmama sebep oldu. 2012 yılından beri yoga eğitmenliği yapmakta ve yoga ve meditasyon ile hem kendi hem de katılımcıların hayata değişik bir açıdan bakmasını amaçlamaktayım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!