BASİT YAŞAMAK - Halimiz
EROLCAN’IN ÇİZİMLERİ
21 Şubat 2019
ALTINİĞNE RADYOFREKANS
21 Şubat 2019

1980li yıllarda çocuk olmak… Televizyonun tek kanal olduğu ve onun da devlet kanalı olduğu yıllarda. İstiklal Marşı ile yayının başlayıp yine İstiklal Marşı ile sona erdiği yıllarda… Buz pateni şampiyonasını heyecanla beklediğimiz, biraz geç yatabilmek için ebeveynlerimizden izin kopardığımız yıllar… Hayat daha mı kolay ve basitti?

Teknolojinin hayatımıza hükmetmeye başladığı 2000li yıllar itibarıyla hayat sanki daha bir zor hale geldi. Eskiden daha güleryüzlü iken hep elde etmeye ve başarmaya çalıştığımız için hayatı da zorlaştırmaya mı başladık acaba?

Çocukluğumuzu hatırlayın. Özellikle kendi yaş grubumuzu yani… Cep telefonları yoktu. Okulda Cuma gününden ertesi gün buluşmak için arkadaşlarımızla sözleşirdik. Sözlerimiz senetti. “Şu saatte şu mağazanın önünde.” Ve herkes beş dakika önce ya da sonra o mağazanın önünde olurdu. Birbirimizi cep telefonundan arayıp “Nerede kaldın? Ben geldim” deme ihtiyacı duymazdık. Cep telefonlarına bağlı ve bağımlı değildik o günlerde. Daha mı mutluyduk acaba? Daha mı basit yaşıyorduk? Daha mı huzurluyduk küçük ama basit dünyamızda? Teknolojiden uzak…

Yanlış anlamayın lütfen. Teknoloji ile alıp veremediğim yok. Günümüz koşullarında çok gerekli ve faydalı. Ama biz gerçekten de teknolojiyi gerektiği şekilde faydalı olacak şekilde kullanabiliyor muyuz?

Televizyonu açtığımızda birbirinden farklı dizi, film, belgesel, eğlence ve spor kanalları arasından hangisini izleyeceğimizi kolaylıkla seçebiliyor muyuz yoksa “maymun iştahlı” bir şekilde ondan ona zıplıyor muyuz? Cep telefonumuzu elimize alıp sürekli sosyal medyada geziniyor ve oyun mu oynuyoruz? Hiç dikkat ettiniz mi? İnsanlar bir araya gelip oturduğunda birbirlerine “Merhaba. Nasılsın” demeden önce öz çekim yapıyor. Yemek siparişlerini verdikten sonra bir iki küçük sohbet ettikten sonra ellerine telefonlarını alıyor, gelen mesajlara cevap veriyor; sosyal medyada geziniyor. Birbirleriyle konuşmak yerine telefonlarına dalıyorlar. Dışardan baktığınızda aynı masa etrafında toplaşmış başları telefonlarına gömülü kişiler görüyorsunuz. Beş dakika bile telefonlarından ayrı olamayan insanlar… Sonra telefon çalıyor ve konuşmaya başlıyor. Telefon sohbeti uzadıkça uzuyor. Peki o zaman neden bir araya geldin arkadaşlarınla? Evinden onlarla yazışabilir, gönderilerini beğenebilir ve yorum yapabilirdin.

Yoga derslerine biraz huzur, mutluluk ve rahatlık sağlamak için gelen insanlara bakıyorum. Sürekli gelen ve yogayı sevip gönül verenleri tenzih ederek yazıyorum. Telefonunu yanına koyup derste akış yaparken bir gözüyle telefona bakan, sessize almayan, gelen aramalara cevap veren, mesajlaşan insanlar var. Ne ara biz bu kadar müptela olduk? Bağlı ve bağımlı? Ne ara sosyalleşmenin karşılıklı oturmak ve paylaşmak demek olduğunu unuttuk. Acı ama gerçek bir karikatür var. Sosyal medyada büyük ihtimalle karşılaşmışsınızdır. Kilisede bir cenaze töreninde sadece rahip ve tabut var. Cenazeye gelen kimse yok. Rahip, “Halbuki Facebook’ta 1,000 tane arkadaşı vardı” diyor. Acı ama gerçek. Gerçek hayatta paylaşmayı unuttuk. Sosyalleşmeyi unuttuk. Sosyal medya üzerinde birbirimizi takip ettiğimiz için görüştüğümüzü zannediyoruz çünkü birbirimizden sürekli haberdarız. Peki ama yüz yüze görüşme? Konuşma, dokunma, paylaşma?

Biz hangi ara bu kadar teknoloji bağımlısı olduk? Paylaşmayı ve görüşmeyi unuttuk. Cep telefonu olmadan yaşayamaz olduk. Televizyon en iyi dostumuz oldu. Seyrettiğimiz dizilerin karakterleriyle özdeş olduk. Onlarla yatıp onlarla kalkmaya başladık. Telefonla sürekli ulaşılabilir olduk. Ulaşamamayı unuttuk. Ulaşamamanın ve özlemenin keyfini unuttuk. Özlemeyi, konuşamamayı, mektup yazmayı, duygularımızı ifade etmeyi unuttuk. Teknolojinin, telefonun kölesi olduk. Her arandığımızda ulaşıldık. Her mesajda haberdar ettik. Özlemenin tadını unuttuk. Her şey elimizin altında ve ulaşılır oldu. Her şeye çok kolay erişebildik. Çabalamanın değerini unuttuk. Çaba göstermeyince de hiçbir şeyin değeri kalmadı.

En azından bugün biraz “teknoloji detoksu/arınması” yapmaya ne dersiniz? En azından bir saatliğine cep telefonunu kapatmaya, hadi kapatamadık diyelim, bir saatliğine sosyal medyadan uzak durmaya? Ne kaybederiz? Ne kazanırız? Bence özgürleşiriz. Daha özgür oluruz. Teknolojinin esiri ve kölesi olmayız. Bağımlılıktan kurtuluruz. Çevremizdekileri daha iyi dinleyebilir, onlara daha iyi odaklanabilir, onları daha iyi algılayabiliriz. Sohbetlerin daha çok farkında oluruz. Sadece işitmeyiz, duyarız. Sadece bakmayız, görürüz. Daha basit ve kolay bir hayatımız olur tıpkı eski günlerdeki gibi… Belki daha mutlu ve huzurlu oluruz. En azından bugün teknolojik olarak arınmaya ve daha basit yaşamaya ne dersiniz?

mm

Burcu Yırcalı

Yogaya boyun ve bel ağrıları gibi sağlık sorunları yüzünden 2006 yılında başladım. Önceleri yoganın sadece bedensel boyutuyla ilgilenirken ve “savasana” (ceset pozisyonu) adı verilen son dinlenme pozisyonunda bir dakika bile kıpırdamadan yatamazken zaman içinde yoganın bedensel boyutunun ötesinde boyutları olduğunu da fark edip çok sevdim. Bu sevgi benim yoga üzerine eğitimlere katılmama sebep oldu. 2012 yılından beri yoga eğitmenliği yapmakta ve yoga ve meditasyon ile hem kendi hem de katılımcıların hayata değişik bir açıdan bakmasını amaçlamaktayım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!