ANNELER VE OĞULLARI - Halimiz
ANNELER VE OĞULLARI 2
SANATÇININ GÖREVİ
5 Aralık 2019
ANNELER VE OĞULLARI 3
KIŞ SEBZELERİ
5 Aralık 2019
ANNELER VE OĞULLARI 4

Geçen gece bir TV kanalında Türk erkeklerinin ana kuzusu mu yoksa maço mu oldukları tartışılıyordu. Güzel noktalara değinildi ama bence bazı önemli noktalar eksik kaldı.

Erkeklerin ana kuzusu ya da maço olması meselesi… Aslında biliyor musunuz, bence her ikisi de aynıdır. Ana kuzusu annesinden özgürleşememiş, ona bağımlı bir erkektir. E maço erkek kimdir sizce? Maço erkek de sanılanın aksine aynı ana kuzusu gibi annesinin etkisinde kalmış, annesinden özgürleşememiş ama bunu da kaba, sert, sahiplenici davranışlarla içindeki ana kuzuluğunu bastıran kişidir. Bilinçaltındaki duygu olarak her ikisi de aynıdır, yalnızca dışarıya vurulan davranış farklıdır. Aslında maçoluk da özellikle annelerin, ebeveynlerin ya da toplumun verdiği mesajların sonucuyla oluşur. Annelerin bir insanın şekillenmesindeki rolü inanılmaz büyüktür. Bu rolün bilincinin yüksek olması çok önemlidir. Çünkü bilinçli ya da bilinçsiz tüm iyi niyetimizle bazen neler yarattığımızın farkında olamayabiliyoruz.

Erkekler şöyledir, böyledir diye dertleşip, şikayet ediyoruz ancak aynı şikayet ettiğimiz türde erkekleri biz anneler yetiştirmiyor muyuz?

Günümüzde hala bir erkek çocuğu ağladığında “sus! erkek adam ağlar mı?” diyerek çocuğun en doğal ihtiyaçlarından birini içine gömdürdükten sonra ondan diğer duygularını ifade etmesini nasıl bekleyebiliriz? Bu şekilde ona duygusallığın ya da duyarlılığın, duyguları ifade etmenin, sevmenin kötü bir şey olduğu izlenimini vermiyor muyuz? Duygularını ifade etmeyi engelleyip; erkeklerden sevgi sözcükleri duymayı, sevgilerini hissettirmelerini, bize ya da ilişkimize verdikleri önemi ifade etmelerini, özür dilemeyi bilmelerini nasıl bekleyebiliriz? Ya da erkekleri ev işlerine sokmayıp, ilerde onlardan biriyle evlenince yardım etmediği için niye şikayet ederiz? “Erkek ev işlerine, yemeğe, hamura karışmaz” diye büyüyen bir erkek, ilerde mutfağa girer mi?

Peki kocamızdan bulamadığımız ilgi ve şefkati erkek çocuğumuzdan almayı beklersek, evdeki roller karışmaz mı? Onun, çocuğumuz olduğunu unutup arkadaşımız sanıp, dertleşirsek, bu çocuk sağlıklı bir duygusallığa sahip olur mu? Erkek çocuğumuzun aklına onu en çok ve bir tek biz sevgili annesinin sevdiğini yazarsak, onun nasıl sağlıklı ve mutlu ilişkiler kurmasını bekleyebiliriz? Bu, bizim kendi yalnız kalma korkularımızla bilinçsiz yaptığımız iyi niyetli davranış, onun hayatını nasıl karartabilir?

Oğlumuzun hayatındaki tek önemli kadın olmanın verdiği gurur, oğlumuz evlenip de yuvasını kurduğunda, bize neler yaptırabilir? Gelin-kayınvalide çatışmalarına bazen de bu duygu yön vermiyor mu? Oğlunu başka bir kadınla paylaşamamak? Anneliğin ayrı, hayat arkadaşlığının ayrı olduğunu unutmak? Tabi ki neden? Belki de kendi yaşadığımız mutsuz evlilikten? Ya da oğlumuz bizim için yapmadığı ütüleri karısı için yaptığında biz anneler neler hissederiz? Bundan mutluluk duymak varken içimizin kıskançlıktan çatladığı olur mu? Karısı bizden daha mı önemlidir yoksa? Önceliği yitirmek bizde ne gibi duygular uyandırır? Oğlumuzun kendi ev işlerine, kararlarına karışarak, onun eşiyle iletişimini ve kendi karar verme becerisini sekteye uğratarak ona ne tür bir zarar verdiğimizin farkında mıyız? Bunu bilinçsiz yapsak bile.

Ya oğlumuzun her türlü işini hallederek, gerekli sorumlulukları vermeyerek, onu gereksiz koruyup kollayarak, onun hayatının sorumluluğunu almasını engelleyerek ve ona laf söyletmeyerek aslında ona ne yapıyoruz? Bu şekilde onu gizliden gizliye kendimize bağımlı kılarak onun bizden özgürleşmesini engellemiş olmuyor muyuz? Gücünü keşfedip o gücü kullanarak kendi hayatını kurmasını engellemiş olmuyor muyuz? Belki de kendimizi ihtiyaç duyulan biri olarak daha değerli ve önemli hissediyoruz? Övündüğümüz fedakar, çok seven anneler olarak aslında onlara ne kadar zarar verdiğimizin farkında mıyız?

O zaman erkekleri; bu ve buna benzer şekillerde yetiştirip sonra da bu şekilde yetişen erkeklerden neden şikayet ediyoruz? Demek ki biz de bu konudaki sorumluluğumuzu almıyoruz. Onları biraz da bizim yarattığımızın farkına vardığımızda belki de aslında tek amacımızın kendi ayakları üzerinde durabilen, hayatının tüm sorumluluğunu almış, sağlıklı ve mutlu bireyler yetiştirmek olduğunu hatırlarız. Onlara yüklediğimiz beklentilerden biz özgürleştiğimizde, ah işte o zaman biz de tüm beklentilerimizin gerçekleştiğini hayretle görürüz. Çünkü o zaman, aradaki koşulsuz sevgiyi engelleyen nedenler ortadan kalkar ve saf ve doğal sevgi ortaya çıkar. Tüm istediğimiz de bu değil midir zaten? Duygusal ve zihinsel, sağlıklı ve mutlu bireyler yetiştirdikçe, mutlu ve sağlıklı toplumlar oluştururuz. İşte bu yüzden annelere ve kadınlara çok iş düşüyor.

mm

Yıldız Karacasoy

Çok şanslı biriyim çünkü çok severek yaptığım iki işim var. İlki özel bir üniversitede hocalık yapmak. İkincisi de bireysel gelişim, enerji ve bilinçaltı danışmanlığı yapmak. İlk işimi bilinçli seçtim ama sanırım ikincisine çekildim. Aile dizimi, regresyon, affetme ve bilinçaltı çözülme çalışmaları, yaşam koçluğu, kinesiyoloji en zevkle çalıştığım konular. Dişilik, bolluk bereket oluşturma ve bilinçaltı ise eğitimlerini ve seminerlerini verdiğim konular. 2010-2014 yılları arasında Kanal B Bizbize programında tüm bilgimi ve deneyimimi paylaştım. Artık yazılarımla da buradayım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!