31 MART 2019 YEREL SEÇİM SONUÇLARI EKONOMİK VE SOSYAL AÇIDAN NE ANLAMA GELİYOR? - Halimiz
AĞIR ÇEKİM
25 Nisan 2019
HAFTANIN ÖNE ÇIKAN HABERLERİ
2 Mayıs 2019

Yerel seçimleri geride bıraktık. Tartışmaları hala devam ediyor. Sonuçları bu yazının kaleme alındığı saatlerde henüz belli olmayan olağanüstü itirazlar var. Umarım her şey hukuki ve ahlaki açıdan tartışmaya yer bırakmadan iyi bir sona bağlanır. Ekonominin içinde bulunduğu koşullarda aksini düşünmek bile istemiyorum.

Bu yazıda seçimler sonrasında hemen hemen hiç üzerinde durulmayan fakat bana göre çok önemli bir konuyu mercek altına almaya çalışacağım. Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığını deruhte ettiğim yıllarda birlikte çalıştığım çok değerli bir planlama uzmanının bana sağladığı sayısal bilgiler bu yazının altyapısını oluşturuyor. Kendisine minnet borçluyum.

Konu şu: 31 Mart 2019 seçimlerinde alınan sonuçlar sosyal ve ekonomik boyutta ne anlama geliyor?

Önce vurgulayalım. Bugünün Türkiye’sinde belediyeler ve il özel idarelerinden oluşan mahalli idare bütçeleri önemli bir büyüklüğe ulaşmış bulunmaktadır. 2019 yılında, mahalli idare gelirlerinin 145.5 milyar TL, harcamalarının ise 150 milyar TL olarak gerçekleşmesi öngörülmektedir. Aynı yılda merkezi yönetim bütçe gelirlerinin 880 milyar TL, bütçe harcamalarının ise 961 milyar TL olarak programlandığı düşünüldüğünde, belediye harcamalarının önemli sosyal ve ekonomik etkilere sahip olacağı kolayca görülecektir. Ayrıca, yatırım ortamı oluşturularak yerli ve yabancı özel yatırımların çekilmesi bağlamında yerel yönetimlerin uygulayacakları ekonomik, sosyal ve kültürel politikaların yaşamsal önemi bulunmaktadır.

Şimdi bazı önemli başlıklar altında sonuçların ne anlama geldiğine kısaca bakmaya çalışalım.

  1. Kazanılan Belediyelerin Ekonomik ve Sosyal Boyutları
  • Kapsadıkları Nüfus

CHP, 11 büyükşehir ve 10 il belediyesi kazanmıştır. Bu toplam 81 adet büyükşehir ve il belediyesinin yaklaşık yüzde 26’sı demektir. Ancak, CHP’nin kazandığı büyükşehir ve illerin nüfusunun ülkenin toplam nüfusuna olan oranı yüzde 48’i aşmaktadır. Buna karşılık AKP ve MHP’li belediyelerin kapsadıkları nüfus toplamı ülke nüfusunun ancak yüzde 45’ine ulaşabilmektedir.

  • Milli Gelirden Alınan Paylar

CHP’li belediyeler, kapsadıkları yüzde 48’i aşan nüfus payına karşılık milli gelirden yaklaşık yüzde 62’lik bir pay almaktadır. CHP’li belediyelerin sanayi, hizmetler ve tarım hasılalarındaki payları ise sırasıyla yüzde 59, yüzde 67 ve yüzde 33 olmaktadır. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük metropollerin kapsanması nedeniyle hizmetler sektöründe CHP’li belediyelerin payının oldukça yüksek çıkması normaldir. Öte yandan, CHP’li belediyelerin sahip oldukları kısıtlı tarımsal alana karşılık toplam tarımsal hasıladan yüzde 33 oranında pay alması söz konusu bölgelerde tarımsal verimliliğin yükseldiğini göstermektedir. AKP ve MHP’li belediyeler tarımda nispeten yüksek bir paya sahip iken (yüzde 58), bunların aldıkları paylar milli gelirde yüzde 34, sanayide yüzde 39, hizmetlerde yüzde 30 civarındadır. HDP’li belediyeler ise tarımda yüzde 8’e yaklaşan bir paya sahiptir.

  • İstihdama Katkılar

CHP’li belediyelerin yönetecekleri 21 il, tüm ülke istihdamının yaklaşık yarısından sorumludur.

  • İhracata Katkılar

CHP’li belediyelerin ihracata katkıları yaklaşık yüzde 69 gibi yüksek bir orana ulaşmaktadır.

  • Genel Devlet Bütçesine Katkılar

CHP’li belediyelerin yönetecekleri 11 büyükşehir ve 10 ilin genel devlet bütçesine katkıları yüzde 75 olup bu oran söz konusu illerin toplam iller içindeki sayısal oranının üç katıdır.

Yukarıda özetlemeye çalıştığım tüm değerler, CHP’nin, 31 Mart 2019 yerel seçimlerindeki kazanımlarının ekonomik ve sosyal etkilerinin aldığı oylar ve kazandığı belediyelerin sayısal büyüklüğünün çok ötesine geçtiğine işaret etmektedir. Bu da kuşkusuz partiye önemli bir etki alanı yaratacaktır. Bu durum, akılcı bir strateji ile iyi değerlendirilirse bir sonraki genel seçimlerde partinin daha başarılı bir sonuç almasına katkı sağlayabilir.

  1. Seçmenlerin Oy Verme Davranışlarını Etkileyen Bazı Unsurlara Yönelik Gözlemler
  • İç Göçler

Yaşam maliyeti, işsizlik ve gelir dağılımı gibi unsurların etkili olduğu iç göçler seçmen davranışları üzerinde etkili olmaktadır. Net iç göçlerin negatif olması, bir başka deyişle, bir ilden diğer illere net göç verilmesi durumunda seçmenlerin muhalefete, tersi durumda ise iktidar partilerine yönelmesi beklenir. Seçim sonuçları önemli ölçüde bu beklenti doğrultusunda tecelli etmiştir. İktidar grubunun kazandığı belediyelerin kapsadığı bölge daha çok net göç alan illerden oluşurken, CHP ve HDP belediyelerinin oluşturduğu bölge büyük ölçüde net göç veren illerden oluşmaktadır.

  • İşsizlik Oranları

İşsizlik oranları da seçmen davranışlarını önemli derecede etkileyen unsurlardan biri olarak göze çarpmaktadır. Hatırlatmak isterim ki Ocak 2019 ayında işsiz sayıları dar anlamda 4.7 milyon kişi, geniş anlamda 7.1 milyon kişi olarak gerçekleşmiştir. Böylece, işsizlik oranı dar anlamda yüzde 14.7, geniş anlamda ise yüzde 20.9 düzeyine ulaşmıştır. Tarım dışı işsizlik oranı yüzde 16.8, genç işsizlik oranı da yüzde 26.7 olmuştur. Bunlar gerçekten acil tedbir alınmasını gerektiren yüksek rakamlardır. Şubat ayı işsizlik sigortası ödemelerinde gözlenen yüzde 55 civarındaki artış da işsizliğin artış eğilimini sürdürdüğüne işaret etmektedir. İstihdam ve demografik yapıya bağlı olarak yüksek işsizlik oranlarının seçmen davranışlarını muhalefet lehine ve iktidar aleyhine etkilediğini söylemek abartılı olmaz.

  • Kişi Başına Milli Gelir

Kişi başına milli gelir açısından CHP, geliri nispeten yüksek illerden oy almışken, AKP CHP’yi izlemiştir. CHP, Türkiye ortalaması üzerinde kişi başına geliri olan 8 büyükşehir belediyesini (İstanbul, Tekirdağ, İzmir, Eskişehir, Bilecik, Bolu, Ankara, Yalova) kazanmıştır. AKP ise Türkiye ortalaması üzerinde kişi başına milli geliri olan Bursa ve Kocaeli belediye başkanlıklarını almıştır. MHP ve HDP belediyeleri ise nispeten gelir düzeyi düşük illeri kapsamaktadır.

  • Sanayinin Dışa Açıklığı

Gerçekleştirilen ihracatın il sanayi katma değerine oranı olarak tanımlanabilecek sanayi dışa açıklığının büyüklüğü kur şoklarının yaşandığı ekonomik kriz dönemlerinde ihracat artışı yoluyla krizden daha az etkilenmeyi sağlayabilmekte, hatta krizi fırsata çevirme olanağı bile yaratabilmektedir.

İstanbul dışındaki CHP belediyelerinin kapsadığı metropol illerin daha çok iç pazara yönelik üretim yapan bir sanayi yapısına sahip olmalarına karşılık, AKP ve MHP’nin kazandığı metropoller nispeten dış pazara dönük bir üretim yapısı sergilemektedir.

İstanbul dışındaki CHP belediyelerinin son ekonomik krizden nispeten daha olumsuz etkilendikleri, AKP ve MHP’nin kazandığı belediyelerin ise daha az olumsuz etkilendikleri ve kur avantajına bağlı olarak ihracat artışı da sağladıkları söylenebilir. Doğaldır ki bu durum seçmen davranışlarına yansımıştır.

İstanbul’a gelince, sanayi dışa açıklık oranı yaklaşık yüzde 113’dür. Bu, Türkiye’deki en yüksek orandır. Seçimi ise, az farkla bile olsa, CHP adayı kazanmıştır. Ancak İstanbul seçiminin sonucunu etkileyen çok sayıda unsur olmuştur. Özellikle Ekrem İmamoğlu’nun duruşu ve benimsediği üslubun çok etkili olduğunu söylemek abartılı olmaz.

Sonuç olarak 31 Mart 2019 yerel yönetim seçimleri sonunda ortaya çıkan tablonun ekonomik ve sosyal parametreler bağlamında analizi ilginç sonuçlar vermektedir. Siyasi partilerimizin boş sloganları bir tarafa bırakıp bunlar üzerine odaklanarak stratejilerini gözden geçirmeleri kendi yararlarına olacaktır.

mm

Dr. Ali Tigrel

Devlet Planlama Teşkilatı Eski Müsteşarı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!