ZARRAB'DAN SONRA TÜRKİYE VE AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ - Halimiz
VATAN SEVGİSİ ÜZERİNE…
30 Kasım 2017

Türk-Amerikan ilişkileri, onlarca yıldır savunma ortaklığı yapan, her ne şekilde olursa olsun uluslararası terörizmle savaşmaya yemin etmiş ve Orta Doğu’da düzeni sağlamak için uğraş veren iki ülkeye yakışmayacak derecede gerilmiş durumda.

Okuyucuların çoğunun, hem yeni yaşananlardan hem de son senelerde yaşanan ve bu gerilimin artmasına sebep olan olaylardan, her iki tarafın siyasetçi ve uzmanlarının kendilerini haklı çıkarmak için yaptığı pek de dostane olmayan açıklamalardan haberi vardır. Bu olaylar ve onların anlamları bu yazının konusu olmayacak, ben “boşanma” konusu dile getirilmeye başlanan şu süreçte, A.B.D, Türkiye ve NATO için nasıl bir çözüm, bir çıkış noktası bulunabilir, onu anlatmaya çalışacağım.

Evlilik, iş ortaklığı ya da finansal partnerlik tarzı bir beraberlik söz konusu olduğunda, iki tarafın tamamen kopması kendileri, aileleri ve tanıdıkları açısından en uygun yöntem olabilir. Fakat “kendi yoluna gitmek” Amerika ve Türkiye için gerçekçi bir seçenek değil. Her iki taraf da düzenli iletişim ve işbirliğinden yarar sağlamaktalar ve bu kesilirse her ikisi de ulusal güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya kalır. Ayrıca pek çok yerden yükselen milliyetçi seslere rağmen, dünya küresel bir yer ve gittikçe daha da küreselleşecek.

İki partner beraber yaşadıkları evden çıkıp gidebilirler ama Türkiye ve Amerika aynı küresel köyde yaşıyor. İlk önce bu önerme üzerinden hareket etmeliyiz. Başta internet ve sosyal medya ile olmak üzere; her gün daha da hızlı bir şekilde birbirine bağlanan bu dünyada, bir ülke ile tüm bağları kopartmak, o ülke ile ilişkilerin bitmesi anlamına gelmez. Bu hareketin sonucunda o güne kadar direkt sağlanan iletişim artık dolaylı yollardan sağlanmaya başlar. Köyde yaşayan iki kişi her ne kadar birbirleriyle direkt olarak konuşmayı reddetselerde, iletişimleri; ister istemez köydeki diğer kişilerle kurdukları ilişkiler üzerinden dolaylı olarak devam etmek zorundadır. Üstelik bu durum yanlış anlaşılmalara çok daha açık olacaktır.

Yukarıdaki önerme üzerinden düşünürsek eğer, dolaylı kurulan ilişkinin direkt ilişkiden daha sağlıklı olduğu söylenebilir mi? Kendimize şunu sormalıyız; İki NATO müttefikinin resmi ilişkilerini sona erdirmesi, Amerika ve Türkiye’nin çıkarına olur mu? ( Burada tabii Türkiye’nin NATO’dan çıkmasından bahsediyorum, A.B.D’nin çıkması zaten NATO ittifakının sonu olur.) Bu durumdan ne gibi bir kazanç sağlanabilir?

Türkiye’nin çıkması ile belki NATO daimi temsilcileri toplantıları ( NATO Büyükelçileri) daha az tartışmalı geçmeye başlar ama Türkiye’nin bu tartışmalardan eksik kalması gerçekten A.B.D ve diğer müttefiklerin yararına mı olur? 1990’dan sonra NATO’ya katılan diğer üyeler gibi, Türkiye’nin tarihi, kültürü ve coğrafyası ile harmanlanmış kendine özgü bakış açısı, tartışmalara, üye ülkelerin ve milletlerin güvenliği açısından çok fazla katkı sağlıyor.

Kişisel ve sosyal durumlarda da, farklı geçmişlerden gelenlere ve farklı bakış açıklarına açık olmak sorunlar karşısında daha derin bir anlayış ve hazırlık kazandırır. Benzeri bir şekilde, eğer Türkiye’nin kendine özgü sesini ve bakış açısını kaybederse NATO da bir şeyler yitirmiş olur. Bu durumda sorulması gereken soru şu tabii: Bu eksiklik, ittifak içindeki gerilimin azalmasından daha mı mühimdir? Bundan emin olamayız ama Türkiye’nin, Amerika ve diğer NATO üyeleri ile yaşadığı gerginlikler azalmadıkça, Türkiye’nin NATO’dan çıkmasını isteyen sesler daha fazla duyulacak.

Türkiye tarafından baktığımızda, NATO’dan çıkmanın kendileri açısından tek faydasının, artık NATO ve Amerika ne der diye düşünmek zorunda kalmadan istediği şekilde hareket edebilmek olacağını görüyoruz. Peki bu bir ülke için faydalı mıdır? Köyde yaşayan herkesin, sözleri ve davranışlarının köydeki diğer kişilerin üzerinde yapacağı etkiyi göz önüne alması kendisi için de yararlı değil midir? Hepimiz, siyaset, iş ya da kişisel ilişkilerimizde; bir karar almadan önce, dostlarımıza, tanıdıklarımıza danışmanın faydalarını görmüyor muyuz?

Son noktada, Türkiye’nin izleyeceği yola karar verecek olan Türk liderleridir, Türk vatandaşlarını korumak ve kollamak onların görevidir. Lâkin diğer ülkelerle, özelliklede çok eski müttefiği olan ve kendisine karşı hiçbir kötü niyeti olmayan ülkelerle konsültasyonu kesmenin sonucunda ortaya çıkacak sonuçların yıkıcı olması çok muhtemeldir. Siz ve milletiniz için başarı ve güvenlik isteyen bir ortak ile işbirliğini kesmek çok ciddi bir hata olacaktır. Hepimiz yakınlarımız ve dostlarımıza danışmadan, aceleyle alınan kararların ciddi hatalara sebep verebileceğini biliriz.

Türkiye için aynı zamanda komşular sorunu da var. Köy metaforunu genişletirsek eğer, Türkiye, içindeki bazı evlerde aile içi şiddet yaşanan bir mahallede yaşıyor ve bu durum Türkiye’yi etkiliyor ve etkilemeye devam edebilir.

Suriye ve Irak’tan akın akın gelen mülteciler, ülkenin içerisinde bomba patlatan radikaller ya da ülke üzerinden geçit yapan teröristler; konu her ne olursa olsun, Türkiye’nin bu sorunlarla Amerika ve NATO’nun desteği olmadan karşı karşıya kalması durumunda, daha güçsüz olacaktır.

İttifak devletlerinin Türkiye’ye sağladığı askeri destek, istihbarat ve polis işbirliği ve diplomatik destek Türk milletinin güvenliği açısından son derece kıymetlidir ve Türkiye Kuzey Atlantik Paktından ayrılırsa eğer bu büyük desteği yitirir.

Peki nasıl ilerlemek gerekiyor? İlk önce hem Türkiye hem de Amerika’nın liderleri karşı tarafın kendilerine yaptığı büyük katkıların farkında olduğunu anlayıp, olumlu bir ilişki kurma konusunda istekli davranmalıdır. Kelimenin temel anlamı ile her iki ülkenin de birbirine “ihtiyacı yoktur”, ikisi de bir diğeri olmadan ayakta durabilir.

Fakat bu ilişkiden doğan ortak kazanımlar o kadar fazla ki, bu işbirliğini çok çekici hatta “gerekli” kılıyor. Olumlu ilişkilerden doğacak faydalar anlayışı en tepeden başlamalı ve iki ülke lideri de bunun aksi yönünde açıklamalar yapmamalıdır. İkinci olarak da asayiş, terörizm, ekonomik büyüme ve gelişme benzeri konularda işbirliği güçlendirilmeli ve bu konu ile ilgili çalışmalar, politikalar yapılmalıdır.

İki taraf birbirini daha yakından tanıdıkça, birbirine daha fazla kıymet verecektir. Gerek güvenlik gerek başka konular olsun, taraflar arasında gerçekleşen resmi görüşmeler kamuya açıklanırken, tamamen doğru ifadeler kullanılmalı, pozitif ve karşılıklı saygı esasına dayanan bir dil kullanılmalıdır. İki taraf da diğerinin bakış açısına saygılı olmalı ve diğerinden bahsederken saygısızlık yapmamalıdır.

Üçüncü bir nokta da şudur; karşı tarafı sıkıştırmak için üçüncü ülkeler kullanılmamalıdır. Türkiye Ve Amerika Birleşik Devletleri, NATO üyeleridir ve birbirleri ile doğrudan çalışmalıdır, karşı tarafı korkutmak, sinirlerini bozmak için üçüncü ülkeleri devreye sokmak durumu daha da güçleştirecektir. NATO ailesinin üyeleri kendi evlerindeki düzenden meshuldür, evin içine aile dışı kişileri sokmaya çalışmak ancak ailenin huzurunu bozacaktır.

Özetlersek eğer; geçmiş geçmişte kalmıştır, yapılmış ve söylenmiş olan şeyleri artık değiştirmek mümkün değildir. Fakat eğer her iki taraf da sağlanacak olumlu ilişkilerin kendilerine edeceği faydaları fark eder, her ikisi de diğer ülkenin iç işlerinin onların kendi hukuk ve geleneklerinin alanı olduğunu anlar ve üçüncü ülkeleri işin içerisine sokmadan karşılıklı saygı çerçevesinde davranırlarsa işte o zaman Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri ilişkilerini, 60 senelik müttefiklere yakışır bir noktaya taşıyabilirler. Son olarak, Winston Churchil’e atfedilen, müttefiklik ile ilgili bir alıntı paylaşmak istiyorum: Sıkıntılar baş gösterdiğinde müttefiklerinizle yaşadığınız sorunlardan daha kötü tek bir şey vardır; müttefiğinizin olmaması.

Çeviren: Deniz Yurdakul 

mm

Edward Stafford

Edward G. Stafford is a retired career Foreign Service Officer. He most recently served as Political-Military Affairs Counselor at the U.S. Embassy in Ankara (2011-2014) and as adjunct professor of Civ-Mil Affairs at the Inter-American Defense College in Washington, DC (2014-2016). Mr. Stafford has a B.A. from the University of Pennsylvania, a post-Graduate Diploma in International Security Studies from the Romanian National Defense College, and a Master of Science in Strategic Intelligence from the U.S. National Defense Intelligence College (now NIU). In order of ability, Mr. Stafford’s foreign languages are Spanish, French, Romanian, Portuguese, and Turkish.

1 Comment

  1. kemal gülseren dedi ki:

    gerçekçi bir yazı .. birçok yönü ile onaylıyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!