YALNIZLIK, DEĞİŞİM VE YÜZÜNCÜ MAYMUN ÜZERİNE BİR DENEME - Halimiz
2018 YILINDA EKONOMİ NASIL GÖZÜKÜYOR?
7 Haziran 2018
YAŞA FENERBAHÇE
7 Haziran 2018

Yalnızlığım,

yaşamak zorunda olduğum beraberliğimsin.

Yalnızlığım kanımsın canımsın

Sen benim çaresizliğimsin

 

Yalnızlığım

Bugünüm yarınım

Sen benim hüzünlerimsin

Yalnızlığım

Tek bilebildiğim sen benim

Vazgeçilmezimsin

 

Vedat Sakman’a ait bu şarkı sözleri… İlk duyduğum andan beri beynimde milyonlarca kez dönen bu şarkının sözleri, yalnızlığı benim gözümde yüceltmiş ve bir kadermiş gibi yaşamama sebep olmuştu.

Şu an yalnızlığı bırakmaktansa ilişkiyi bırakmayı yeğlemeyen, başka bir ben görüyor yalnızlık kavramının bana ettiği oyunu.

Yalnızlık illüzyonu, yalnızlığın kendisinden kat kat büyükmüş. Tıpkı gün doğumu ve gün batımlarında düşen yatay, uzun gölgeler gibi…

Bir kaç tane sıra dışı bekar kadın arkadaşım var ki çok çekici, zeki, başarılı, eğlenceli, enfes kadınlar… Bazısı evlenmiş boşanmış, bazısı evliliğin köşesinden dönmüş, bazısı evliliğin yakınından bile geçmemiş. Bu birbirinden özel kadınların en ortak özellikleri sosyallikleri ve yalnızlıkları.  Yalnız hissettikleri için mi bu kadar sosyaller, fazla sosyalleşmeden kaynaklanan sığ sohbetler kesmediği için bilmiyorum…

Bildiğim şu ki bekarlar evlilere, evliler bekarlara özeniyor. Sanki herkes kendi seçtiği bir hayatı yaşamıyormuş gibi. Sanki iki durum birbiriyle gerçek anlamda kıyaslanabilirmiş gibi.

Elbette ilişkilerin de artısı eksisi var, ilişkisizliğin de. Bekarlık genel anlamda sorumluluklar açısından rahat bir durum ama tek başına kendine yetemiyorsa insan işte  o zaman sıkıntı. İlişkilerden keyif aldığı halde bir takım şanssız tercihlerden ötürü tek başına olduğunu düşünen arkadaşlarım var. İşin doğrusunu eğrisini ben bilemem, beyan esastır bu tür durumlarda. Herkes kendini daha iyi bilir.

Ben bazı arkadaşlarımı, yalnızlık illüzyonuna sarılmış olağan üstü ruhlar olarak görüyorum. Bazı insanlar ilişki insanı değil, bu çok net. Bireysellik ile ilişki her zaman yan yana, iç içe, kol kola kavramlar olmayabiliyor. Bir ilişkide bireyselliği sürdürebilenler şanslı ve akıllı azınlık.

Ben geçmişte sahici bir ilişki  istediğimi söyleyip ikide bir olmaz ilişkilere sokuyordum kendimi. Ama bu rutini çok geç fark ettim.

Fark etmek çok güçlü bir dönüştürücüydü. Gerçekten fark ettiğinizde, yani kafanıza dank ettiğinde değişim başlıyor.

Değişim demişken, daha iki-üç hafta öncesine kadar geleneklerin sorgulandığı, yönetimlerin sorgulanabildiği günlere uyanmak düş gibi geliyordu… Bu düşü gerçek kıldığı için Ali Koç bir kahraman gibi karşılandı. Darısı diğer kökleşmiş, despot, gelişime ve eleştiriye kapalı yapıların başına…

Değişim demişken, değişim aslında sadece bir soru ile başlıyor.  Kendine sorduğun bu soru senin fark etmeni sağlıyor ama sen bu soruyu sormamak için bin bir taklalar atan zihninin oyununa gelerek, inatla ve ısrarla gerçek soruyu sormuyorsun. Bırak başkalarına sormayı, soruyu kendine dahi sormuyorsun. Kim olduğunu hala, bu yaşta bilmiyorsun.

Değişim korkutur. Bilinmez insanı tedirgin eder kabul ama  bilinmezin sunduğu umut harekete geçmek için yeter de artar bile.

Düşüncelerini değiştirmeyenler yalnızca deliler ve ölülerdir demiş T. Lowell. Teknolojinin hızla ilerlediği, iş yapma şeklinin, okulların yapısının, düşünme biçimlerini yeniden tanımlandığı çağda, çağdışı eğitim metotları, siyaset anlayışı ve tartışma üsluplarını artık istemiyoruz. Bu çok net. Geçmişe özlem duyan değil, gelecek vaat eden siyasetçiler istiyoruz. Bölen değil birleştiren, kavga eden değil barışan siyasetçileri özlüyoruz.

Şimdi bir minik değişim oldu diye herkesin kalpler pır pır, heyecan dorukta. Umuda uyandığımız bir günün akşamında istemeden 100. Maymum fenomenini düşünüyorum:

1950’li yıllarda Pasifik Okyanusu’nda irili ufaklı birçok adada yaşayan Macaca Fuscata türü Japon maymunlarının doğal ortamları içindeki davranışlarını yıllarca gözlemleyen bilim adamları, 1952’de Koshima Adası’nda maymunların beslenmesi için kumların içine tatlı patates bırakırlar. Bu adanın maymunları da tatlı patatesin tadından hoşlanırmış ama  yiyeceklerinin kumlu olması hiç de hoşlarına gitmezmiş. Yine de karınlarını doyurmak için kumlu da olsa tatlı patatesleri yemeye devam etmişler.

Bir gün, on sekiz aylık İmo isimli dişi maymun bu soruna bir çözüm bulmuş. İmo, tatlı patatesleri en yakın su birikintisinde yıkayarak yemeyi akıl etmiş.  Bu buluşunu etrafındakilerde öğretmiş. Bu yeni davranış biçimi bilim insanlarının gözleri önünde, yavaş yavaş maymunlar arasinda yayılmış.  Bu daha sağlıklı ve zevkli yeni davranış biçimini,  çocuklarını taklit ederek onlardan yeni bir şey öğrenen yetişkin maymunlar da kazanmış. Bir sabah, gün doğarken yüzüncü maymun da patateslerini yıkayanlar arasına katılmış. İşte o an her şey değişmiş. Aynı günün akşamı, adadaki hemen hemen tüm maymunlar, patateslerini yemeden önce yıkamaya başlamış. Yüzüncü maymunun ilave enerjisi her nedense bir kıvılcım yaratmış!  Bilim insanlarını şaşırtan asıl sürpriz, bu adayla doğrudan bir ilişkileri olmadığı halde, diğer adalardaki maymun kolonilerinin de aynı anda patateslerini yıkamaya başlamaları olmuş. “Yüzüncü Maymun Fenomeni” denilen bu deney, daha sonra Duke Üniversitesi’nden Doktor J.B. Rhine tarafından değişik şekillerde tekrarlanmış. Sonuç her seferinde aynı çıkmış. Bu deneyde bilim adamlarının şu sonucu çıkartmış; yeni bir düşünce ya da davranış biçimi toplumda sadece belirli fertler tarafından biliniyorsa, bu yenilik sadece o kişilere ait bir şey oluyor. Ama bilenlerin sayısı belli bir kritik noktaya ulaştığı an, sadece yeni bir ferdin daha yeni davranış biçimini benimsemesi, duygusal arka planda kitle bilincinin aşama geçirmesine yol açıyor. Yeni davranış biçimi, birdenbire herkes tarafından düşünülmeye başlanıyor.

Umarım kritik noktaya ulaşmışızdır diyerek Melike Demirağ’ın seslendirdiği müthiş arkadaş şarkısının sözleri ile bitiriyorum yazımı.

Bir kıvılcım düşer önce. Büyür yavaş yavaş. Bir bakarsın volkan olmuş. Yanmışsın arkadaş.

mm

Ayse Musal Çıpa

Ankara’da doğdum ve büyüdüm. TED Ankara Koleji mezunuyum, Bilkent’te Turizm ve Otel İşletmeciliği okudum. Bir kaç sene mesleğimi yaptıktan sonra İstanbul’a taşındım ve reklam sektörüne geçtim. Şehir ve mesleği aynı anda değiştirmek benim için köklü bir değişimdi. 17 sene aralıksız profesyonel hayatıma devam ettikten sonra 2011 senesinde yine bir radikal değişiklik yapıp işten ayrıldım, bir şirkete ortak oldum, evlendim ve 2012’de doğum yaptım. 2015’den beri STK’larda çalışmaktayım. Başka Bir Okul Mümkün Derneği Temsilciler Meclisindeyim. Yenidenbiz’i destekliyorum. Kolektif işlere inanıyorum. Only one team ile bir kolektif kitap yazıp, bir installation sergisi açtık, Online radyo kurduk ve online şiir gecesi yaptık. Farkındalık, reiki, meditasyon, şiddetsiz iletişim, yoga vb . eğitimlere katıldım. Farkındalık üzerine atölyeler düzenliyorum. Yazıyorum, konuşuyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!