SEÇİMLERİN ARDINDAN DIŞ POLİTİKA... - Halimiz
NE YAPACAK?
5 Temmuz 2018
WE WAIT… WE WATCH… WE PRAY…
12 Temmuz 2018

24 Haziran geldi geçti. Her seçimi dış politikada bir kriz yaşayarak karşıladığımızdan, “Acaba bu defa ne olacak?” diye bekleyenler yanıldı. Geçmişe baktığımızda sorun beklentisinde olanlar belki de haklılardı.

2009 Yerel Seçimleri öncesi ‘One Minute’ olayı,

2010 Referandumu’ndan önce Mavi Marmara Krizi,

2011 Genel Seçimleri’nden önce Esad’ın Esed’e evrilmesi,

2015 Genel Seçimleri’nden önce Rusya ile başlayan sınır ihlali meselesi, ve seçim sonrası Rus uçağının düşürülmesi,

2016 Darbe girişimi ardından ABD ile yaşanan sorunlar, ardından idam meselesinin gündeme gelmesiyle AB ile ilişkilerin iyice gerilmesi,

2017’deki Referandum öncesi Almanya ve Hollanda ile yaşadığımız diplomatik kriz.

Sorun çıkarılmadan geçirilen tek seçim bu seçim gibi görünmekte. Üstelik seçimden sonraki dönem için Türk Dış Politikası için olumlu bir hava da hakim.

Çünkü “Menbiç sorunu çözüldü”,

“AB yıllardır taahhüt ettiği 3 Milyar Euro’yu ödeyecek”,

“OHAL kalkacak” gibi düşüncelere ve beklentilere hakimiz.

Ancak tüm bu gelişmeleri bir madalyon gibi görürsek, bir de onların diğer taraflarına bakmakta fayda var.

Fırat’ın doğusu hala Kürtlerin elinde ve orada ne olacağı konusunda emin değiliz. Amerika Menbiç hamlesi ile zaman kazanarak doğudaki Kürtleri güvence altına almış olabilir.

AB’nin ödeyeceği 3 Milyar Euro ‘proje bazlı’ olacak. AB Dönem Başkanı Türkiye karşıtı gibi gözüken Avusturya oldu, AB içindeki en büyük ortağımız İngiltere birlikten ayrılıyor ve İtalya’daki yeni hükümet Türkiye’ye karşı pek de sıcak değil (Berlusconi gideli yıllar oldu).

OHAL’in kalkacak olması dış dünyaya iyi bir mesaj olacak ama bakanlar kurulu yetkilerinin Cumhurbaşkanı’na geçmesi, Cumhurbaşkanı’nın istediği zaman OHAL ilan edebilecek duruma gelmesi gibi meseleler, AB gibi kurumlar tarafından hoş karşılanmayacak.

Kıbrıs ile ilgili bir şeyler olacak, ama ne olacağından kamuoyu habersiz.

Üstelik ‘insan hakları’ ve ‘demokrasi’ konusunda hükümetin nasıl adımlar atacağı da meçhul. Eski Erdoğan, her balkon konuşmasında “seçimin kaybedeni olmadığını” söyler, rakiplerinden helallik isterdi. Son balkon konuşmasının iyi okunmasında, CHP ve Amerika arasında kurduğu bağlantıya dikkat etmek gerek. Önümüzdeki gelişmeleri son balkon konuşmasından tahmin edebilmek mümkün. Üstelik MHP ve BBP gibi ultra milliyetçi partiler artık açık veya kapalı şekilde iktidar ortağı olacak iken, ülkede bir uzlaşma ortamı gerçekleşeceğini de düşünmüyorum. İnşallah yanılırım.

Ortadoğu’da İran’a karşı bir hareketlenme başlamışken, Türkiye Suudi Arabistan’ın öncülüğündeki koalisyondan dışlanmış vaziyette ve bunu çok da dert etmiyor. ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarına “bizi bağlamaz” deyip geçiyoruz. Tabii S-400 meselesi ve Rahip Brunson’ın ne zaman serbest bırakılacağı konuları da muamma…

CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı olacağı konuşulan İlhan Kesici, 2015 Hükümet Programı görüşmelerinde mecliste şöyle anlatıyor:

“Zamanın Fransa Dışişleri Bakanı Talleyrand’ın kız kardeşi koyu Katolik. Biz vefat etmeye yakın son nefesimizde “Hüsnel hatime” dileriz. Benzetmek gibi olmasın, bunun Katolik dünyasındaki benzer hali, şeytanın lanetlenmesi. Kız kardeşi Talleyrand’a diyor ki: “Aman aziz ağabeyim, vefat yakındır. Hiç olmazsa son nefeste şeytanı lanetleyelim.” Talleyrand’ın cevabı: “Şimdi yeni düşman yaratma zamanı değil.

 Bu sözler, yeni sistemdeki yeni hükümetin kulağına küpe olması gereken sözlerdir. Muhtemelen yeni Dışişleri Bakanı olacak İbrahim Kalın zeki ve diplomasiyi iyi bilen biri. Fakat dış politikaya merkez sağ içerisinden yetişen Mevlüt Çavuşoğlu’ndan daha ideolojik bakmayacağını hiç kimse garanti edemez.

“Çok da önemli mi?” derseniz, önümüze koyulan şekildeki bir başkanlık sisteminin onaylandığı bir ülkede “çok da önemli değildir” derim. Çünkü Cumhurbaşkanı artık devletin yalnız başı değil, aynı zamanda gözü, kulağı, kolu, kulakları, burnu.

Kısaca 2017’de HAYIR oyu verenler, şimdi sadece HAYIRLISI diyebilecek…

Gelecek belirsiz. Dış finansman ihtiyacının döviz rezervlerinden fazla olan tek iki ülkenin Arjantin ve Türkiye olduğunu, Arjantin’in IMF kapısına ‘kesin dönüş’ yaptığını da unutmayalım.

Son olarak, “Ulusların Düşüşü” gibi muhteşem bir kitap yazan Prof. Daron Acemoglu’nun Cumhuriyet’e yaptığı açıklamayı okumanızı tavsiye ediyor, HAYIRLISI diyorum.

 

mm

Polat Üründül

Polat Üründül Bilkent Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Portsmouth Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler ve Avrupa Çalışmaları üzerine yüksek lisans yaptı. Hala Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde doktora çalışmasına devam etmektedir. Twitter.com/polaturundul polat@polaturundul.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!