AĞIR ÇEKİM - Halimiz
EKREM İMAMOĞLU’NA İNSANCIL TIP ÇAĞRISI
25 Nisan 2019
31 MART 2019 YEREL SEÇİM SONUÇLARI EKONOMİK VE SOSYAL AÇIDAN NE ANLAMA GELİYOR?
25 Nisan 2019

Hayatı çok hızlı yaşarken o kadar çok şey kaçırıyoruz ki çoğu zaman neler kaçırdığımızın farkında bile olmuyoruz. Araba ile bir yere yetişmeye çalışırken geçtiğimiz yollarda neler olduğunu ve o yollarda dünden bugüne ne değiştiğini görmüyoruz bile. Hızlı adımlarla bir yerden bir yere yürürken o sokaktaki ağaçların bir gün önce çiçekler içinde olduğunu ama bir gün sonra o çiçeklerin yerini yemyeşil yaprakların aldığını da fark edemiyoruz. Hayatı hep hızlı yaşıyoruz tıpkı bir video filminin sonunu bir an önce görmek için “ileri sar” tuşuna basmış gibi… Oysa hayatı biraz daha yavaştan alabilsek ve daha ağır ve sindire sindire yaşayabilsek daha iyi olmaz mıydı?

Geçen haftalarda yoga derslerinde katılımcıların nefeslerinin yönlendirmesiyle hareket etmek yerine hızlı hızlı hareket ettiklerini ve hep bir acele içinde olduklarını bir kere daha gözlemledim. Çoğu katılımcının o kadar acelesi oluyordu ki dersin sonundaki “savasana”da  (dinlenme pozisyonu) hayatı biraz yavaşlatmak yerine stüdyodan çıkmayı tercih ediyordu. Beş dakika dinlenmek için bile zaman ayırmak istemiyordu. Peki neden hayatı bu kadar hızlı yaşamayı ve hep acele etmeyi tercih eder olduk?

Hayat elbette ki tüm hızıyla akıp geçiyor. Değil bir ayın ya da haftanın bir günün bile nasıl geçip gittiğini anlayamıyoruz kimi zaman. Ancak yatağa yatıp gözlerimizi kapattığımız zaman hayatımızdan bir günün daha eksildiğini fark ediyoruz. Günü o kadar hızlı yaşıyoruz ki günler günleri, haftalar haftaları, aylar ayları, yıllar yılları kovalayıp geçiyor. Oysa zamanı yavaşlatmak bizim elimizde. Nasıl mı? Anlatmaya çalışayım.

Sizce neden yoga derslerinde derin ve uzun nefes alıp verilmesi isteniyor? Hiç düşündünüz mü? Nefesi bir saniyede alıp vermek ile on saniyede alıp vermek arasındaki farkı deneyimleyemeseniz de algılayabiliyor musunuz? Bunu bir örnekle açıklayım. Spor müsabakalarında, futbol maçlarında, buz pateni yarışmalarında neden ağır çekim yöntemine başvurulur? Çünkü hızlı hareket edilirken hakemlerin gözden kaçırdığı şeyler ağır çekimdeyken daha net ve açıkça görülebilir. Futbol maçında bir oyuncunun diğerine yaptığı faul ya da topun ofsaytta olup olmadığı maç birkaç dakikalığına durdurulup hakemlerin ağır çekimde o pozisyonu izlemesi ile anlaşılır. Bir buz pateni yarışmasında patencinin bir dönüşü kurallara uygun yapıp yapmadığı ya da bir pozisyonda düşmek üzere olup olmadığı ağır çekimde daha net görülebilir. Yani ağır çekim, hızlı çekimde göremediklerimizi görebilmemizi sağlar.

Tıpkı spor müsabakalarında ağır çekimin kullanılması gibi yoga derslerinde de nefesi ağır çekime almak yaşadığımız “o an”ı uzatmamıza ve her şeyi daha açık ve net görmemize yarar. Nefesi bir saniyede alıp verdiğimizde yaşadığımız “o an” yani şimdiki an yani “şu an” bir saniye iken nefesi on saniyede alıp verdiğimizde “o an”ı on saniyeye çıkarırız. Yaşadığımız anı yavaşlatır, şimdiki anı uzatır ve herkesin deneyimlemek istediği “anı yaşamak” durumunu mümkün kılabiliriz. Hem de o “an” on saniye ya da on beş saniye olur. Nefesi ne kadar uzatabilirsek yaşadığımız “şimdiki an”ı o kadar uzatabiliriz. Şimdiki anı uzattığımızda da “anda kalmak”, “anı yaşamak” ve zihnin geçmişte ya da gelecek de değil “şu an”da olma sürecini elde edebiliriz. Eğer aldığımız nefes sayısı biz doğarken belirlenmişse, sayıyı arttıramayacağımıza göre aldığımız her nefesin süresini uzatabilmek bizim elimizde. Öyle değil mi?

Hızlı yaşamak ne yazık ki günümüzün koşullarından biri. Büyükşehirde yaşamak, tek bir işle değil bir sürü işle ilgilenmek, oradan oraya koşuşturmak elbette ki günümüzün bize dayattıklarından. Ancak bu hayatı yavaşlatmak ve sakinleştirmek bizim elimizde. Tıpkı nefesimizi yavaşlatabildiğimiz ve sakinleştirebildiğimiz gibi. Kendimize küçük molalar vermek, durmak, yavaşlayabilmek mümkün. Bu büyükşehir hayatında her zaman hızlı hareket etmemiz ve acele etmemiz gereken zamanlar olacak. Ama bir kahve molası verdiğimizde o kahveyi hızlı içmek ya da yavaş içmek, nefesleri derinleştirmek ya da derinleştirmemek tamamen bizim seçimimiz. Yoga dersine katıldığımızda hızlı ya da yavaş nefes almak bizim tercihimiz. Dersin sonunda kendimize beş dakika gibi kısa bir zaman dilimi ayırıp dinlenmek ya da dinlenmemek de tamamen bizim kararımız. Eğer hayatı hep koşturarak ve hızlı yaşarsak, hayat da bize hep koşuşturmamız gereken ve hızlı yaşamamız gereken koşullar sunar. Onu yavaşlatmak ve ağırdan almak, ağır çekimde yaşamak ve yaşadığımız “şu an”ı, “şimdiki an”ı uzatmak ve o anın keyfini çıkarmak bizim elimizde. Bundan sonra biraz yavaşlamaya ve hayatı ağır çekime almaya ne dersiniz?

mm

Burcu Yırcalı

Yogaya boyun ve bel ağrıları gibi sağlık sorunları yüzünden 2006 yılında başladım. Önceleri yoganın sadece bedensel boyutuyla ilgilenirken ve “savasana” (ceset pozisyonu) adı verilen son dinlenme pozisyonunda bir dakika bile kıpırdamadan yatamazken zaman içinde yoganın bedensel boyutunun ötesinde boyutları olduğunu da fark edip çok sevdim. Bu sevgi benim yoga üzerine eğitimlere katılmama sebep oldu. 2012 yılından beri yoga eğitmenliği yapmakta ve yoga ve meditasyon ile hem kendi hem de katılımcıların hayata değişik bir açıdan bakmasını amaçlamaktayım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!