Antik Roma'dan Dersler Ve Bugünümüz! - Halimiz
Antik Roma'dan Dersler Ve Bugünümüz! 2
Fulfilling the Promise
6 Temmuz 2017
Antik Roma'dan Dersler Ve Bugünümüz! 3
Haklının ve haksızın ötesinde…
6 Temmuz 2017
Antik Roma'dan Dersler Ve Bugünümüz! 4

Polybius, Yunanlı bir tarihçi. Milattan Önce (MÖ) 203-120 yıllarında yaşamış. Antik Roma tarihine sevdalanmış. Bu imparatorluğun, MÖ 9. yüzyılda başlayıp ve 1200 yıl süren varlığını — başlangıcı, yükselişi ve çöküşünü incelemiş ve bütün bu çalışmalarını The Histories — Türkçesi ile Tarihçemiz —  adını verdiği ucu bucağı gelmez eserinde derlemiş. Bugün, siyasi bilimler veya uluslararası ilişkiler disiplinlerinde çalışanların yakından aşina olduğu (veya olması gerektiği) bu ölümsüz eseri ile hala adından söz ettiriyor.

Bu eserde, siyasi yönetim şekillerinin geçirdiği evrimlere ve kısır döngülere dikkat çekiyor Polybius. Roma’nın hikayesinden yola çıkarak da devlet yönetimlerini iyi ve kötü veya zararsız ve zararlı olarak temelde iki kategoriye ama esasta 7 başlığa ayırıyor. Ve devletlerin ilk olarak – monarşi ve krallık olarak – tek kişinin hegemonyasında kurulduğunu; zamanla bu siyasi erkin kralın etrafındaki bir avuç ayrıcalıklı insanla birlikte paylaşılmaya başlanmasıyla tiranlık, aristokrasi ve oligarşi olarak şekil değiştirdiğini; sonrasında da geniş katılımların sağlandığı demokrasi ve oklokrasi yönetim şekillerinin egemen olduğunu anlatıyor. Ve bu evrilme içinde, sil baştan en başa dönülmesinin kaçınılmaz bir kısır döngü yarattığı sonucunu çıkartıyor… güçler dengesi kurulmadığı müddetçe diye vurgulayarak!

Polybius, monarşi, aristokrasi ve demokrasiyi zararsız ama zayıf ve istikrarsız yönetim biçimleri olarak nitelendiriyor ve kaçınılmaz olarak bunların insanlığı hiçe sayan tiranlığa, oligarşiye ve oklokrasiye evrildiklerini anlatıyor.

Ola ki bu disiplinden bugünü de okumayı seçersek, yaşanan pek çok şeyin adını rahatlıkla koyduğumuzu ve kedinin kuyruğunu kovaladığı gibi tarihin tekerrüründen ibaret bir açmazda kendimizi bulduğumuzu teslim edebiliriz. Ki tarihi mirasımıza bakarsak… Osmanlı İmparatorluğu geçmişi, bu yönetim şekli haritasında çizilen skalada bizi hemen 2inci sıraya yerleştirirken; Türkiye Cumhuriyeti olarak 6ıncı sıradan katılıyoruz. Bir diğer deyişle, ne imparatorluk mazimizin derslerini anımsıyor ve uyguluyoruz ne de demokrasi tarihimizin yeterince kıymetini bilip, güçlendirmek için çaba sarf ediyoruz. Dünya da üç aşağı beş yukarı aynı trendin içinde kendini kaybettiği için sıradan olmanın rahatlığını yaşayabilirsiniz… tabii ödeyeceğiniz bedele, aymadığınız müddetçe!

**********

Dünya genelinde demokrasilerin oklokrasiye evrildiği bir dönemden geçiyoruz… bugün için popülizm furyası diye adlandırdığımız bir siyasi akıl tutulması evresinden. Amerika’nın kurucu babaları 4 Temmuz 1776’da İngiltere’den ayrıldıklarını ilan ettiklerinde — ki bu hafta 241’inci Bağımsızlık Günlerini kutladılar — bu yeni cumhuriyetin anayasasını hazırlarken Polybius’un işaret ettiği uyarılarından faydalanmışlar ve sağlam bir güçler ayrılığı dengesi inşa etmişlerdi.

Amerika gibi yerküre üzerindeki en güçlü demokratik cumhuriyette dahi bugün bu güçler dengesi erozyona uğramışsa, dünyanın geri kalanından farklı bir ivme çıkmasını beklemek zaten pek akılcı gözükmüyor. Bu evrilme de Donald Trump’ın başkanlığı ile, Rusya’nın Amerikan seçimlerine olası müdahalesi ile veya Trump’ın FBI başkanını kovması ile veya Twitter hesabından akıllara ziyan yaptığı yorumlarla başlamadı. Belki Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin onayı olmaksızın – meşruiyeti şaibeli – 2003 Irak işgalinden, veya yerkürede yaşayan ama esasta Amerikan vatandaşı olan veya topraklarında yaşayan herhangi birinin iletişim bilgilerine – hakim kararı olmaksızın – erişmelerine yasal olarak kılıf sağlayan Patriot Act’in öncesinde bile başlamış olabilir. Düşünün, düşündükçe örnekler akla geliyor… güçler ayrılığı zayıfladıkça ve erklerin, denetimden muafiyeti sıradanlaştıkça – işler karışıyor… aynen Polybius’un taa ne vakit dediği gibi… Güç zehirliyor, kayırmacılığın ve yolsuzluğun önü alınamıyor…

**********

Demokrasinin, oklokrasiye evrildiği an da böyle başlıyor. Demokrasi, sandıkta, kazanan olmanın çok ötesinde… seçilene, her bir vatandaşın hakkını eşit oranda koruma sorumluluğu yükleyen bir yönetim şeklidir. Sağlıklı işleyen demokrasilerde temel vatandaşlık hakları, medeni haklar, hukukun üstünlüğü veya herkesin kanun önünde eşit olma hakkı çoğunluğun ne dediğine göre değişebilecek kadar basit haklar değillerdir… Bunlar, devletin, vatandaşlarına, her türlü zorlu şarta rağmen korumak üzere söz verdiği temel insan haklarıdır. Oklokrasi ise seçimle gelenin, hukukun gereklerini bile yeri geldiğinde göz ardı ederek… arkasına aldığı çoğunluğun da gücüyle “dediğim dedik çaldığım düdük” minvalinde devleti yönettiği bir haldir.

Memleketimizin de oklokrasiye çoktan evrildiğini söylemenin lüzumu yok sanırsam! İsterseniz deyin 15 Temmuz kalkışması sonrası, isterseniz deyin 17-25 Aralık süreci, isterseniz deyin Ergenekon davaları veya canınız çekiyorsa daha geçmişlere kadar uzanın. Başörtüsü yasağı deyin, 28 Şubat deyin, Menderes’in idamı deyin… yaralı demokrasi tarihimizde illa ki de adalet kurumunun memlekette sakat olduğu argümanını yapıyor bulacaksınız kendinizi… siyasi yelpazenin neresinden olursanız olun!

**********

Kemal Kılıçdaroğlu’nun başlattığı adalet yürüyüşü de içine düştüğümüz bu açmazı haykırıyor. Tespit doğru. İtiraz edilebilecek bir hali yok. Ancak yürüyüşün başlangıç takvimini ve bahanesini göz önünde bulundurarak itiraz etmiş ve bu haliyle somut bir sonuç doğuracağını beklemediğimi geçenlerde yazmıştım. Buradan okuyabilirsiniz… Bugün için de her bir katılımcının bu yol boyunca akıttığı her bir ter damlacığına sonsuz saygı duymakla beraber… hala pek ümitli olamıyorum… ve hala bu yürüyüşün hedefinin tam olarak önceliğini nerede gördüğünden emin olamıyorum. Zira demokrasinin oklokrasiye evrimi, siyasal eko-sistemin içindeki her bir siyasi aktörün dolaylı veya dolaysız katılımı ile mevcut oldu.

Bugün de iktidarın ve muhalefetin – yoğun katkılarıyla – siyaset, çözüm üret(e)meyen ama siyasi cenahın çıkarlarını göz etmeyi öncelik edinen bir hale büründü. Güç, kimin eline geçse, sağlıklı bir demokrasinin işaret ettiği gibi erdemli bir şekilde kullanılmıyor. Yoksa… 15 yılı aşkın süredir her sandık vakti geldiğinde aralıksız istediğini almış olan bir iktidar, ne bu kadar huzuru kaçık ve agresif olurdu, ne de toplumda bu denli isyankar hisleri tetiklerdi. Tersinden, muhalefetin de bunca yıldır meydana gelen seçimleri rahatlıkla kazanmayı hak ettiğini gösterir bir performans sergilediğini argüman etmek kolay değil. CHP içinde yaşanan siyasi dalgalanmalar, Kılıçdaroğlu’nun liderliği, kaçırdığı onca fırsat ve bugün de Enis Berberoğlu’nun tutuklanması ardından yarın öbür gün sıranın kendisine gelebileceğinin aşikar olması ardından başlattığı yürüyüş… düşündürücü geliyor. Pazar günü tamamlanması hedeflenen bu yürüyüşün olay çıkmadan tamamlanması temennisi ile… Bozuk adalet sistemine dair somut bir getirisinin olması için bundan sonrası daha önemli bir hale bürünüyor. Ocak ayında gerçekleştirilecek CHP kurultayında Kılıçdaroğlu’nun liderliğinin garantilenmesinin ötesinde… bu siyasi liderliğin öncülüğünde, bütüne dair bir dönüşümü tetikleyebilecek doğru bir adım olup olmadığını ancak zaman gösterecek.

Şu, net: Sistem tıkandı. Siyasi erklerin, idealleri farklılaştı. Yaşadığımız topraklarda gurur duyduğumuz ve sorunlu gördüğümüz meseleler ayrıştı… ortak paydalarımız azaldı. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunda dahi bir olamıyoruz. Bizi bize anlatmaya gerek yok… birbirimizle geçinemediğimiz, birbirimizin içindeki iyilikleri çoğaltamadığımız – aşikar!

Uzun lafın kısası… Polybius boşuna dememiş güçler ayrılığında sağlıklı bir dengeyi oturtamaz ve hukukun üstünlüğünü mutlak kılamazsanız, sil baştan en başa… tek adam dönemine geri dönmeniz kaçınılmaz olacaktır diye… taa Milattan Önce bir vakitte. 21inci yüzyıl Türkiye’sinde de seveni sevmeyeni – farklı açılardan – memleketin gidişatına dair her şeyden tek bir adamı mesul görüyor, Recep Tayyip Erdoğan… Türk tipi başkanlık sisteminin fiiliyattaki uygulanışı, toplumda bu şekilde karşılık buluyor.  Bu halin resmen mühürlenmesine de şunun şurasında bir sandık daha kalmışken, zor olanın bundan böyle memlekette demokrasiyi muhafaza etmek olduğunu artık teslim edelim. Polybius’un ortaya serdiği kısır döngünün tam göbeğindeyiz. Toplumca, yönetim şeklimizi ne denli değiştirmeye kararlı olduğumuz… Tek bir adama (ki muhalefet liderleri de dahil buna) olan sadakatimizin mi ağır bastığı, yoksa hukukun üstünlüğünün öncelik edildiği gerçek bir demokrasi de mi karar kıldığımızı… tam olarak ne için güç birliğinde veya ayrışmasında olacağımızı anlamaya artık az vakit kaldı. Akışın bizi nereye götürdüğü ortada iken… bundan sonrası, herkesin bireysel vicdanlarında gizli.

Ha bu doğru bir değerlendirme değilse… isabetsiz bir siyasi yorum yapmaktan ötürü büyük bir memnuniyet duyacağımdan şüpheniz olmasın! Yeter ki gerçek anlamda demokrasi için yolumuzu bulmuş olalım…

 

 

mm

Tülin Daloğlu

Publisher / Yayıncı - tulin.daloglu@halimiz.com Bu sitenin yayıncısı ve baş editörüyüm. Gazetecilik mesleğimde yirmi yılı geride bıraktım. Başta Türk medyası olmak üzere, Amerika, İngiltere ve İsrail medyalarında yazılarım yayınlandı. Ankara, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezunum. Üzerine aynı bölümde master çalışmam var … Ve Washington, D.C., Amerikan Üniversitesi'nde medya hukuku üzerine ikinci lisans üstü çalışmamı tamamladım. Şimdi, bu yeni mecrada huzurlarınıza çıkıyorum … yazarak, konuşarak, bilgi odaklı yürüyerek var olmaya kıymet verenlerdenim…

1 Comment

  1. Kemal gülseren dedi ki:

    Sn Daloğlu yazınızı çok değerli buldum aydınlatıcı bilgilendirici ve yerinde bir değerlendirme paylaştığımız için teşekkürler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!