BAHARIN OTLARI - Halimiz
BACAĞIMDAKİ DİNMEYEN AĞRI
28 Mart 2019
ANKARA’DA SANAT VAR… ÖYLE GÜZEL Kİ…
4 Nisan 2019

Aslında hayat bize öyle kusursuz bir yaşam döngüsü sunar ki, burada her şey planlı programlıdır. Hiç bir şey diğerinin önüne geçmeden, sırasını bekleyerek olup, olgunlaşır. Tıpkı doğada olduğu gibi, doğanın uyanışı gibi…

Bazen durup izlemek, hayatın o hızlı akışına kendini kaptırmadan soluklanmak, bazen de her şeyi tam da zamanında mevsiminde yaşamak, görmek, tatmak, keyif almak, hissetmek gerekir.

Uzun ve sert bir kış mevsimi geçti. Meyvesiyle, sebzesiyle güzel bir ilkbaharı hak ettiğimizi düşünüyorum.

Geçen hafta ani bir rüzgar, ailem ile beni Balıkesir’in Edremit ilçesine götürdü. İyi ki de götürmüş. İlk defa bu mevsimde orada olmak, beni çok mutlu etti. Her yerde ağaçlar meyvelerini vermek için çiçekler açmış. Bir çok ağacın ise yaprakları patlamaya hazır, salyangozlar ise yaza hazırlık için kabuklarını değiştirmeye başlamış. Kaz dağlarının yamaçlarında ki zeytin ağaçlarının yanı sıra her yer yemyeşil…

Edremit’in mahallelerinde hemen hemen her gün bir pazar kurulur. Orada günler benim için mahallelerinde kurulan pazar yerlerine göre bir anlam kazanır. Salı günü Güre pazarı, Çarşamba Edremit, Cuma Akçay, Cumartesi her şeyi bulabileceğiniz Altınoluk pazarı ve Pazar günü de Pazar pazarı dedikleri Zeytinli’de kurulan pazar…

Bu pazarları çok seviyorum çünkü köylü kadınların binbir emekle ürettiği, yetiştirdiği ürünleri bu pazarlarda kendine özgü kıyafet ve şiveleri ile satmalarına, onlardan bir şeyler almaya bayılıyorum. Biliyorum ki bahçelerinde, topraklarında yetişen ne varsa onları satmaya geliyorlar pazara. O mevsimde hangi meyve ya da sebzenin yetiştiğini onların tezgahlarında görmek mümkün.

Benim en sevdiğim gün Cumadır. Bir de Akçay pazarında oldum mu değmeyin keyfime. Sıra sıra dizilidir köylü kadınların tezgahları. Alaçatı’da ki ot festivaline hiç katılmadım ama köylü kadınların sattığı, baharın getirdiği ot çeşitliliğinin de hiç de fena olmadığını düşünüyorum. Orada da şimdi Alaçatı öncesi bir ot şenliği yaşamak mümkün.

Tarım dışında ve çok gelişmiş olan zeytinciliğin yanı sıra bu sahil şeridi bizlere sayısız yabani ot çeşitleri sunuyor. Doğal ortamlarda yetişen baharın bize sunduğu tazecik, yemyeşil otlar…

Kıpkırmızı çiçeği ilaç olarak, tüylü gövdesi ve yaprakları ise yemeklerde kullanılan gelincik otu, yerel halkın filiz olarak adlandırdığı kuşkonmaz, dereotuna benzeyen ve buram buram anason gibi kokan arapsaçı, hindibağ otu, ısırgan otu, haşlandıktan ve sapları ayrıldıktan sonra zeytinyağı, sarımsak limon, tuz ile lezzetlendirilen deniz börülcesi, iri yapraklı taze ada çayı…

Bir tarafta da tazecik maydanozlar, dereotları, taze soğanlar ve sarımsaklar, semizotları, körpe mi körpe narin mi narin incecik marullar…”Kalbim Ege’de kaldı” dedikleri kadar var yani.

Besin değerleri açısından zengin, sağlık için yararlı olan bu otlar da kendi içerisinde bir yeme kültürüne sahip. Vitamin ve mineralleri açısından özellikle taze olarak tüketilmesi gerekiyor. Pazarda ki köylü kadınlar da bunun için sabah erkenden otlarını tazecik topluyorlar.

Bazı otlar salatalarda çiğ olarak kullanılırken bazı otlarda salatalarda haşlanarak tüketiliyor.

Lorlu otlu el açması gözleme genellikle çeşitli ot karışımları ile yapılıyor. Otlar en çok kavurma yöntemi ile pişiriliyor. Hangi köylü kadına sorsam aynı tarifle karşılaşıyorum. “Önce soğanı kavur sonra otları iri iri doğra ve soğanı ilave et. Ve sonunda da üzerine yumurta kır, afiyetle ye” diyorlar. Otları etli tüketmektense ya yumurtalı ya sade ya da yoğurtla yemeyi tercih ediyorlar.

Benimse en çok sevdiğim “gelincik otlu bulgur pilavı”. Yarım kilo kadar gelincik otlarını iyice yıkıyoruz. Yıkadıktan sonra iri iri doğrayıp bir tepsiye alıyoruz. Üstüne 1 yemek kaşığı salça, 1 yemek kaşığı biber salçası, 1 diş rendelenmiş sarımsak, 1/2 bardak bulgur, tuz, karabiber, zeytinyağı koyup iyice yoğuruyoruz. Bütün malzemeleri birbirine yediyoruz. Altı genişçe bir tencereye bu yoğurduğumuz malzemeyi bastırarak şekillendiriyoruz. Ve altı kısık bir şekilde hiç su koymadan 25 dakika boyunca pişiriyoruz. Koyduğumuz ot piştikçe suyunu bırakarak bulgurun şişmesini sağlıyor. Ve enfes bir pilav ortaya çıkıyor. Tavsiye ederim.

Hayatınızda ki güzellikleri görmeniz dileğiyle,

Ağzınızın tadı hiç bozulmasın…

mm

Belin Çelebi

Ankara’da doğdum. Gazi Üniversitesi İşletme bölümünü bitirdim. Başkent Üniversitesi’nde MBA yaptım. Ankara Üniversitesi’nden Uluslararası İlişkiler ve AB uzmanlığı eğitimi aldım. Başkent Üniversitesi Televizyonu olan Kanal B’de program yapımcısı ve sunucu olarak 5 yıl çalıştım. AB ve yemek kültürü üzerine programlar yaptım. Hem Türk mutfağı hem de dünya mutfağı üzerine çalışmalarım oldu. Kanal B’den ayrıldıktan sonra çeşitli organizasyonlarda sunuculuk yaptım. 2014 yılında ise TRT HD de “Sıradışı Pastalar” adlı programın 13 bölüm hem sunuculuğunu hem de danışmanlığını yaptım. Şimdi ise özel bir şirkette halkla ilişkiler uzmanı ve yapımcı olarak çalışıyorum. Ayrıca seslendirme de yapıyorum. Dil Derneği’nin bazı organizasyonlarında da sunuculuğa devam ediyorum. Yemek yapmaktan, tatmaktan, yemek ile ilgili konuşmaktan çok keyif alıyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!