Şimdi’den Kaçış

Anda olmak, şimdiyi yaşamak, günü yakalamak, hep işitip, nadiren duyduğumuz sözler. Şimdide olmanın bize ne faydası var biliyor musunuz? Şöyle anlatayım, eğer bir odada tek başınıza oturmak, sahilde yürüyüş yapmak veya bir arkadaşınızı dinlemek durumlarında mevcut olamıyorsanız yani anda olamıyorsanız, işler kötüye gittiğinde veya zor insanlarla karşılaştığınızda veya afet/savaş gibi durumlarda kesinlikle bilinçli kalamayacaksınız demektir.

Kişinin anda olmasının giderek zorlaştığı çağımızda, anda olmamak için elimizden geleni ardımıza koymuyoruz. Kafamızın içi yapılması gerekenler listesi, haberler, etkinlikler, reklamlar, sosyal medya, iş ve duygularla dopdolu. Bunlardan kurtulmayı düşünmeyi bırakın, bunları kafamızın içinde düzenlemeye bile vaktimiz yok. Hızlı yaşıyor, yavaş ölüyoruz.

Kafamın içindeki dünya dışardakinden çok daha ilginç, gelsene? Bunu karşınıza geçip de biri söylediğinde ruh hastası olduğunu düşünürüz değil mi?

Erasmus’un Deliliğe Övgüsünü hala okumayan varsa bu yazıyı bir kenara bırakıp hemen gidip kitabı alsın çünkü Erasmus içinde bulunduğumuz deliliği normalleştirmemizi anlatıyor.

Carl Jung kitaplarından birinde bir Kızılderili şefle yaptığı konuşmayı anlatır. Kızılderili şefe göre beyaz adamın yüzü gergin, bakışları sabit ve davranışları kaba sabadır. Şef der ki “onlar devamlı bir şey arıyorlar, ne arıyorlar? Beyazlar daima bir şey istiyorlar. Onlar hep huzursuz ve rahatsız. Biz onların ne istediklerini bilmiyoruz. Biz onların deli olduğunu düşünüyoruz.”

Sahi sürekli arayıp durduğumuz, bilmeye doyamadığımız gerçek ne?

Bir şeyi aklen kabul etmek sadece bir inançtır ve yaşamınız için büyük bir fark yaratmaz. Bilmek bir kaç seviyede meydana gelir. Birincisi entelekt seviyesi, yani akıl. Biri size ateş yakar derse ateşten uzak durursunuz ama yanmak ne demek bilmezsiniz. İkinci seviye duygu seviyesidir. Bir arkadaşınızın eli ateşte yanar. Onu acile götürürsünüz, yüzündeki acıyı hisseder, empati kurarsınız. Bir de bilginin kasa/bedene geçmesi, yani yaşanması vardır. Eliniz ateşe dokunur ve yanar. Acıyı tüm hücrelerinizde hissedersiniz. İşte bilmek budur.

Anda kalmak, kendini bilmeye giden ilk adımdır.

Zihnimizin şimdiden kaçmak için geliştirdiği bir çok strateji vardır. Birincisi nostalji. Geçmişe özlem duymak, eskiden insanların ne kadar dürüst olduğundan bahsetmek, eski müziklerin daha güzel olduğundan, eski başarılardan, eski ilişkilerden bahsetmek; eskiden iş yapma şeklinin daha profesyonel olduğunu söylemek, eski dostluklara özlem duymak… Ancak acıdır ki geçmiş şimdiden daha iyi değildir çünkü geçmiş geçip gitmiştir dolayısıyla artık yoktur. Geçmiş bir illüzyondur.

Bir diğer strateji gelecek kaygısı. Ülkenin durumu ne olacak, dolar fırlayacak mı, politik gerginlik artacak mı, dış borç kaça katlanacak? Çocuklarıma ne olacak, küresel ısınma yüzünden kıtalar su altında kalacak mı? Eğer… olursa ne olur? diye düşünmek. Böyle düşünüyorsanız bu durumla baş etmeniz mümkün değil, çünkü bu da mevcut değil. Bu zihinsel bir hayalet.

Bir diğer strateji yakınmaktır. Yakınmak olanı kabul etmemektir. Yakındığımız zaman kendimizi kurban konumuna sokarız. Ama açıkça, sakınmadan durumu tespit ettiğimizde anda ve kendi gücümüzde kalırız.

Bir diğer strateji beklemektir. Eylemsizlik. Bir sonraki tatili, işin bitmesini, emekliliği, çocukların büyümesini, okulun bitmesini, para kazanmayı, önemli olmayı, aydınlanmayı beklemek. İnsanlar yaşamlarını yaşamaya başlamayı bekleyerek tüketiyor! Beklemek bir zihin durumudur. Aslında şimdiyi yadsır ve geleceği yüceltir. Beklemek, insanın içinde iç çatışma yaratır. Şimdiki an ile gelecekte olmasını hayal ettiği an. Bu şimdiyi yitirmenize sebep olur.

Eğer şimdinizi katlanılmaz buluyorsanız ve mutlu değilseniz önünüzde üç seçenek var. Ya durumdan uzaklaşın, ya durumu değiştirin ya da tümüyle kabul edin. Bunu için bir niyet duası bile var. “Tanrım bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etme gücü, değiştirebileceğim şeyleri değiştirme cesareti ve bu ikisi arasındaki farkı anlayabilmek için akıl ver.”

 Zen üstatları tam mevcudiyet halini, düşünmekten özgür olma halini ya da ani bir iç görüyü tanımlamak için satori sözcüğünü kullanırlar. Benim ve sizin gibi bir çok insan zihnine öylesine hapsolmuştur ki uyandıklarında “ne güzel bir gün” derler ama bu mekanik bir zihinsel etiketlemeden öte bir şey ifade etmez. Doğanın güzelliğini fark etmek için orada mevcut olmak gerekir. Olanı görmek ve hissetmek için… Rüzgarı yüzümüzde hissetmek, ağacın dalındaki muhteşemliği gözlemlemek, kuşların cıvıltısını hayranlıkla dinlemek. Sadece bir an bile idrak etmek yeter satori için. Bu zihnin susması demekdir. Ancak zihin sessiz kaldığında mevcut olabilirsiniz.

İçimiz nasılsa dışarısı da öyledir. İçimizde kaos, bilinçsizlik ve çelişki sürerken dünyanın düzenli, duyarlı ve barışçıl bir yer olmasını bekleyemeyiz. Sürekli geçmişe veya geleceğe kaçarak yaşamayız. Şimdi’de olmak, kendi yaşamının sorumluluğunu almaktır. Bu yüzden anda mevcut olmalıyız.

About the Author

mm
Ayse Musal Çıpa
Ankara’da doğdum ve büyüdüm. TED Ankara Koleji mezunuyum, Bilkent’te Turizm ve Otel İşletmeciliği okudum. Bir kaç sene mesleğimi yaptıktan sonra İstanbul’a taşındım ve reklam sektörüne geçtim. Şehir ve mesleği aynı anda değiştirmek benim için köklü bir değişimdi. 17 sene aralıksız profesyonel hayatıma devam ettikten sonra 2011 senesinde yine bir radikal değişiklik yapıp işten ayrıldım, bir şirkete ortak oldum, evlendim ve 2012’de doğum yaptım. 2015’den beri STK’larda çalışmaktayım. Başka Bir Okul Mümkün Derneği Temsilciler Meclisindeyim. Yenidenbiz’i destekliyorum. Kolektif işlere inanıyorum. Only one team ile bir kolektif kitap yazıp, bir installation sergisi açtık, Online radyo kurduk ve online şiir gecesi yaptık. Farkındalık, reiki, meditasyon, şiddetsiz iletişim, yoga vb . eğitimlere katıldım. Farkındalık üzerine atölyeler düzenliyorum. Yazıyorum, konuşuyorum.

Be the first to comment on "Şimdi’den Kaçış"

Leave a comment

Your email address will not be published.


*


error: Web sayfasında yazılan yazıların telif hakkı web sayfasına aittir. Web sayfasında yazılan, yazıları kaynak göstermeden paylaşanlar ve kullananlar hakkında web sayfası tarafından gerek Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gerekse Basın Kanunu kapsamında tüm yasal haklarımız kullanılacaktır.