AMERİKA İLE İLİŞKİLER SORUNLU AMA TASARILAR SENATO'DAN GEÇMEZ - Halimiz
AMERİKA İLE İLİŞKİLER SORUNLU AMA TASARILAR SENATO'DAN GEÇMEZ 2
BEKLE DEDİ
31 Ekim 2019
HAFTANIN ÖNE ÇIKAN HABERLERİ
7 Kasım 2019
AMERİKA İLE İLİŞKİLER SORUNLU AMA TASARILAR SENATO'DAN GEÇMEZ 3

Amerikan Temsilciler Meclisi, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımızda Türkiye karşıtı iki tasarıyı kabul etti. Biri, Ermeni tasarısı. Diğeri de, Barış Pınarı Operasyonuna tepkiyi somutlaştıran ve bazı yaptırımları talep eden bir tasarı.

Bunun anlamı ne?

Cumhurbaşkanı Erdoğan için hikayenin bizim bilmediğimiz elbette farklı yüzleri vardır. Zira geçen 17 yıl içinde ve hatta öncesinde, Amerikalılarla geliştirdiği dialogun tamamını bizler bilemeyiz. Ama Erdoğan, henüz daha siyaseten yasaklı iken Beyaz Saray’da Amerikan Başkanı Bush ile Aralık 2002’de görüşerek Washington, D.C.’ye ilk bilinen ziyaretini yapmıştı ve neredeyse devlet protokolü ile ağırlanmıştı. Sonra resmen başbakan olduğunda da askeriyeye karşı ‘ileri demokrasinin’ neferi olarak hep güzel karşılandı Amerikan başkentinde — taa ki bundan üç-dört yıl öncesine kadar bu durum hep böyleydi.

Trump da hayli karışık bir başkan. Bir bakıyorsunuz sizi kolluyormuş gibi oluyor, sonra eli bir Twitter’a gidiyor ve ekonominizi tarumar etmekle tehdit ediyor. Gönül rahatlığı ile güvenebilmeniz için size güvenli bir alan yaratmıyor. Bir de azledilme olasılığı hayli yüksek bir başkan olarak da zor bir dönem atlatıyor. Bu olasılık eğer ki Kasım 2020’deki başkanlık seçimine yaklaştıkça daha da ciddiyet kazanacak olursa Türkiye’ye yaklaşımını hızla Kongre ayarına getirebilir. Şimdilik hayli nüanslı, bir severim bir döverim kıvamı bir ayar tutturmuş gibi duruyor…

Kongre’de, Türkiye’ye duyulan negatif düşünce ve hissiyatlar ise giderek katmer katmer katlanarak büyüyor. Bir zamanlar Türk dostluk grubu diye bir şey vardı. Son yıllarda böyle bir şeyin adı bile duyulmadı. Türkiye’de olduğu gibi işi tepeden halletme dürtüsü ağır basınca Kongre boşlandı gibi. Lobilere akıtılan tonla para — ki 13 milyon dolardan bahsediliyor — tam olarak ne işe yarıyor, uzaktan algılaması mümkün gözükmüyor. Ortada durum aşikar. Türkiye karşıtı alışıldık lobiler de bu fırsatı iyi değerlendirmişe benziyorlar. Erdoğan’ın söylem ve politikalarının da elbette bu kanaati pekiştirmede etkin yeri olmuştur. Özetle, Kongre ayağında ilişkiler yok hükmünde neredeyse.

Tüm bunlara rağmen, bu rahatsız edici gelişmelerin sınırlı tutulacağını düşünüyorum. Ne Ermeni tasarısının ne de yaptırımların Senato’da kabul göreceği kanaatinde değilim. Bu da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iddia ettiği gibi Eski Türkiye’nin dış politik referanslarından uzaklaşılması sayesinde değil, rağmen olmayacak gibi duruyor. Zira bütün mesele zamanlama.

Mart 2003 Irak işgalinden beri bu ülkede akan kan durmadı. Halk, yaklaşık iki haftadır isyan ediyor. Siyasetçilerin kabiliyetsizliğinden fena daralmış durumdalar. İş, şiddete döndü. 500’ü aşkın Iraklı öldü ve çok daha fazla yaralı olduğu söyleniyor. Irak’dan başlayarak Amerika’nın bölgedeki olumlu algısından geriye pek bir şey kalmadı. Yumuşak Güç nedir, bunca patlayan bomba ve satılan silahlar sonrasında, bölgede elbette bilen kalmadı. Ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin hayli akıllı çıktı ve ülkesinin nüfuzunu bu bölgede ve insanlarında ilerletmeye başladı.

Amerikan Kongresindeki temsilciler, Barış Pınarı Operasyonunun bölge istikrarını tehdit ettiğini söyleseler de asıl mesele Türkiye değil. Herkes iyi biliyor ki Türkiye’nin hamlesi ile Rusya ve dolayısı ile Suriye rejim askerleri, Amerika’nın kontrolünde olduğu için gidemedikleri alanlara artık gider oldular. Ve Suriye’de kazanan açık ara Rusya oldu-olmak üzere. Üstüne üstlük, NATO üyesi Türkiye de Rusya ile ilişkileri geliştiriyor. Peki, Washington’da, Putin’e mi yoksa Erdoğan’a mı duyulan rahatsızlık ağır basar? Açık ara Putin. Bu da şu demek. Türkiye’ye gösterdikleri diklik şimdilik geçici çünkü öncelikleri Rusya’nın daha fazla bölgede nüfuzunu pekiştirmemesi üzerine odaklı.

Küçük bir parantez de açmak gerekirse, Barış Pınarı Harekatı, Rusya ve Suriye’ye, ülkenin tamamına erişim serbestisi getirdi ise bu ülkenin parçalanma tehdidini de büyük ölçüde ekarte ettiği ortaya çıktı demektir. Amerikan Savunma Bakanı Esper, Kürtlere otonom veya bağımsız bir Kürdistan kurmak için ilelebet sürecek açık bir destek çeki vermediklerini söylese de sahadaki Kürt oluşumların beklentilerini belli ki bu yönde beslemişler. Bu beklentilerin de şimdilik darbe almış olmasına rağmen sonlandığını öngörmemek gerek. Ama, yine de, Suriye’nin toprak bütünlüğünün öncelik tutulması demek Kürtlerin beklentilerinin gerçekleşmemesi demek.

Bir de şunu unutmamakta fayda. Bir zamanlar “ılımlı İslam” temsilcisi diye övgüyle yücelttikleri Erdoğan’ı, aynı Amerika bugün İŞİD gibi terör örgütleri ile iş tutmakla suçluyor. Suriye’nin Türkiye sınırına 5 kilometre uzaklıktaki Barişa köyünde Ebu Bekir el Bağdadi’nin öldürülmesi sonrası en çok konuşulan hususlardan biri Erdoğan hükümetinin Bağdadi’nin ailesine sığınma verip vermediği idi. Trump’ın Türkiye’ye teşekkür etmesi ve Türkiye sınırları içinde İŞİD hücre evlerine yapılan baskınlarda 100’e yakın teröristin ele geçirilmesi de Ankara’nın kendini temize çekme çabası gibi gözükmekte. Kısmen işe de yarıyordur. Ama işler karışık; karışık çünkü Erdoğan’ın böyle bir ilişkisi varsa bu ilişki Amerika’dan da çok habersiz ilerletilmiş bir ilişki değildir. Bazen insanlar kullanıldıklarına aydıklarında hiç akla gelmeyecek kadar dürüst olabilirler hem…

Ve son olarak İran. Amerikan başkentinde, Erdoğan’a ve Türkiye’ye duyulan tepki ile İran’ı alt etme hırsını kıyasladığınızda, Tahran açık ara ipi göğüsler. Ve İran’a uygulanan yaptırımların ve bu ülkeyi kontrol altında tutmanın yolları Türkiye’yle ilişkileri hepten yokuşa sürerek mümkün olamaz.

Velhasıl, coğrafi zamanlama Türkiye’nin lehinde… ama saatin illa ki farklı işleyeceği an gelecektir. O güne de başa dert açacak çok fazla yük biriktirmemekte fayda var. Gerçi bu haliyle bile bu temenni için çok geç gibi geliyor…

mm

Tülin Daloğlu

Publisher / Yayıncı - tulin.daloglu@halimiz.com Bu sitenin yayıncısı ve baş editörüyüm. Gazetecilik mesleğimde yirmi yılı geride bıraktım. Başta Türk medyası olmak üzere, Amerika, İngiltere ve İsrail medyalarında yazılarım yayınlandı. Ankara, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezunum. Üzerine aynı bölümde master çalışmam var … Ve Washington, D.C., Amerikan Üniversitesi'nde medya hukuku üzerine ikinci lisans üstü çalışmamı tamamladım. Şimdi, bu yeni mecrada huzurlarınıza çıkıyorum … yazarak, konuşarak, bilgi odaklı yürüyerek var olmaya kıymet verenlerdenim…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!