Bilgi Ekonomisinde Neredeyiz?... - Halimiz
İstihbarat Fiyaskosu?
12 Ocak 2017
Türkiye Barolar Birliği’nin Yapılan Anayasa Değişikliği Üzerine Halkı Bilgilendirme Belgesi …
12 Ocak 2017

Dünyada giderek yaygınlaşan bilgi ekonomisi çerçevesinde Türkiye’nin durumunun iyi değerlendirilmesi ve uzun vadede ülkemizin uluslararası rekabet gücünü arttırıcı politikaların izlenmesi kuşkusuz büyük önem taşıyor. Fakat ne yazık ki, elimdeki bilgilerin ışığında, bu konunun ihmal edilmiş olduğunu düşünüyorum.

Önce altını çizelim. Gelir dağılımı çarpıklığı, işsizlik, yüksek borçluluk oranları, yüksek dış açık, yetersiz rezervler gibi önemli sorunlarının yanı sıra, Türkiye’nin bir de önemsenmesi gereken bir rekabet gücü sorunu bulunmaktadır. Ülkemiz, World Economic Forum 2015 Dünya Rekabet Gücü Raporu’nda(1) incelenen 140 ülke arasında, rekabet gücü endeksi sıralamasında 51’inci sırada almaktadır. Rekabet gücü endeksini belirleyen bileşenlere göre ülkemizin 2014 ve 2015 yılları için sıralamadaki yerleri şöyle verilmektedir:

                                                                     2015                 2014                                            

  1. Temel Gereksinimler                       57.                   56.
  • Kurumsal Yapılanma                       75.                   64.
  • Altyapı                                                53.                   51.
  • Makro Ekonomik Ortam                68.                 58.
  • Sağlık ve İlköğretim                         73.                 69.
  1. Verimlilik Arttırıcılar                     48.                   45.
  • Yük. Öğren. ve İş başında Eğ.       55.                   50.
  • Emtia ve Mal Piyasaları Etk.         45.                 43.
  • İşgücü Piyasaları                             127.               131.
  • Mali Piyasaların Gelişmişliği        64.                   58.
  • Teknolojik Okur Yazarlık              64.                   55.
  • Pazar Büyüklüğü                             16.                     16.
  1. İnovasyon ve Çeşitlilik                   56.                     51.
  • İş Çeşitliliği                                      58.                     50.
  • İnovasyon                                        60.                     56.

 

Rapora göre ülkedeki hassas siyasi dönem ve jeopolitik çatışmaların birleşmesi sonucunda oluşan aşırı belirsizlik ortamı Türkiye’nin kalkınmasında ciddi rolü olan özel kesim yatırımlarının ve özellikle de, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının yavaşlamasına neden olmuştur. 15 Temmuz sonrası dönemde ise koşulların daha da olumsuzlaştığını söylemek mümkündür. Makroekonomik ortamın kötüleşmesi yanı sıra reel kesim ve hane halkının aşırı borçluluğu da rekabet gücünü olumsuz etkilemektedir.

Bilgi ekonomisi ile ilgili bir başka önemli gösterge de internet kullanımıdır. Birleşmiş Milletler Uluslararası İletişim(2) verilerine (2010) göre internet kullanıcıların toplam nüfusa oranı itibariyle, Türkiye 182 ülke arasında 91’inci sırada yer almaktadır.

Teknolojik açıdan yeteneğimizi ölçmekte kullanılabilecek bir başka gösterge 1.000 kişilik istihdam başına düşen tam zaman araştırmacı sayısıdır. OECD verilerine göre(3) bu oranın en düşük değeri 0.3 ile Hindistan’da, en yüksek değeri ise 16.56 ile Finlandiya’dadır. Aynı oranda AB ortalaması 1.33 iken Türkiye’de 0.43 dür. Bir başka incelemede, Bilim Teknoloji İnsan Kaynaklarının(BTİK) Toplam İşgücü içindeki payı itibariyle 30 ülke üzerinden yapılan bir sıralamada Türkiye son sırada yer almıştır(4). Bu oranın AB27’ de 39.25, Türkiye’de 18.78 olduğu hesaplanmıştır(4).

Bilgi ekonomisi bağlamında kuşkusuz en önemli konulardan birisi de Ar-Ge ve İnovasyon faaliyetleridir. Türkiye, 2012 yılı itibariyle, satın alma gücü paritesine göre GSYH büyüklüğü açısından dünyanın 16’ıncı büyük ekonomisi olmasına karşılık ihracat hacmi bakımından 32’ inci sırada yer almaktadır. Aynı dönem itibariyle ülkemizin dünya ekonomisi içindeki payı %1.1 iken dünya ihracat hacmi içindeki payı %0.8 dir. Türkiye’nin ihraç ettiği ürünler ağırlıklı olarak düşük ve orta teknolojiye dayalı ürünlerden oluşmaktadır. İhracatımızın ancak %2’si ileri teknoloji ürünlerinden oluşmakta olup bu oran BRICK ülkelerini oluşturan Çin’de %28, Güney Kore’de %29, Brezilya’da %11, Rusya’da %9, Hindistan’da %7 düzeyindedir. Ar-Ge harcamalarının GSYH’ye oranı incelendiğinde ise, Güney Kore %3.36’lık oranı ile ilk sırada olup diğer BRICK ülkelerinden ayrışmaktadır. Söz konusu oran Çin’de yükseliş eğiliminde olup %1.7 düzeyindedir. Türkiye’ye gelince, Ar-Ge harcamalarının GSYH’ye oranı 1996 yılındaki %0.45’ten 2010 yılı itibariyle %0.80 seviyesini aşmış olmakla birlikte halen BRICK ülkelerine kıyasla oldukça düşük kalmaktadır. Ar-Ge Harcamaları/GSYH oranı yüksek olan iki önemli ülke de ABD ve Japonya’dır. Söz konusu oran ABD’de %2.9 iken Japonya’da %3’ün üzerindedir(5).

Bilim ve mühendislik alanlarında üretilen uluslararası yayın sayısı da bir ülkenin Ar-Ge kapasitesi hakkında ipucu veren bir göstergedir. 2009 yılında dünyada bu alanlarda toplam 800 bin adedin üzerinde yayın yapılmıştır. ABD’nin payı %25’in üzerinde bulunurken ikinci sırada %9 civarındaki payı ile Çin gelmektedir. Türkiye’ye ait veriler incelendiğinde, 1995 yılında 1.700 adet olan yayın sayısının 9 bin adete yükseldiği görülmektedir. Türkiye’nin dünyadaki payı %1.1 olup söz konusu gösterge bağlamında dünyada 19’uncu sırada yer almaktadır(5).

İnovasyon, araştırmalar sonucunda ulaşılan fikrin veya icadın ürüne veya hizmete dönüşmesi sonucu piyasada karşılık bulacak bir değerin yaratılmasıdır. Yenilikçilik ve ticari getiri açısından önem taşıyan göstergelerin başında da patent sayıları gelmektedir. Bazen karşılaştırıldığımız BRICK ülkelerine kıyasla Türkiye’de verilen patent sayısı çok düşük kalmaktadır. Örneğin, 2011 yılında Çin’de 172.113, Güney Kore’de 94.720, Rusya’da 30.135, Hindistan’da 30.135 patent verilmişken, Türkiye’de verilen patent sayısı sadece 988 olmuştur(5).

Genel olarak bir değerlendirilme yapılacak olursa, Türkiye’nin uzun vadeli rekabet gücünün ucuz, emek yoğun ve düşük beceri gerektiren ürünlerden çok daha fazla eğitimli ve becerili işgücü gerektiren, bilim-teknoloji yoğun, yüksek katma değerli mal ve hizmet üretmesine bağlı olduğu açıktır. Ne var ki Türkiye hala ciddi eğitim ve teknolojik altyapı sorunlarıyla karşı karşıyadır. Eğitim kalitesinde ciddi bozulmalar göze çarpmaktadır. Ve daha da kötüsü, teknolojiye ilişkin konular ülke gündeminin ön sıralarında gözükmemektedir.

Türkiye ekonomisinin OECD ülkelerinin önemli bir bölümünde gözlenen bilgiye dayalı ekonomiye geçiş sürecinin gerisinde kaldığı açıktır. Bu da aslında şaşılacak bir durum değildir. Zira bilgi ekonomisine geçiş sürecinin temel dinamiklerini oluşturan eğitim, yatırım, Ar-Ge faaliyetleri, patent ile bilişim ve iletişim teknolojileri alanlarında ülkemiz küresel yarışın arkasında kalmış durumdadır. Dolayısıyla, Türkiye ekonomisinde yüksek ve sürdürülebilir büyüme hızlarına erişilmesi ve rekabet gücümüzün arttırılması ister istemez zorlaşmaktadır.

Küresel ekonomide ağırlığı giderek artan bilgi ekonomisine geçiş sürecinin gereklerini dikkate alan uzun vadeli bir gelişme stratejisinin titizlikle uygulanması ülkemiz için büyük önem taşımaktadır. Bunun sorumluluğu ise öncelikle siyasi yönetimlere düşmektedir.

 

  • Global Competitiveness Report, World Economic Forum, 2015
  • UN International Communication Data, 2010
  • OECD Factbook, 2008
  • Türkiye-AB İstişare Komitesi Toplantısı, Türk tarafı Çalışma Dokümanı, 27-28 Nisan 2009
  • Türkiye’de Eğitim Finansmanı ve Ülkelerarası bir Karşılaştırma, Ar. Görevlisi Gonca Güngör ve Yard. Doç. Dr. Alper Göksu, Sakarya Üniversitesi, 2009

 

mm

Dr. Ali Tigrel

Devlet Planlama Teşkilatı Eski Müsteşarı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!