BERLİN KONFERANSI, TEZKEREYİ DURAKLATTI - Halimiz
BERLİN KONFERANSI, TEZKEREYİ DURAKLATTI 2
TERSİNE GÖÇ
23 Ocak 2020
BERLİN KONFERANSI, TEZKEREYİ DURAKLATTI 3
ÇOCUKLARA GÜZEL ANILAR BIRAKIN
30 Ocak 2020
BERLİN KONFERANSI, TEZKEREYİ DURAKLATTI 4

Türkiye’nin, Müslüman Kardeşler ilintili Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) lideri Fayez el-Sarraj ile imzaladığı deniz sınırı anlaşması bu ülkedeki sivil savaşa bir anda uluslarası bir sorun niteliği kazandırdı. Moskova’da ve Berlin’de ardı ardına yapılan uluslararası toplantılarda bu konu doğrudan masaya yatırılmamış olsa da Türkiye’nin bu ülkeye asker ve askeri mühimmat göndermesine şimdilik set çıkılmış durumda.

İktidar partisi bu durumu hala bir dış politika başarısı olarak okuyabilir ki ekranlarda boy gösteren tüm Libya uzmanları Trablusgarp’taki hükümete başkaldıran Libya Ulusal Ordu Komutanı Halife Haftar’ı düşmanlaştırmakla meşguller. Berlin konferansı daha soluklanmadan Haftar’ın ateşkesi ihlali de ekmeklerine yağ sürdü, konu tek taraftan işlenir oldu haberlerimizde. Sanki, herkesin, Sarraj hayranı olması isteniyormuş gibi ilginç bir baskı oluşuyor. Halbuki çoğumuz Sarraj’ı da Haftar’ı da şunun şurasında bir kaç ay öncesine kadar bilmiyorduk. Yeni yeni aşina olmaya başladık bu isimlere. Hala da bir kaç spot söylemin ötesinde bu kişilerin kimler olduklarını bilmiyoruz. Osmanlı’nın bir zamanlar Libya topraklarına hakim olmuş olması bugün Türk vatandaşlarını Libya uzmanı yapmıyor. İnanın neyi bilmediğimizi bilsek, o bile olanı doğru anlayabilmemiz için önemli bir adım olacak.

Neyseki bu garip halimizde yalnız değiliz. Dünya topyekün enteresan bir süreçten geçiyor. Yunanlılar da bizden beter. Onlar da Haftar’ı neredeyse ilahlaştırdılar; Haftar, Erdoğan’a meydan okur demeçler verdikçe bizlere karşı duydukları nefret hissiyatları hepten debreşti. Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, Berlin konferansına çağrılmadığı için adeta küplere bindi. “Bölgede istikrara katkı sağlayan Yunanistan’ın toplantıya çağrılmaması kabul edilemez bir durum,” dedi. Türkiye-Libya anlaşması iptal edilmezse de olası tüm siyasi çözümleri veto edeceği tehdidini savurdu. Bir de Mısır var tabii. Altı yılı aşkın süredir iki ülke de karşılıklı başkentlerinde büyükelçi seviyesinde temsil edilmedikleri için Berlin Konferansında Erdoğan ve Sisi’nin aynı karede yer almış olmaları bile kocaman bir başarı olarak görüldü. Ki bu toplantıda Türkiye’den sonra Mısır da zapturapta alındı. Türkiye denizden, Mısır da kara sınırından bu ülkeye giden silah akışına çanak tutarken; her ikisi de artık BM Güvenlik Konseyinin 2011 yılında bu ülkeye silah gönderilmemesi kararını onore edeceklerini beyan ettiler. İtalya ve Fransa da kendi aralarında fena didişiyorlar. Onlar da başka türlü bir nüfuzun arkasındalar ve işin ilginci, İngiltere konferanslarda var ama sahada esamesi hissedilmiyor. Haliyle de boşluğu doldurmak için farklı ataklar dikkat çekiyor.

Bu haliyle bakarsanız, Haftar, Trablusgarp hükümetine karşı silah kuşanalı Nisan 2019’dan bu yana BM Güvenlik Konseyi 15 kez Libya gündemi ile toplanmış ve fakat hiçbir defasında ateşkes çağrısını somutlaştıracak bir belge üretememişler. Ve Berlin’de konferansa katılan tüm ülkeler ilk defa — Sarraj ve Haftar’ı koyun kenara — 55 maddelik bir metin üzerinde mutabık kaldılar. İnsanlar silahlı kalkışmaya geçtiklerinde bir anda sakinlemelerini veya uğruna savaştıkları şeylerden bir anda taviz vermelerini  beklemek pek gerçekci değil. Sapmalar illa ki olacaktır. Yine de Berlin konferansı gösterdi ki uluslararası kamuoyu bu kez ciddi bir adım attı ve bu ülkedeki olaylara dış güçlerin müdahalesini frenlemeye ve iç savaşın taraflarını da ateşkese doğru adım atmaya ikna etti. Bu, başarıdır.

Türkiye için sorunlu olan husus ise bu ülke ile imzaladığı anlaşmanın akıbetini Sarraj’ın geleceğine endekslemesidir. Hükümetler, değişirler. Eğer ki Türkiye’nin ulusal çıkarı için gerçekten böylesine kritik önemde olan bir anlaşma ise bu deniz sınırı anlaşması; o halde, hükümetlerin değişken olduğunu anımsayarak ve iç savaşta taraf tutmadan, Türkiye’nin tarafını öncelik bilerek konumlanmak daha rasyonel olacaktı. Bugün gelinen halinde bu anlaşmanın kalıcı olma ihtimali giderek daha da zayıf gözükürken, bunun olası kaybında ortaya çıkabilecek riskler de ayrı kaygı unsuru yaratabilir. Bu olasılıkları da bugünden sıralamamak doğru olabilir. Sarraj’a hayranlığı pompalayıp, Haftar’ı düşmanlaştırmak bu açmazı çözecekse veya çözme olasılığı varsa, tam gaz devam etmekte sakınca yok elbette. Aksi takdirde bir soluklanıp, Libya’nın kendi kamuoyumuzda nasıl tartışıldığını tekrar tartmakta ve dış politikamızı yeniden değerlendirmekte fayda olabilir.

 

mm

Tülin Daloğlu

Publisher / Yayıncı - tulin.daloglu@halimiz.com Bu sitenin yayıncısı ve baş editörüyüm. Gazetecilik mesleğimde yirmi yılı geride bıraktım. Başta Türk medyası olmak üzere, Amerika, İngiltere ve İsrail medyalarında yazılarım yayınlandı. Ankara, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezunum. Üzerine aynı bölümde master çalışmam var … Ve Washington, D.C., Amerikan Üniversitesi'nde medya hukuku üzerine ikinci lisans üstü çalışmamı tamamladım. Şimdi, bu yeni mecrada huzurlarınıza çıkıyorum … yazarak, konuşarak, bilgi odaklı yürüyerek var olmaya kıymet verenlerdenim…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!