AĞRI'NIN BÜYÜSÜ - Halimiz
ARALIKLI ORUCUN FAYDALARI
23 Mayıs 2019
EN BÜYÜK HAYALKIRIKLIĞI
23 Mayıs 2019

Bir kişiyi, bölgeyi, insanı anlamanın en iyi yolu seyahat etmektir. Her seyahat insanın kendi içine yaptığı bir yolculuktur da.

Geçtiğimiz hafta Iğdır, Doğubeyazıt, İshak Paşa, Nemrut Krater Gölü, Ahlat, Akdamar adası ve Van’ı ziyaret ettim. Çok etkilendim. Ağrı’nın ağır başlı, vakur ve büyüleyici güzelliği karşısında anda kalmaktan başka şansım yoktu. Dingin bir genişleme hissi ile doldum göz alabildiğince uzanan ovaları, yaylaları, dağları ve gölü görünce. Ahlat Ağacı filminin karelerini gözünüzün önüne getirin. İşte onu yaşıyorsunuz…

Doğu Anadolu’ya yolu düşmüş olanlar, orada doğmuş veya bulunmuş olanlar bilir, göz alabildiğince dağ, ova ve yaylalar insanda müthiş bir özgürlük ve genişleme duygusu yaratıyor. Belki de toprağı, rüzgarı tam kalbinin derininde hissetmektir Doğu Anadolu. Hava ve toprak elementlerinin kontrolünde gibi bu coğrafya… Hava durumu ansızın aşırı sıcak yaz iken kışa, toprak ise ansızın hareketlenerek bir ölüm kapanına dönüşebilir.

Tertemiz dağ havası insanın ciğerlerine doluyor, nefes aldığınızı hissediyorsunuz. Ağrı ya da Tevrat ve İncil’de belirtilmiş ismiyle Ararat dağını karşıdan tüm heybetiyle gördüğünüzde hayranlıkla bakakalıyorsunuz.

Coğrafya kaderdir belki, bu geniş araziden geçmiş medeniyetlerin bıraktığı kültürler arasında sıkışmışlık hissi, huzur ile acı arasındaki gelgitler coğrafyanın insanını biraz sert, biraz ketum yapmış gibi. Misafirperverlikleri samimi ama mesafeli. Beden dilleri güçlü, başları dik. Bölgenin genel özelliği olarak pek kadın görülmüyor etrafta ama o görünmeyen kadınların evlerindeki gücü hissediliyor.

Ağrı Dağı, mitolojiye konu olmuş, hakkında bir çok edebi eser, şarkı ve türkü yaratılmış, kutsal kitaplarda yer alan bir dağ.  Ağrı dağının üçte biri Iğdır iline bağlı, Suveren köyü sınırları içinde. Iğdır, Ermenistan ile sınır komşusu. Iğdır ismi, Oğuzhan’ın 6 oğlundan biri olan Deniz Han’ın en büyük oğlu olan İyidir Bey’den geliyor. Iğdır’ın sözcük anlamı iyi, büyük, ulu, ünlü anlamına gelir. Yöre halkı Iğdır’ı İydır olarak  telaffuz eder.  Tarih boyunda bir çok medeniyete ev sahipliği yapan bölgede bir dönem Asurlular da hüküm sürmüş, ancak Mısıra kadar tüm toprakları elinde tutan ve güçlü bir uygarlık olan Asurlular, bir türlü Urartuları hakimiyetleri altına alamadığı için onları tanımak durumunda kalmışlar. MÖ 1100-800 yılları arasında merkezi Van’da bulunan Urartu Krallığı  Bütün Doğu Anadolu bölgesini hakimiyeti altında tutmuş. Urartu uygarlığının izleri gümüş sanatında hayat bulmaya devam ediyor…

Doğubeyazıt’a giderken yolda birçok kez karşılaşacağımız gibi Jandarma kontrolünden geçiyoruz. Tam kontrol noktasının arka tarafında bir duvar yazısı gözümüze çarpıyor ”Burada Sanat Yapmak tehlikeli ve yasaktır yazıyor”.

Ahlat’taki binlerce yıllık Urartu mezarlıkları inanılmaz etkileyici. Değerli rehberimiz Mehmet Akbulut bir medeniyetin sahiplerinin kim olduğunu mezar taşları gösterir diyor.

Ertesi gün Akdamar adasına doğru yola çıkıyoruz. Eğer Kaş’taki Kaleköyü gördüyseniz, onun ruh ikizi olabileceğini düşündüğüm Akdamar adasını görmenizi tavsiye ederim. Adanın tepesindeki kilise muhteşem ve tabii doğa inanılmaz. Van Gölü’nün suyu ne tatlı ne tuzlu: sodalı! Gölde hayat yok gibi, bir tek inci kefali yaşayabiliyor. Av yasağına rağmen restoranlarda yenen bu balığın soyunun tükenmemesi için yememek gerekiyor.

Türkiye’nin hayvancılık açısından en zengin ili Van, dağ tepe yaylar her yer hayvan dolu. Dolayısıyla bölgenin etleri çok lezzetli.

Gelelim efsanelere…

Ağrı/Ararat Dağı Hristiyan ve Musevi inancına göre ünlü Nuh gemisi hikayesi için kutsal bir yer. Eski Ahit ve Tevrat’ta “ Yedinci aydan, ayın on yedinci gününde  gemi Ararat Dağları üzerine oturdu” diye geçmekte.

Ağrı Dağı ile ilgili bir çok efsane bulunmakta,  www.agrikulturturizm.gov.tr  sitesinde detaylarıyla bulabileceğiniz diğer efsaneler  içinde Adem ile Havva efsanesi, Aslı ile Kerem efsanesi, Kara Diken Siyabent efsanesi ve Yaşar Kemal ile ölümsüzleşen Ağrı Dağı Efsanesi var.

Bu arada öğreniyoruz ki Ağrı dağı aslında iki tane: Biri Büyük Ağrı dağı Diğeri Küçük Ağrı Dağı. Onların hikayesi ise aşağıdaki gibidir:

İki Bacı Efsanesi

 Ağrı   Dağı’nın   bulunduğu    yer   bir  zamanlar  ova imiş. Burada yaşayan bir köylünün  iki kızı varmış. Bir gün bu iki   kardeş odun toplamaya gitmişler. Yeterince odun topladıktan sonra , abla  odun  dengini küçük   kardeşin sırtına yüklemiş ve yola koyulmuşlar. Biraz gidince yorulan ve beli ağrıyan küçük kız ablasına ;

–  Belim çok ağrıdı abla, ne olur biraz da sen taşı diye seslenmiş.

Ablası kulak asmamış. Biraz daha gitmişler , küçük kız yine ablasına seslenmiş, ablası hiç oralı olmamış. Küçük kız sonunda dayanamamış:

– Abla abla , demiş.  Senin   gibi  ablam  olacağına  olmaz olsun .Dağ olasın, taş olasın, uzun uzun kış olasın belimdeki ağrı adın, seller  yağmurlar  muradın olsun diye beddua etmiş.

Ablası durur mu ? O da vermiş veriştirmiş:

– Senin  gibi  kardeşim  olacağına  taş  olsun   saçların  çayır,  eteklerin   bayır olsun . Başın dilin gibi sivri, yamacın boynun gibi eğri, adın da benim gibi ağrı olsun.

Derken bir gürültü kopmuş, bir toz bulutu kaplamış ortalığı. Biraz sonra ovada iki yüce dağ sivrilmiş…. Biri Küçük Ağrı, diğeri Büyük Ağrı. Böylece iki geçimsiz kardeşin ikisi de birer dağ olmuş

İşte bu bana bir diğerini sadece anlatılan kadar tanıyan iki geçimsiz sınır ülkesini hatırlatıyor.

Yazıyı Ece Temelkuran’ın Ağrı’nın Derinliği isimli kitabının sonlarına doğru Ermeni Maral Babian ile Los Angeles’ta yaptığı görüşmeden alıntı ile bitireceğim.

Görüşmede Babian şöyle diyor. “Biliyor musunuz ben de sizin gibi bir yolculuk yapıp Türkleri anlamak isterdim. Neden hiç konuşmadıklarını anlamak isterdim” Ece, kadının ellerini tutarak  cevap veriyor “Yapmalısınız, çünkü insan sadece ötekini değil kendini de anlıyor bir kere yola çıkınca.

mm

Ayse Musal Çıpa

Ankara’da doğdum ve büyüdüm. TED Ankara Koleji mezunuyum, Bilkent’te Turizm ve Otel İşletmeciliği okudum. Bir kaç sene mesleğimi yaptıktan sonra İstanbul’a taşındım ve reklam sektörüne geçtim. 17 sene aralıksız profesyonel hayatıma devam ettikten sonra 2011'de bir şirkete ortak oldum, evlendim ve 2012’de doğum yaptım. 2015’den beri Sivil Toplum Kuruluşları ile çalışmaktayım. Başka Bir Okul Mümkün Derneği’ni ve Yenidenbiz’i destekliyorum. İstanbul Gençlik ve Çocuk Sanat Bienali’nde gönüllü çalışıyorum. Kolektif işlere inanıyorum. Only One Team ile bir kolektif kitap yazıp, bir enstalasyon sergisi açtık, çevirim içi radyo kurduk ve çevirim içi şiir gecesi yaptık. Farkındalık, Reiki, Transandantal Meditasyon, Şiddetsiz iletişime giriş, yoga, P4C vb. bir çok kişisel ve mesleki eğitime katıldım. Farkındalık üzerine atölyeler düzenliyorum. Çocuklar için felsefe kolaylaştırıcılığı yapıyorum, yetişkinler için felsefe çemberleri düzenliyorum. Yazıyorum ve konuşuyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!