BENİM YOLCULUĞUM - Halimiz
BENİM YOLCULUĞUM 2
HAFTANIN ÖNE ÇIKAN HABERLERİ
10 Ekim 2019
BENİM YOLCULUĞUM 3
TİYATRO MU DEDİNİZ?
10 Ekim 2019
BENİM YOLCULUĞUM 4

Ağustos ayının sonunda gökyüzüne başımı çevirdiğimde gördüğüm yeni ay beni çok etkilemişti. Yeni ay zamanlarının yeni başlangıçlar için uygun zaman olduğu ve yeni işlere ve projelere başlamak istiyorsanız ayın bu halini iyi değerlendirmeniz gerektiğini söyler astrologlar. Benimkisi tam “fala inanma falsız kalma” misali sizin anlayacağınız… Bu defa bu işten anlayanlarının sözünü dinleyim dedim ve o incecik hilale bakarken hayatımda yolunda gitmeyen her şeyin değişmesini, eskimiş ve yıpranmış ne varsa bunların yenisi ile değişmesini, yeni başlangıçların da benim ve bütünün hayrına olmasını diledim. Sanırım öyle de oldu.

Eylül ayı ile birlikte vazgeçebilmeye, eskileri geride bırakıp boş alan yaratıp, yeniye yer açmaya başladım. Beni geliştirmeyen hatta gerileten birkaç iş yerini geride bırakıp hayatın bana getireceklerine güvendim. İnanır mısınız; gerçekten de yeni başlangıçlar yaptım. Aslında cesur biriyimdir. Neden bilmiyorum bir süredir aynı döngü içinde debelenip durmuşum. Demek ki tam bir sıçrama yapmak için denizin dibini görmem ve sonra yükselmem gerekiyormuş.

Hatta hayatımda öylesine yenilikler oldu ki kendimi yeniden doğmuş gibi hissettim. İki yeni grup ile çalışmaya başladım. Yeni insanlar tanımak, yeni mekanlara gitmek o kadar bambaşka ki! Hatta bu iki grup içinde yoga ile daha önce hiç tanışmamış insanlar var ve ben kendimi ders vermeye başladığım ilk günlerdeki gibi hissettim. Yenilenmiş ve tazelenmiş… Ve otomatikten ve rutinden çıkmış… Neden mi? Çünkü aynı gruplarla uzun zaman çalışmanın hem iyi hem de kötü yanları oluyor tabii ki! Öncelikle birbirinizi çok iyi tanıdığınız için sizinle çalışan grup siz leb demeden leblebiyi anlıyor. Akışlara az çok alışkın. Sizin tarzınızı da bildikleri için bir sonraki hamleyi çoğu zaman tahmin edebiliyorlar. Bu, bir alışkanlık modeli. Yani siz onlara, onlar size alışıyor. Bir süre sonra otomatikleşiyorsunuz. Aslında bunun iyi yanı birlikte çalışırken zorlanmıyorsunuz. Herkes neyi ne derece yapabileceğini ve siz de onların ne kadar ileri gidebileceğini biliyorsunuz ve sonuçta sorunsuz ve huzur dolu bir akış çıkıyor ortaya. Ama bazen heyecan kayboluyor mu? Her ilişkide olduğu gibi elbette kaybolabiliyor. Uzun süreli ilişkiler ile yeni başlayan ilişkiler arasındaki fark gibi düşünün. Yani her şey gibi “yin” ve “yang” (eril ve dişil enerji) burada da işliyor.

Ama önemli olan her ilişkide olduğu gibi heyecanı kaybetmemek. Bunun yolu da yine bilinçli farkındalık… Öğretmen olarak siz, bazı şeylerin rutine bindiğini ve alışkanlık haline geldiğini fark ettiğinizde hemen bambaşka ve yeni akışlar ile öğrencilerin dikkatini yeniden çekebilir ve onlara yeni ve heyecanlı deneyimler yaşatabilirsiniz. Sadece fark etmeniz ve öğretmen olarak daima bilinçli hareket etmeniz gerekiyor. Yani siz gruplarını sevdiğinizde rutin, olağanlık ve sıradanlık sizin kapınıza uğramıyor. Ve ben gruplarımın hepsini çok seviyorum ve onlarla çalışmaktan büyük zevk alıyorum. Her ders benim için bambaşka bir deneyim oluyor ve her derste ben de öğrencilerle birlikte gelişiyor ve değişiyorum. Ne mutlu bana!

Yine de madem yeni başlangıçlardan bahsettik. Size neden yenilenmiş ve tazelenmiş hissettiğimden bahsedeyim. Bu tamamen benimle alakalı bir durum zaten. Ben şahsen çok hareketli ve deli dolu bir insanım. Hatta biraz “hiperaktif” bir kişi olarak nitelendirebilirim. Bedenim ve zihnim “hiperaktif”… Durmayı ve dinlenmeyi bilmiyorum. Haliyle derslerim de hareketli ve “hiperaktif.” Çoğu katılımcı benim derslerimin gerçekten “yoga” olup olmadığını soruyor. Tabii ki bunda “yoga”yı bizim ülkemizde sadece bağdaş kurup, gözleri kapatıp, “aum mantra”sı (zihni sakinleştirmek ve dinginleştirmek için tekrarlanan kutsal söz ya da hece) söylemekle alakalı olduğu şeklinde tanıtan kaynakların çokluğu rol oynuyor ama yine de genel çoğunluk “yoga”yı “meditasyon” ile karıştırıyor. Hoş, bu kendi başına başka bir yazı konusu… O yüzden ben kendi konuma döneyim.

Bedenim ve zihnim çok hareketli ve “hiperaktif” olunca yeni başladığım gruplarda bile sanki onlarla da yıllardır çalışıyormuş gibi aynı hız derslere başlıyorum ve bu hızın yeni gruplara uygun olmadığını görüyorum. İşte o an, ders vermeye başladığım ilk günler geliyor aklıma. Gruplara “surya namaskara” (güneşe selam) serisini tek tek gösteriyorum. Katılımcılar öğrenene kadar bu seriyi tekrar ediyorum. “Asana”ların ‘(duruş) isimlerini de söyleyerek. Sonra her ders tek bir bölgeye odaklanıyorum. Bunu çakra sisteminden yola çıkarak kökten tepeye doğru yapıyorum. Her bir çakra sistemini etkileyen duruşlar üzerine yoğunlaşıyorum. Ayaktaki asanalar, kalça açıcılar, karın güçlendiriciler, geriye eğilmeler, burgular, denge duruşları, kol denge duruşları ve ters duruşlar… Her bir duruşu tek tek anlatıyorum. Hizalanmaları gösteriyorum ki hizalanma doğru olmazsa bedenimizi sakatlama riski ortaya çıkar. Ve ilk yoga eğitmenliğine başladığım dönemleri hatırlıyorum. Eğitmenlik kursundaki günlerimi… Heyecanla her bir ayı nasıl beklediğimi… Öğretmenimizin her bir duruşun anatomisini ve hizalanmasını anlatmasını, gerektiğinde o duruşu kişiye özel nasıl değiştirebileceğimizi göstermesini… Ve yeni gruplarımla o günlere geri dönüyorum. Herkesin bedenini inceliyorum. Zaman geçtikçe nasıl gelişebileceklerini düşünerek heyecanlanıyorum. O gelişimi ve değişimi gözlemlemek istiyorum. Bir an önce olsun istiyorum. Keşke bu kadar aceleci olmasam! Bir öğrenci oluyorum belki de… Belki de o yüzden yenilenmiş ve tazelenmiş hissediyorum. Eski bilgilerimi gözden geçiriyorum. Tekrar ediyorum. Duruşları eksik ya da tam anlaşılır şekilde tarif edebiliyor muyum onu düşünüyorum. Evet sanırım daha bilinçli hareket ediyorum. Haklısınız! Bir süre sonra herkes alışacak. Ben de alışacağım. Ama alışkanlıkları yeni, bambaşka ve farklı akışlarla kıracağım. Hayatımızdaki diğer şeyler gibi yoganın olağan ve sıradan bir şey haline gelmemesi için sürekli zihni ve bilinci açık tutan akışlara yöneleceğim.

“Fala inanma falsız da kalma” sözünden yola çıkarak bir aydır bir yolculuk içindeyim. Zaten hayatın kendisi bir yolculuk değil mi? Doğumdan ölüme… A noktasından B noktasına… Bu iki nokta arasında ne yaşadığımızdan çok nasıl yaşadığımız önemli bence. Herkes ne yaşadığına odaklanır. Bence bizler bilinçli farkındalık içinde yaşayan kişiler olarak nasıl yaşadığımıza odaklanmalıyız. Baksanıza güya bu işi yapıyorum ama ben kendim bile bazen farkındalığımı kaybedip otomatik ve rutin yaşıyorum. Yoga dersleri, bir yolculuktur. A noktasından B noktasına. Ya da doğumdan ölüme… Nasıl ki bu yolculuk içinde korkusuzca yeniliklere izin veriyorsak ve yeni başlangıçlar için cesaretle yola çıkıyorsak, hayatımızda da aynı korkusuzluğu ve cesareti gösterebilmeliyiz. Korkusuzca eskisinden vazgeçebilmeli ve boş alan yaratmalı ve cesaretle yeni geleni ve yeni başlangıçları kucaklamalıyız. Hayat bir yolculuk, hayat bir döngü… Sabit değil, değişken… O halde siz de değişimlere ve yeniliklere açık olun. Gerekirse denizin dibini görün ve oradan cesaretle yükselin. Ben yaptım ve hiç pişman değilim. Sadece biraz güven ve cesaret… Gerekirse sadece fallara inanın… Yolunuz açık, yolculuğunuz keyifli olsun!

mm

Burcu Yırcalı

Yogaya boyun ve bel ağrıları gibi sağlık sorunları yüzünden 2006 yılında başladım. Önceleri yoganın sadece bedensel boyutuyla ilgilenirken ve “savasana” (ceset pozisyonu) adı verilen son dinlenme pozisyonunda bir dakika bile kıpırdamadan yatamazken zaman içinde yoganın bedensel boyutunun ötesinde boyutları olduğunu da fark edip çok sevdim. Bu sevgi benim yoga üzerine eğitimlere katılmama sebep oldu. 2012 yılından beri yoga eğitmenliği yapmakta ve yoga ve meditasyon ile hem kendi hem de katılımcıların hayata değişik bir açıdan bakmasını amaçlamaktayım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!