AYIN HALLERİYLE YOGANIN ALAKASI - Halimiz
AYIN HALLERİYLE YOGANIN ALAKASI 2
KANAL İSTANBUL ÜZERİNE III
12 Aralık 2019
AYIN HALLERİYLE YOGANIN ALAKASI 3
KEŞFEDİLMEMİŞ TOPRAKLAR
12 Aralık 2019
AYIN HALLERİYLE YOGANIN ALAKASI 4

“Fala inanma falsız da kalma.” Bu deyiş hepimizin diline yerleşmiş bir deyim. Türk kahvesi içtikten sonra en sevdiğimiz şey fincanı ters çevirip soğumasını bekleyip yanımızdaki arkadaşımıza bir fal baktırmak. Ya da kendi falımıza kendimiz bakmak ve sonra fincanı yıkayıp dileklerimizin bir an önce gerçekleşmesini dilemek. Her sabah günlük burç yorumlarımızı okuyup o gün bizi nelerin beklediğini öğrenmek… Biz insanoğulları şimdiki zamanı yaşayamadığımız ve bir türlü şimdiki zamanda mutlu olmayı başaramadığımız için hep gelecekten medet umuyor ve geleceğe karşı bir özlem duyuyoruz. Mutluluğun ve huzurun gelecekte olduğunu düşünüyoruz. O yüzden de falları ve astrolojiyi çok seviyoruz.

Astroloji, gezegenlerin ve yıldızların hareketlerini inceleyen ve bu hareketlerin insanların üzerindeki genel olumlu ve olumsuz etkilerini ortaya koymaya çalışan bir bilim dalı. Gökyüzü koşulları insanlık tarihi boyunca biz insanoğlunun ilgisini çekmiştir. Ben de kimi zaman gökyüzü hareketlerine bağlı olan yoga akışları üzerinde çalışmaktayım. Nasıl mı? Özellikle ayın durumlarına uygun yoga dersleri yapmaktayım. Bedenimizin yüzde 70’i sudan oluşmaktadır. Dolayısı ile ayın hallerinin bedenimizi etkilemesi kaçınılmazdır.

Doğa olayları insanların ilgisini hep çekmiştir demiştim. Gerçekten de güneş, ay, güneş ve ay tutulmaları ile ilgili inanışları Orta Asya inanışlarında da görmek çok mümkün. “Gök”, Orta Asya’dan Anadolu’ya kadar uzanan Türkler için kutsal. Bu sebepten dolayı, gökyüzü, güneş, ay ve bazı tabiat olayları ile ilgili inanışlar ve ritüeller oluşmuştur. Türk mitolojisinde güneş, ay ve diğer gökyüzü cisimleri ile ilgili yaradılış, ay ve güneş tutulmasını izah eden çeşitli anlatılar mevcuttur.

Eski Türk inanışlarında, ay ve güneş ile ilgili inanışlar birbirinden ayrılmaz. Ay ve güneşin iki kardeş olduğuna inanılır. Güneş, ay ve yıldızlara saygı Türklerin günlük hayatını etkilemiştir. Mesela Hunlar, herhangi bir işe başlarken güneşin ve ayın durumuna bakmışlar ve önemli kararları yıldızların durumlarını da yorumlayarak vermişlerdir. Ayrıca, Türkler, Tanrı’nın koruyuculuk vasfını güneşe verdiği gibi, kağanlarına da verdiğine inanmışlar ve kağanlarını güneşle özdeşleştirmişlerdir.

Eski Türkler, güneşe ve aya saygılarını destanlarında ay ve güneş isimleri kullanarak da göstermişlerdir. Örneğin, Oğuz Kağan Destanı’nda, Oğuz Kağan’ın annesinin ismi Ay Kağan, çocuklarının bazılarının isimleri ise Ay ve Yıldız’dır.

Ayla ilgili inanışlar güneşle ilgili inanışlardan daha fazladır. Muhtemelen, ay dünyaya daha yakın olduğu ve sürekli şekil değiştirdiği için. Ayın doğup batması eski Türkler’de ölüp dirilme olarak algılanmıştır. Bu nedenle, dolunay Türk halk inançlarında “yaşlanma” ya da “ölüm”, yeni ay ise “yenilenme”, “gençleşme” ve “dirilme” olarak algılanmıştır.

Yine, inanışlara göre, ay nasıra da şifadır. İlk ayı gören kişi “ayı gördüm yay gibi, nasırım erisin yağ gibi” dediği zaman, nasırının eriyeceğine inanır. Benzer şekilde, elinde siğil olan kişi, yeni aya bakarak “ayı gördüm hoş gördüm, siğilimin yerini boş gördüm” diyerek siğilin geçeceğine inanır.

Astrolojik açıdan, yeni ay zamanları, evrenin ekilme ve hazırlık yapma zamanlarıdır. Yeni ay zamanları, yeni başlangıçlarla ilgiliyken, dolunaylar devam eden olayları sonuçlandırır. Yani yeni bir işe başlamak istiyorsak, yeni ay zamanlarını tercih etmeli, birtakım şeylerden vazgeçmek veya kurtulmak istiyorsak dolunay zamanlarını seçmeliyiz. Yeni aylar eril bir enerjiyken, dolunaylar dişil enerjidir.

Kendi inanışlarımızdan belli başlı birkaç örnek verdikten ve biraz da astrolojiye değindikten sonra, ayın halleri ve yogayla ilgili bazı noktalara değinmek istiyorum. Ayın halleriyle yoganın ne alakası var diye düşünebilirsiniz. Aslında çok ilgisi var çünkü yoga öncelikle bedeni sonrasında da zihni terbiye etmeyi amaçlayan bir felsefe. Bedenimizin de yüzde 70’i sudan oluştuğu için ayın halleri bedeni ve yoga çalışmalarını etkilemekte. Ay, su ve gelgit ile ilgili. Bedenimizin çoğu sudan oluştuğu için yeni ay ve dolunay zamanlarında tıpkı denizler gibi gelgitler yaşamaya çok açık. Yeni ay, ayın güneş ile dünya arasında yer aldığı evredir ve bu zamanlarda ayın dünyadan görülen yüzü güneş ışığını almaz ve ay dünyada görülmez. Dolunay zamanında ise ayın dünyadan görünen yüzünün tamamı güneş ışığı alır ve ay parlak ve daire şeklinde görülür. Her iki koşulda da güneş ve ayın dünya üzerinde yerçekimi ile alakalı bir etkisi vardır. Ancak dolunay ve yeni ay zamanlarının beden üzerindeki etkisi farklıdır.

Dolunay enerjisi nefes alma ile ilgilidir. Özellikle de nefes aldığımızı bitirdiğimiz an ve “prana” adını verdiğimiz yaşam enerjisinin en yoğun ve çok olduğu an ile alakalıdır. Bu bir genişleme anıdır çünkü nefes alma genişleme ve büyümedir. Nefes aldığımızda bedenimizde yukarıya doğru bir yükselme olur ve bu durum kendimizi daha enerjik ve güçlü hissetmemizi sağlar. Ancak bu anlarda yukarı doğru yükseldiğimiz için — tabir-i caiz ise — ayaklarımız yerden kesilir ve daha uçarı hissederiz. Köklerimiz ile bağlantımız azalır. Eski yoga yazılarına göre, “prana” yani yaşam enerjisi başımızın içinde yer alır. Dolayısıyla dolunay zamanlarında çok inatçı olup kafamızın dikine gidebiliriz. Yoga yaparken enerji ve güç ile kendimiz için çok zor akışları ve duruşları deneyebilir, başarmak için inat edebilir, yolculuğa değil sonuca odaklanabilir ve kendimizi sakatlayabiliriz.

Yeni ay zamanları ise nefes verme, özellikle de nefes verdiğimizi bitirdiğimiz an ile ilgilidir. “Apana” adını verdiğimiz aşağı doğru giden enerjinin en yoğun olduğu andır. “Apana” bizi kısıtlayan, küçülten ve kendimizi daha sakin, bazen yorgun ve köklenmiş hissettiren bir enerjidir. Bu anlarda aşağı doğru çekilir ve yere sağlam basarız. Ayaklarımızın gerçek anlamda yere sağlam bastığı andır bu. Yorgun hissettiğimiz zamanlarda da yoga yolculuğunda zorlanmamız mümkündür.

Bu nedenle, özellikle üstat Pattabi Jois tarafından geliştirilen “Ashtanga vinyasa yoga” tarzını yeni ay ve dolunay zamanlarında yapılmaz. Kendimizi sakatlamamak için ne çok yorgun ve köklenmiş ne de çok enerjik ve uçarı hissettiğimiz zamanlarda yoga çalışmalarına katılmayız. Dikkatinizi çektiyse yine uçlarda yaşamaktan uzak durup tam kararında ve kıvamında olduğumuz zamanları tercih etmekteyiz çünkü ancak ve ancak yeni ay ve dolunay arasında kalan günlerde “prana”yı yani yaşam enerjimizi dengede tutabiliyoruz. Amaç bedeni korumak ve doğal döngüyle uyum içinde yaşamak tıpkı eski çağlarda olduğu gibi…

Kendimden örnek verecek olursam, bazı günler kendimi çok halsiz hissediyor ve hiçbir şey yapmak istemiyorum. O gün akşam astroloji uzmanlarının sosyal medya paylaşımlarına bakarken o gün ayın boşlukta olduğunu öğreniyorum. Ay boşlukta olduğu zaman günlük rutin işlerin devam ettirilmesi ve yeni bir işe başlanılmaması tavsiye ediliyor. Benim için de o gün sadece günlük koşuşturma içinde geçmiş ve bitkin ve yorgun bir gün olarak gelip geçiyor. İnanın, oturup da sabahları günlük burç yorumlarını ya da astrolojik yazıları okumuyorum. Ama bazı günler akşam kendi kendime kalıp da bu yorumlara baktığımda gün içinde yaşadıklarım ile örtüştüğünü görüyorum. Önceden okuyup da beklenti içine girip hayatımın içine bu olayları çekme durumu değil benimkisi… Sonradan okuyup birbirinin üzerine denkleştirme hali… Yani fala inanma, falsız da kalma!

Bazen eski insanların bizden daha özel ve güzel yaşadığını düşünmeden edemiyorum. Doğal zamanı kullandıkları ve kendilerini doğanın akışına teslim ettikleri için daha dengeli ve sağlıklı olabildiklerini de düşünüyorum. Yeni ay zamanı, kök salma enerjisinin en yoğun olduğu zamanlara ekinlerini ektiklerini ve çiçek ve ürün verme etkisinin en yoğun olduğu dolunay zamanlarında hasat yaptıklarını okuyorum. Kadınların döngülerinin bile ayın 28 günlük döngüsü ile çakışması bile doğaya dönmek ve doğanın bize yol göstermesine izin vermek için bir neden olabilir. Bu ise başka bir yazının konusu olacak kadar geniş bir konu.

Şimdiki zamanı yaşamayı başarabildiğimiz, geçmişe takılıp kalmadığımız, gelecekten medet ummadığımız, gelecek için yaşamadığımız, hayatın sadece “şu an”dan ibaret olduğunu hatırladığımız, doğanın düzenine kendimizi bıraktığımız, doğanın bilgeliğine güvenip onun bize yol göstermesine izin verdiğimiz ve doğal zamanı yani “şu an”ı doyasıya keyfimizce dilediğimizce yaşadığımız gün yeniden huzuru ve mutluluğu yakalayacağız. Sadece kendimizi birazcık doğal zamana bırakmamız ve akışa ve hayata biraz daha fazla güvenmemiz gerek… Su akar yolunu bulur. Biz de sudan ibaret bedenlerimiz ile direnmek yerine akmayı başarabilirsek, yolumuzu bulabiliriz.

mm

Burcu Yırcalı

Yogaya boyun ve bel ağrıları gibi sağlık sorunları yüzünden 2006 yılında başladım. Önceleri yoganın sadece bedensel boyutuyla ilgilenirken ve “savasana” (ceset pozisyonu) adı verilen son dinlenme pozisyonunda bir dakika bile kıpırdamadan yatamazken zaman içinde yoganın bedensel boyutunun ötesinde boyutları olduğunu da fark edip çok sevdim. Bu sevgi benim yoga üzerine eğitimlere katılmama sebep oldu. 2012 yılından beri yoga eğitmenliği yapmakta ve yoga ve meditasyon ile hem kendi hem de katılımcıların hayata değişik bir açıdan bakmasını amaçlamaktayım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!