YELKENLİDE FELSEFE - Halimiz
HERKES MÜKEMMEL Mİ OLMALI?
9 Ağustos 2018
AMA ARKADAŞLAR İYİDİR
9 Ağustos 2018

Fotoğraf: Ayşegül Torun Küçükgöçmen

Malumunuz geçen hafta ilk defa bir küçük ara verdik. Daha önce de çok seyahatlerim olmuştu ve yayınımıza hiç yansımamıştı. Hatta yirmi yılı geçen meslek hayatımda ilk defa böyle birşey yaptım. Bizim literatürde ‘deadline’ dediğimiz zaman sınırını ilk defa tuttur(a)madım. Bende ilk defa böylesi farklı bir es alma ihtiyacı doğdu. 24 Haziran seçimlerinden sonra sanki herşey normal seyrinde gidiyormuş gibi yapmaktan yoruluverdim. Yeni Anayasanın, yeni devlet düzeninin neyi tam anlamıyla hedeflediğini anlamaya çalışmaktan; siyasetin yapıcılıktan uzak olmasından, bizleri bu kadar kaygılandırmasından, bölmesinden, ayrıştırmasından, yormasından, bitkin düştüm. Ana muhalefet partisinin sandık skoru bir yana, kendi iç çelişki ve çekişmelerinden sıkıldım. Ekonominin halinden duyduğum kaygı herhalde öyle bir boyuta ulaştı ki benim bana yabancılaştığım bir genişliğe geçiş yaptım. Medyanın ise ezici çoğunlukta propaganda yayıncılığına demirlemesinden duyduğum rahatsızlık, cidden derin boyutlarda. Hele hele giderek kabalaşan, nezaketsizleşen, şefkatsizleşen, vicdansızlaşan toplum dilimizden öyle bunaldım ki, o hissi ifadeye kelimem yok. Bedenimden gelen sinyaller ise bana kalsın amma ve lakin içim bunaldı, bir soluk almanın hepimize şifa olacağını umarak bir ara verelim dedim. Kendimi de akışa teslim edince, düşünsem aklıma gelmeyecek bir güzelliğe sürükleniverdim. Mayorka’da, Kral Kupasında, yelkenli yarışmasına katıldım. Kaptanımızın ifadesine göre Türkiye’den bu yarışmaya daha önce katılan yarışmacı olsa da, ilk defa Türk bayrağı ile katılan bir yelkenli oldu. Bu da yarıştığımız yelkenlinin Türkiye’den İspanya’nın Balearic Adalarına kadar gelmesi ve dönmesi anlamına geliyor ki… Bu transferi yapanlara ayrıca saygı duydum. Takımın üyeleri derece için yarışmadıklarından da benim gibi konuya yabancı bir elementi 🙂 aralarına aldılar. Onlara da ayrıca teşekkür ederim. Bu tecrübenin bana bu kadar iyi geleceğini kırk yıl düşünsem, bilemezdim…

Her yazı yazanın bildiği bir kural vardır. Ki ben arada küçük yazı çalıştayları verdiğimde bunun altını özellikle çizerim. Derim ki, yazıya başlamadan ne diyeceğinizi, nasıl diyeceğinizi bilin. Zihninizde veya bir kağıt üzerinde, bir çerçeve çıkarın. Mesajınızı, netleştirin. Bu mesajı destekleyeceğiniz bilgi/bulguları iyi çalışın. Ve hangi ruh halinde olursanız olun yazı için ayırdığınız vakitte, mutlaka yazın. Ve hatta kendinizi tatmin etmeyen yazılarınızdan da demoralize olmamayı kendinize ilke edinerek yazmaya devam edin. Onlar sizi elbet varmak istediğiniz noktaya ulaştıracaklardır. Ve hatta hatta gerçek anlamda odaklanmayı başarabilmeniz için bu başarısız gördüğünüz yazılarınızın kıymetini ayrıca bilin. Onlardan daha iyi eğitmeniniz olmayacaktır… Yelkenlideki durum tam da buydu. Hedef, yarışta derece yapmak olmayınca tecrübenin anlamı ön plana çıktı. Ve bir de herkesin kendiyle ve etrafındaki dünyayla iletişimi belirginleşti. Hangi taraftan bakarsanız, hiç hafife alınmayacak bir tecrübe oldu.  Öyle denizin üzerinde yelkenleri açmış gidiyorlar diye seyrederken herşey ne kadar da kolay gözüküyor değil mi ama yelkenin üzerinde var olan herkesin ne kadar büyük bir kondisyon sergilediğini ve aslında ne kadar tehlikeli de bir spor yaptıklarını sanırım söylememe gerek yok. Ben geç uyandım, o ayrı… Ama şu da var. Kendimi temkinli ve risksiz götürmek istediğim aşikar olduğundan, kaptanımız kendimi rahat hissetmeyeceğim hiç bir işi bana yaptırmadı. Ben de trapeze çıktığım anlarda kendimle kalıp, diğer yelkenlileri seyre dalıp, bolca düşünmeye vakit buldum. Minnet doluyum… Ki yola çıkarken içimi bunaltan herşeyle yeni bir kontrat yapmaya karar verdim, gülmeyin…

Fotoğraf: Ayşegül Torun Küçükgöçmen

Bendeki bu iç yolculuğu yeni değil; meslekteki tam zamanlı işten istifa edeli neredeyse dört yıl oluyor. Gidişatın huzursuzluğu ise aldığımız nefesin her anını bağlıyor. Ama anlaşılan son bir takıntıyı daha bırakmanın zamanı gelmiş. Boşvermekten, kayıtsızlaşmaktan, umursamaz olmaktan bahsetmiyorum. Bahsettiğim, kendi adımıza odaklandığımız konularda daha seçici olmak; ve değiştiremeyeceğimiz şeylerin gerçekten farkına varmak… Düşünsenize, altı gün süren yarış boyunca bir gün hariç günde iki defa göreceli olarak kısa mesafeli turlarda belirlenen şamandıralara gittik, etrafından döndük ve en nihayetinde çıktığımız limana geri döndük. Bir yere varmıyorsan, bir şey elde etmiyorsan, ne diye çıkıyorsun denize… canını bile riske atıyorsun, yükseliyorsun, kızıyorsun, seviniyorsun, nedir yani olan!

Cevabı, izinli olduğum günde Modern Sanatlar Müzesinde karşıma çıktı. Yukarıda gördüğünüz fotoğraf, serginin ilk salonu. Sol üst köşede bir insan maketi yukardan iple sallanmış. Ölüm… Ortada gördüğünüz merdivenin önünde duran kadın elbisesini sergileyen heykelde ise insan bedenine dair hiç bir uzvu yok. Başı yok, kolu yok, bacakları yok vs… Ve önündeki merdiven de dokuz basamaklı, son basamağa vardığında da bir yere varmıyor. Ömür… Arka duvarda gördüğünüz mavinin tonlarından yapılmış resim ise sanki fokurdayan bir sıvının halini yansıtıyor. Görmediğiniz ise hemen sağ tarafında aynı boyutta, aynı motiften ama kırmızı ve siyahın tonları ile yapılmış resim. Bitişik duvarında da üç panelden oluşan bir büfenin alt dolap kapaklarının adeta harla yanan ateşi ve üzerlerine konan üç ayrı kütüğü sergilediği mobilya. İyi ve kötü; doğru ve yanlış; cennet ile cehennem… Doğduğumuz anda yaşam süremiz geri sayıma başlıyor. Son nefesi verme vakti geldiğinde de ölüyoruz. Bir yere varıyor muyuz! Kime göre, neye göre, nereye varıyoruz?!…

Fotoğraf: Ayşegül Torun Küçükgöçmen

Yazı yazarken, yelkenlide yarışırken işte hep bu aynı denklem var karşımızda. Kendimizin, kendimizle olan hikayesi. Etrafımız ne kadar kalabalık veya tenha olursa olsun, taşıdığımız ömrün süresi dolduğunda kendi başımıza ayrılacağız bu dünyadan. Ortada aslında kimseye karşı yapılan bir yarış yok, kendimiz dışında… Nefesin kıymetinin farkına vardığımız andan sonra – ki söylemesi kolay, gerisi zor gelen bir olgu – ömrü, değiştiremeyeceğimiz şeyler için üzülerek, kaygılanarak, kendi huzurumuzdan olarak, dengemizi şaşarak geçirmenin hiçbir anlamı yok. Ne yapıyorsanız kendinize! Bizim teknede hayranlıkla izlediğim ‘piyanocumuz’ bunun en güzel örneğiydi. Zihnini yaptığı işe odaklayıp, istemediği bir sonuç karşısında neyin ters gittiğini anlamak için yine bu odakta sorularını sorarak gitmeyeni anlamayı öncelik bildi… Ömrü de  işte tam da böyle konu odaklı ve yapıcı amaçla kendimizi daha ileri götürmek için eskitmeliyiz. Bu nefes öyle kıymetli ki değiştiremeyeceğimiz şeyler için hayıflanarak, kaygılanarak, şikayet ederek geçirmek akıl karı değil. Apolitik olmayı da telkin etmiyorum. Verdiğim karar bu değil. İnsanoğlunun ruh hali, iner de çıkar da. Buna da çok takılmayın, ben takılmıyorum en azından. Ama hızla dengeye gelmek gerekli. Evrenin sunduğu hediyelerin farkına varıp, şükretmek şart. Ve kendinizi kendinizle olabildiğiniz en iyi hale taşımak için size yakışan ne varsa onu yapmak için yapabileceğinizin en iyisi çabayı göstermek elzem olan. İyilik ve kötülük; doğru ve yanlış giderek muallaklaşmaya başlıyor gibi olsa da aslında herkesin kalbinde bu ayrışımı isabetli yaptığı kanaatindeyim. Biri olmadan diğerinin kıymetini de anlamayacağımız için ikisini de tabiat kanunu olarak kabul ediyoruz. Dilerim seçiminiz ve yolunuz iyiden, doğrudan yana olsun; ömrünüz, bu yolda değiştirebilecekleriniz için emek sarf etmekle su gibi aksın… Fiziksel varlığımızdan hiçbir şeyler kalmadığı vakit bile geriye güzel bir enerji, bir sevgi esintisi kalıversin…

Fotoğraf: Ayşegül Torun Küçükgöçmen

mm

Tülin Daloğlu

Publisher / Yayıncı - tulin.daloglu@halimiz.com Bu sitenin yayıncısı ve baş editörüyüm. Gazetecilik mesleğimde yirmi yılı geride bıraktım. Başta Türk medyası olmak üzere, Amerika, İngiltere ve İsrail medyalarında yazılarım yayınlandı. Ankara, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezunum. Üzerine aynı bölümde master çalışmam var … Ve Washington, D.C., Amerikan Üniversitesi'nde medya hukuku üzerine ikinci lisans üstü çalışmamı tamamladım. Şimdi, bu yeni mecrada huzurlarınıza çıkıyorum … yazarak, konuşarak, bilgi odaklı yürüyerek var olmaya kıymet verenlerdenim…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!