BACAĞIMDAKİ DİNMEYEN AĞRI - Halimiz
YENİDEN BAŞLAMAK
28 Mart 2019
BAHARIN OTLARI
28 Mart 2019

Uçak Yolculuğunda Toplar Damarıma Pıhtı Atması Hikayesi

Bu hafta sizlere başımdan geçen gerçek bir olayı anlatacağım. Ölümle yüzleşme anlarımı bir hekim gözüyle yansıtmaya çalışacağım.

14 Mart Tıp Haftası Adana ve Mersin Ziyaretleri

Geçen hafta yeni çıkan ‘’Umuduna Yolculuk’’ kitabım için 14 Mart Tıp Haftası kapsamında Mersin ve Adana Tabip Odaları’nın düzenlediği söyleşi ve imza gününe hazırlanıyordum. Türk Tabipler Birliği Eski Başkanı Prof. Dr. Özdemir Aktan ile beraber bir yandan meslektaşlarımızla umut sohbetleri ederken diğer yandan aydınlık geleceğe köprüler kurma projesi kapsamındaki gezilerimizden birisiydi.

Ben Umuduna Yolculuk ( İyi Hekimlik Mücadelesinde 30 Yıl) kitabımı, Özdemir Aktan da İstanbul Tabip Odası Başkanlığı yaptığı 2006-2010 dönemi anılarını içeren ‘’Savaş Köprüleri Vurur’’ kitabını imzalayacaktı.

Cuma akşam valizimi hazırladıktan sonra yapacağım sunumu son kez gözden geçirip erkenden yatağa yattım. Oldukça heyecanlıydım. Kitabımı elime alıp kokladım. Kitabın taze kokusunu hissediyordum. Önce ön, sonra arka kapağa baktıktan sonra hızlı hızlı sayfaları çevirerek okudum. Sabah uyandığımda kitap elimde duruyordu. Kokusu hala burnuma geliyordu.

İlk kitabım olan Söz Uçar Yazı Kalır’ da çocukluğum, göç, ortaöğretim hayatım, 80 öncesi dönemde geçen ilk gençlik yılları, ergenlik, ilk aşk, 12 Eylül 1980 cuntası döneminde geçen üniversite yaşamı ve sosyalist Ali’nin doğuşunu anlatıyordum. Anlatılan, muhafazakar ve milliyetçi köklerinden kopan, çağdaş değerlerle tanışarak aydınlanan ve toplumsal gerçekler karşısında sessiz kalamayan varoş çocuğu Ali’nin devrimciliğe evrilen yarım yüzyıllık hikayesiydi…

Umuduna Yaşamak

İyi Hekimlik Mücadelesinde 30 Yıl

Umudunda Yaşamak kitabımda ise  İstanbul Tabip Odası’nda geçen 30 yıllık iyi hekimlik mücadelemi yazdım. Kitabı, İstanbul Tabip Odası ile öğrencilik yıllarında başlayan tanışıklığın zaman içinde aşk gibi bir bağlılığa dönüşmesi ve 30 yıllık süreçte değişik kademelerinde çalıştığım Türk Tabipler Birliği ve İstanbul Tabip Odası’nda geçen yakın tarihin tanıklıklarını da içeren bir anlatı tarzı anılar demeti olarak niteleyebiliriz. Kitabın bölümleri içinde Gezi direnişi dönemindeki gönüllü sağlıkçılar ve tabip odasının 90 yıllık geleneğinden gelen sembol isimlerle anılarım da yer alıyor. Sağlıkta şiddetin kamuoyunda farkındalığa yol açan Dr. Ersin Arslan cinayeti ve sağlıkta şiddet üzerine yazılarıma da yer verdim.

Bacağımdaki Ağrı

16 Mart Cumartesi sabahı, sol bacağımda şiddetli bir ağrı ile uyandım. Kas spazmına benziyordu. Yataktan kalkıp banyoya giderken ayağımı hareket ettirmekte zorlandığımı fark ettim. Adım atamıyor, bacağımı oynatamıyordum.

Bir ortopedist arkadaşımı arayarak danıştım. Kas spazmı olabileceğini söyleyerek bir ağrı kesici almamı önerdi. Kahvaltı sonrası bir ağrı kesici içerek üzerimi giyindim. Sonra valizimi alıp havaalanına gitmek üzere yola çıktım. Yolda önüme çıkan ilk taksiye bacağımdaki ağrı yüzünden zar zor binerek havaalanına doğru yola koyuldum.

Havaalanına geldiğimde ilk yardım ekibini arayarak tekerlekli sandalye ile uçağa bindim. Özdemir abi beni bu halde görünce ona kısaca durumu anlattım. Ağrıya rağmen yanımda koskoca bir genel cerrahi profesörü olduğu için kendimi güvende hissediyordum.

Uçak yolcuğumuz yaklaşık bir saat sürdü. Adana Havalimanına indikten sonra uçaktan inerken bacağımın uyluk bölgesinde şişlik ve şiddetli ağrı hissettim. Tekrar ilk yardım ekibi nezaretinde tekerlekli sandalye ile bizi Mersin’e transfer edecek otomobile zar zor bindim. Ağrılarım dinmek bilmiyordu. Bacağım patlayacak gibi hissediyordum. Sonunda Mersin’e vardık ve otele yerleşir yerleşmez odama girerek yatağa uzandım. Üzerimi çıkardığımda sol bacağımın manzarası karşında adete şok olmuştum. Sol bacağım boks torbası gibi şişmişti. Artık işin rengi değişmeye başlıyor ve durum ciddileşiyordu. Kaybedecek zamanım yoktu. Özdemir abiyi arayarak gelmesini söyledim. Özdemir abi  bacağımı görür görmez tanıyı koydu: Derin Ven Trombozu* (DVT: Toplar damarların kan pıhtısı ile tıkanması). En yakın hastanenin aciline giderek bir kan sulandırıcı ilacı yaptırdım.

Bir Kalp Damar Cerrahı arkadaşımı arayarak bilgi verdikten sonra onun önerileri doğrultusunda hareket etmeye karar verdim. Acillerin can çekişen durumunu bildiğim için şehre epey uzak olan Mersin Şehir Hastanesine gitmekten vaz geçtim. Zaten söyleşiye çok az bir zaman kalmıştı. Ben söyleşiyi yapmayı çok istiyordum. O yüzden bir saat dinlendikten sonra Mersin’deki Kanun Hükmündeki Kararname(KHK) ile ihraç edilen barış akademisyenlerinin kurduğu Kültürhane’ye doğru yol aldık. Topallayarak  içeri girdim. Kültürhane ‘’bir hane bin umutla’’ yola çıkmıştı. Kütüphane, kafe, kooperatif, müşterekler, askıda üyeliklerle vahada bir bostan gibiydi. Kütüphanesinde öğrenciler ders çalışmak için sabahın köründe sıraya giriyorlardı. Barış bildirisini imzalayan Mersin’li öğretim üyeleri burayı aynı zamanda bilimsel araştırma merkezine çevirmişlerdi. Araştırmalarını ve öğrenci tez danışmanlıklarını buradan yürütüyorlardı. Kültürhane’nin yöneticiliğini barış bildirisi imzacısı ve KHK ile ihraç edilen öğretim üyesi Ulaş Bayraktar yapıyor. Küçük toplantı salonu tıklım tıklım doluydu. Önce Özdemir abi kısa bir giriş konuşması yaptıktan sonra ben sunumumu gerçekleştirdim. Kültürhane söyleşiyi canlı olarak yayınladı.(https://www.facebook.com/kulturhanemersin/videos/265830074345882/)

Daha sonra imza gününe geçildi ve ben fazla oyalanmadan bir şeyler atıştırıp oteldeki odama çekilerek dinlenmeye başladım. Ağrım devam ediyordu. Şişlik biraz inmiş olsa da sertlik sürüyordu. Bir uyku iki ağrı kesici hapı alarak yatağa uzandım. Sabah uyandığımda kendimi daha iyi hissediyordum. Bu kez sırada Adana Tabip Odası’nın düzenlediği söyleşi ve imza günü vardı. Adeta turneye çıkan sanatçılar gibiydik. Bu kez Mersin Tabip Odası Başkanı Dr. Mehmet Antmen bizi otelden alarak Adana’ya getirdi.

Adana Tabip Odası 14 Mart Tıp Haftasının son gününde bir kır bahçesinde Pazar kahvaltısı düzenliyordu. Biz gittiğimizde kahvaltı başlamıştı. Boş bir masaya oturarak onlara eşlik ettik. Kahvaltı da 32 yıl sonra gördüğüm tıp fakültesinden sınıf arkadaşlarım da vardı. Onlarla karşılaşmaktan çok mutlu oldum. Kahvaltı sonrası bir çınar ağacının altına konan masaya kitapları yerleştirdikten sonra sandalyelerimize oturup söyleşiye geçtik. Açılış konuşmasını Adana Tabip Odası Başkanı  Prof. Dr. Ahmet Hilal yaptı.  Söyleşi ve imza günü bittikten sonra meslektaşlarımızla güneşli bir havada sohbet ettikten sonra ikindiye doğru havalimanına giderek dönüş yolculuğuna başladık. İstanbul’a vardığımda bacağımdaki şişlik biraz inmişti. Ancak yürüdüğümde ağrım oluyordu.

Eve geldiğimde hava kararmıştı. Yine yatağa uzanıp dinlenmeye başladım ve bir ağrı kesici daha alarak uykuya daldım. Pazartesi sabahıhastaneye gitmeye karar verdim. Koşuyolu’nda çalışan bir kardiyolog arkadaşımı arayarak ilgilenmesini istedim. Hastaneye varır varmaz beni acil servise yatırdılar. Hastalık öykümü dinleyip muayene ettikten sonra ilgili uzman hekim kan tahlili ve doppler ultrasonografi istedi. Önce kanlar alındı sonra radyoloji ünitesine gittim. Çekilen renkli ultrasonda sol bacağımdaki toplar damarların pıhtı ile dolduğu görülüyordu. Toplar damarlarım kirli kan pıhtısı ile dolup tıkanmıştı. O kirli kan akciğerlere gidiyordu. Oradaki bir pıhtı parçası akciğere sıçradığı anda ölümcül olabilecek bir sonuç ortaya çıkabilirdi. Doğrusu hekim olmama rağmen korkmuştum. İçimi bir ölüm korkusu kaplamıştı. Yüzüm kızardı ve ellerim titremeye başladı. Yanımda kimse yoktu. Telefonla eşimi arayarak gelmesini istedim. Hazan geldiğinde kendimi daha güvende hissettim.

Akciğerlere pıhtı atıp atmadığını öğrenmek için Bilgisayarlı Tomografi cihazı ile Pulmoner Angiyografi denilen bir radyografik inceleme gerekiyordu.

Ancak benim böbrek fonksiyonlarım bozuk olduğu için riske girmek istemediler. Bunun üzerine bir kalp ekokardiyografisi yapılarak sağ kalp basınçlarına bakıldı. Kardiyolog arkadaşım birkaç gün yatak istirahati yapmamı önerdi. Bunun üzerine Siyami Ersek hastanesindeki çalışma arkadaşımı aradım. Ambulans ile transferim gerçekleşti. 5 gün boyunca hastanede gözetim altında tutuldum. Genel durumumda bir bozulma olmaması üzerine ilaç tedavim düzenlenerek taburcu oldum.

Hasta bir hekim gözüyle yaşadığım bir haftalık hastane sürecini değerlendirdiğimde şunları gözlemledim;

  • Hekimlerin iş yoğunluğu çok fazlaydı.
  • Sağlık çalışanları ve diğer personel sürekli bir koşuşturma halindeydi.

Çalışanlar gözümde robot gibi görünüyordu. Kendimi ise Bostancı Oto Sanayi Bölgesi’nde tamir edilmeye çalışılan 63 model bir Chevrolet İmpala gibi hissediyordum.

  • 28 yıllık çalıştığım hastane olmasına rağmen kendimi Kafka’nın Dönüşüm kitabındaki Gregor Samsa gibi hissediyordum. Salı sabahı uyandığımda kendimi dev bir böcekmişim gibi hissetmeye başladım. Beyaz, mavi, yeşil önlüklü kadınlar ve erkekler etrafımda dolanıp duruyorlardı ama ben olan bitenden haberdar değildim. Sanki farklı bir dil konuşuluyordu. Özellikle sabahları bir insan trafiği oluyor. Hızlıca insanlar odaya girip çıkıyorlardı. Kulağıma sesler geliyordu ama anlamlandıramıyordum.
  • Normalleşmeye yüz tuttuğumda 16 yıllık AKP iktidarının     Sağlıkta ‘’Dönüşüm’’ Programının yarattığı değişimi gözlerimle görmüştüm. Hiç bir şey eskisi gibi değildi. Sağlığın ticarileştiğini bir kamu hastanesinde bile gözlemleyebiliyordum. İyi hekimlik şartları ortadan kalkmıştı. Hekimler bağımsızlığı kaybetmişlerdi. Artık dev bir işletme haline dönüşen hastaneler birer AVM’ye dönmüştü. Görüntü güzeldi güzel olmasına ama görüntünün üzerindeki yaldızı kaldırdığınızda acı gerçekler birer birer ortaya çıkıyordu.

Gerçekten toplar damarların kan pıhtısı sonucu tıkanması teşhisi zor bir durumdur. Aynı durum Akciğerlere pıhtı atmasında da söz konusudur. O yüzden tanı aşaması uzayabilir. Keza tedavide de  farklı yaklaşımlar söz konusu olabiliyor. Bana  cerrahi ve medikal seçeneklerin ikisi de sunuldu. Ben medikal tedaviyi tercih ederek taburu oldum. Bu kez uçak yolculuğunu ucuz atlattım ama bir daha ki sefere şans kapımı çalmayabilir.

Koşuyolu ve Siyami Ersek Hastanesi’nde çalışan tüm sağlık çalışanları ve diğer emekçi arkadaşlarıma içten teşekkürlerimi sunarım. Özellikle 28 yıl çalıştığım Siyami Ersek Hastanesi’nde geçirdiğim 5 gün boyunca bana bir çok iyi baktılar. Sürekli ziyaret edildim ve her türlü ihtiyacım yerine getirildi. Kendimi evimde gibi hissettim. Uzun zamandır elimin altında tuttuğum Metin Altıok (bir acıya kiracı), Behçet Aysan (düello) ile Birhan Keskin’in Y’ol şiir kitaplarını beş gün boyunca doya doya okudum.

Herkes gibi ben de sağlığımın değerini hasta olunca anladım. Oysa bazı koruyucu önlemleri alsaydım belki de bu durum başıma gelmeyecekti. Tek tesellim ölümcül bir pıhtının akciğerime atmaması oldu bu süreçte!

Sağlıcakla kalın.

 

mm

Dr. Ali Özyurt

1962 yılında İstanbul’da doğdu. 1987 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni bitirdi. 1994 yılında Anesteziyoloji ve Reanimasyon uzmanı oldu. 2015 yılında Halk Sağlığı doktorasını tamamladı. İstanbul Tabip Odasında 30 yıldır değişik kurullar ve komisyonlarda gönüllü olarak çalıştı. Şu an Türk Tabipleri Birliği Yüksek Onur Kurulu Üyesi. Evli ve bir kızı var. Söz Uçar Yazı Kalır adında bir anı-deneme kitabı var.

3 Yorumlar

  1. Zeliha Doğan Yeşil dedi ki:

    Sayın Ali Özyurt geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. İlgiyle okudum yazdıklarınızı, şaşırmadım değil, o durumda yolculuğunuza nasıl devam ettirdiğiniğinizi çok merak ettim. Sağlık ve afiyet dileklerimle tekrar geçmiş olsun. Saygıyla.

  2. Gurayten Özyurt dedi ki:

    Çok büyük geçmiş olsun..Olayin Kitap imza günlerine denk gelmesi kotu olmus.
    Her neyse..Sonuc iyi..
    Tekrar geçmiş olsun der, sevgiler sunarım..

  3. Önder dedi ki:

    Sevgili Ali,
    Çok geçmiş olsun. Çok güzel, çok canlı anlatmışsın. Ders çıkarılacak belgesel tadında. Eline, aklına sağlık.
    Sevgiler
    Önder Ergönül

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!