BEKLE DEDİ - Halimiz
BEKLE DEDİ 2
KAOSUN KAZANANI
31 Ekim 2019
BEKLE DEDİ 3
AMERİKA İLE İLİŞKİLER SORUNLU AMA TASARILAR SENATO’DAN GEÇMEZ
31 Ekim 2019
BEKLE DEDİ 4

Bekle dedi gitti,

Ben beklemedim

O da gelmedi ya

Ölüm gibi bir şey oldu ama ama

Kimse ölmedi  

Kaan Tangöze- Bekle dedi

Bu yazıyı yazdığım 29 Ekim sabahında, elimizde bayrak balkona çıkıp hemen astık. Bir baktım karşı apartmanlarda, sokakta hiç bayram havası yok ama diğer yandan dün İBB’nin düzenlediği 29 Ekim törenine katılım da müthiş olmuş, Halk tam bir bayram havasında kutlamış. Sevindim. Benim mahalleme coşkuyla uğramamış olsa da İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de ve dahi Azerbaycan’da bir yerlerde coşkuyla kutlanması içimi ısıttı, terkedilmiş olma hissim azaldı.

Bilmiyorum sizin hayatınızda oldu mu ama benim hayatımda bekle beni deyip gelmeyen sevgilim oldu. Sözünden dönen arkadaşım da bende aynı ayrılık travmasını yaşattı. Ya da cismen yakın olup da duygusal anlamda uzak kişilerle ilişkimde de ölüm gibi bir şeyler hissettim. Ayrılık insan hayatındaki en büyük travmalardan biri. Yetişkinlerde en büyük stres kaynakları arasında iş değişikliği, taşınma, ayrılık ve ölüm sayılıyor. Ayrılık, ölüm kadar çok acıtır yerine göre ama ayrılıkta farklı farklı senaryolarla başka sonuçlar alabileceğin illüzyonunu kafanda yaşar durursun. Umut, acının süresini uzatır.

Bazen öyle bir travma yaşarsın ki zaman durur. Her şey yok olur. Sadece sen ve hissettiğin acı kalır. O kadar canın yanar ki bitsin istersin. Dünya bitsin, her şey bitsin, bugün herkes ölsün istersin. *(redd-bugün herkes ölsün istedim)

Kapkaranlık bir boşlukta bulursun kendini. Ölüm böyle bir şey olmalı dersin…

Ayrılığı dayanılmaz yapan da çekilir yapan da umuttur.

Sosyal Medya, Cumhuriyet Bayramı mesajlarıyla doluyor taşıyor, sesini çıkartmaya ürken şarkıcı ve oyuncular bile paylaşımlar yapıyor. Ne güzel. Bir kaç sene önce Cumhuriyet Bayramı gerekli mi diye tartışılmıştı, kutlamaya ne gerek var denmişti, senelerce Devletin üst düzey temsilinde hep iptaller, hastalık nedeniyle katılamamalar olmuştu. Cumhuriyet Bayramı senelerce sistematik olarak görmezden gelindi.

Atatürk’ün Nutuk’ta anlattığı manzaraya çok yakın bir durumda olduğumuzu düşündüğüm günlerde yeniden kurtuluş ruhunun canlandığını da düşünüyorum.

Sanki ülke olarak bize bekle beni diyen sevgilimiz tarafından terk edilmiş gibiydik. Bize geleceğim diyen sevgilinin adı umuttu ve Gezi’den sonra senelerce ortaya çıkmadı. Ta ki bir yürüyüşle arkasına binlerce insanı toplayan muhalefet lideri, parti içinden diğer lider özellikli kişilerin yolunu açıncaya kadar. Ardından dirilen umut, hızla parlayan bir liderin yenilgiyi kendine özgü kabullenişiyle un ufak olup gitti. Bekle demişti gelmedi.

Umut gitti ve biz de beklemedik. Her seçimde cumhuriyet kazanımlarının birazını daha yitire yitire günümüze geldik. Ölüm gibi bir şey oldu, ama ölmedik.

Böyle bir aşk şarkısıyla Cumhuriyet bayramı arasında nasıl bir ilişki var biliyor musunuz? Halkın her şeye rağmen ortaklaştığı değer bir kurtarıcı umuduydu.

Cumhuriyet kazanımları ciğerimizden sökülüp alınırken her bir farklı görüş kendi kurtarıcısının umuduyla farklı bir Türkiye görüyordu. Oysa bir ulusu bir arada tutan değerler talan edilmiş, yerinde Amerikan tarzı değerler gelmişti: para ve güç.

Ama Türkiye’ye küllerinden yeniden doğacak bir ümit geldi. Adaletsizlikle mücadele başladı. Bir adam çıktı ve ben kazandım, yerimi teslim etmem dedi. Başka bir adam bize bizi yönetenlerin bizi yönetmek için değil, bize hizmet etmek için var olduğunu hatırlattı. Bir diğeri bize kahraman beklemeyin, olun dedi.

Umut dışarıdan gelmedi ama içimizde yeşerdi. Bir kere tohumlar atıldıysa, başka yolu yok, biraz cesaret, biraz kendine güven, biraz dayanışmayla her şey yeniden başlar. Biz kendi içimizde bu gücü hissedelim yeter ki.

96. Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun.

mm

Ayse Musal Çıpa

Ankara’da doğdum ve büyüdüm. TED Ankara Koleji mezunuyum, Bilkent’te Turizm ve Otel İşletmeciliği okudum. Bir kaç sene mesleğimi yaptıktan sonra İstanbul’a taşındım ve reklam sektörüne geçtim. 17 sene aralıksız profesyonel hayatıma devam ettikten sonra 2011'de bir şirkete ortak oldum, evlendim ve 2012’de doğum yaptım. 2015’den beri Sivil Toplum Kuruluşları ile çalışmaktayım. Başka Bir Okul Mümkün Derneği’ni ve Yenidenbiz’i destekliyorum. İstanbul Gençlik ve Çocuk Sanat Bienali’nde gönüllü çalışıyorum. Kolektif işlere inanıyorum. Only One Team ile bir kolektif kitap yazıp, bir enstalasyon sergisi açtık, çevirim içi radyo kurduk ve çevirim içi şiir gecesi yaptık. Farkındalık, Reiki, Transandantal Meditasyon, Şiddetsiz iletişime giriş, yoga, P4C vb. bir çok kişisel ve mesleki eğitime katıldım. Farkındalık üzerine atölyeler düzenliyorum. Çocuklar için felsefe kolaylaştırıcılığı yapıyorum, yetişkinler için felsefe çemberleri düzenliyorum. Yazıyorum ve konuşuyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!