BİR DİRENİŞTİR YAŞAMAK - Halimiz
BİR DİRENİŞTİR YAŞAMAK 2
HAYAT, BİZ PLAN YAPARKEN BAŞIMIZA GELENLERMİŞ
9 Nisan 2020
BİR DİRENİŞTİR YAŞAMAK 3
UYUMLANALIM; KENDİMİZE VE DOĞAYA
16 Nisan 2020
BİR DİRENİŞTİR YAŞAMAK 4

CAST AWAY, US 2000 TOM HANKS CASTAWAY US 2000 TOM HANKS Date 2000, Photo by: Mary Evans/C20TH FOX / DREAMWORKS/Ronald Grant/Everett Collection(10305969)

“Nefes almaya devam etmeliyim çünkü güneş yarın yine doğacak. Gelgitin ne getireceğini kim bilir?”

Tom Hanks’in unutulmayan filmlerinden Cast Away’in unutulmaz bir repliğidir.

Film, FedEx firmasında çalışan birinin uçak kazası sonucu bir adaya düşmesini ve o adadan tek başına yıllar süren hayat mücadelesi sonrasındaki kurtuluş hikayesini ele alır.

Filmi sinemada izlediğimde henüz 8 yaşındaydım. Geçtiğimiz günlerde tekrar seyrettiğimde ise filmin üzerimde ne kadar etki bıraktığını anlamış oldum. Üzerinden tam 20 yıl geçmesine rağmen kahramanımızın mücadelesini sanki dünmüş gibi hatırlıyordum.

Geçmişte izlediğim ve hikayenin sonunu bildiğim bir filmi tekrar izlememdeki tek amaç içinde bulunduğumuz durumla az çok özdeşleştirmemdi.

Her ne kadar kurgu bir senaryo olsa da, her ne kadar içinde yaşadığımız durum ıssız bir adada tek başına mücadele etmek kadar çaresiz olmasa da benzerlik barındıran durumları mevcut.

David Kessler ve Elizabeth Kübler Ross’un yazdığı “On Grief and Grieving: Finding the Meaning of Grief through the Five Stages of Grief” adlı kitaba göre insanın bir yas veya keder durumuyla karşılaştığında zincirleme olarak verdiği tepkiler şu şekilde oluyor:

1).  İnkar

2)   Öfke

3)   Pazarlık

4)   Üzüntü

5)   Kabullenme

Filmde Chuck Noland (Tom Hanks) da adaya ilk düştüğünde kısa bir süre sonra onu bulmak için arama yapıldığında bu dönemin sonlanacağını düşünüyor. Devamında ise öfkelenip adanın içinde kendisine yardım edebilecek olan birilerine ulaşmaya çalışıyor. Denize vuran FedEx kutularını açmayı ilk başlarda düşünmüyor, hala iş etiğini ön planda tutuyor bir bakıma. Sonrasında çaresizlikle beraber gelen üzüntü ve durumu kabullenerek hayatta kalma mücadelesine dört elle sarılıyor.

Biz de bu dönemlerde aslında aynı süreci yaşıyoruz. Belki de etrafımızdan en çok duyduğumuz, bir yandan da bizim de en çok sorduğumuz soru “Ne zaman bitecek?” sorusu. Belirsizlik, kimsenin hoşuna giden bir durum değildir. Haliyle hepimiz, bu belirsizlikten sıyrılıp bir an önce “normal”imize dönmeyi iple çekiyoruz.

Kesin olan birşey varsa o da bugünlerin biteceği. Evet, kimilerine göre biraz daha geç, iyimser olanlara göre daha kısa. Henüz süresini ne yazık ki bilemesek de bu yaşadığımız değişik dönem sona erecek.

David Kessler, yeni kitabında (“On Grief and Grieving: Finding the Meaning of Grief through the Five Stages of Grief”) bu zincirleme tepki sıralamasının son halkasını ekledi: Anlamlandırma.

Yazımın ilk paragrafında alıntıladığım cümle filmin kahramanı Chuck Noland’ın anlamlandırmasıydı.

Biz de, tüm bu süreçlerden geçip, bir yandan “Ne zaman bitecek?” belirsizliğinin yok olmasını beklerken, diğer yandan da geçmişteki “normal”imizden gelecekteki “normal”imize neleri gereksizce yaptığımızı ve gelecekteki “normal”imize neleri taşımayacağımızı anlamlandırmaya başlıyoruz.

İnsanlık, içindeki umut ışığını söndürmeden, umutsuzluğun faydası olmadığını bilerek bugünleri de aşacak.

Nazım’ın da dediği gibi:

“Yok, öyle umutları yitirip karanlıklara savrulmak! Unutma, aynı gökyüzü altında, bir direniştir yaşamak.”

 

mm

Sinan Reis

Notre Dame de Sion Fransız Lisesi ve Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler - İşletme mezunu. Hayalindeki mesleği yapan bir headhunter. Galatasaray aşığı, Mustafa Kemal Atatürk sevdalısı. Olaylara Fransız kalmamak için okuyor, yazıyor. Ülkesine "çıkmadık candan umut kesilmez" sözüyle bakanlardan.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!