PENTAGON’UN YOL HARİTASI VE TÜRKİYE - Halimiz
VATAN SEVGİSİ ÜZERİNE…
30 Kasım 2017

Amerikalı strateji uzmanı Thomas Bartnett’in 2004 yılında yayımlanmış olan “Pentagon’un Yeni Yol Haritası” adlı kitabı önemli bir yapıttır. Çünkü bu kitap, ABD Senatosu’nda da konferanslar veren ve Amerikan Silahlı Kuvvetlerine bağlı akademik birimlerde öğretim üyeliği yapan Thomas Bartnett’in ABD’nin küresel ölçekteki çıkarlarına ilişkin değerlendirmelerini içermektedir.

Hiç kuşku yok ki küresel ölçekteki sosyal ve siyasi oluşumlar yanı sıra bunların tetiklediği askeri hareketlilik özellikle son yirmi yılda ivme kazanmıştır. Siyasi dinamikler hızla değişmektedir. Gelişmelerin analitik olarak sürekli güncellenmesi bir zorunluluk haline gelmiştir.

Ülkemizin içinde bulunduğu coğrafya bakımından Thomas Bartnett’in kitabında öngörülen siyasi hedefler üzerinden konu tekrar ele alınarak güncellendiğinde şu tespitleri yapmak mümkündür:

  • Taliban adı ile sahneye sürülen, daha sonra El Kaide adı ile tanımı değiştirilen ve son aşamasında IŞİD(DAEŞ) olarak yeni bir ad ile gündeme oturtulan terör gruplarının gerek yapıları, gerek örgütlenme şekilleri ve gerekse de araç, gereç, silah ve personel kadroları dikkate alındığında bunların İslamiyet’le hiçbir ilişkileri bulunmayan, ancak İslam maskesi ile operasyon yapan gruplar olduğu açık şekilde görülmektedir.
  • Gelecekte suyun petrolden daha kıymetli olacağı ve geleceğin savaş planlarının su kaynakları dikkate alınarak yapılacağı birçok zeminde tartışılmaktadır. Bölgemizdeki en zengin su kaynakları ise Dicle ve Fırat barajlarındadır. Bu durumun küresel güçlerin oyun planları içinde değerlendirildiği göz ardı edilmemelidir.
  • Enerji yollarının doğudan batıya, kuzeyden güneye Türkiye üzerinden geçmesi istenmemektedir.
  • Bölgede İsrail’e stratejik derinlik kazandıracak şekilde yapay bir Kürt Devleti’nin kurulmasının hedeflendiği anlaşılmaktadır.
  • Güçlenen bir Türkiye ile Orta Asya Türk Devletleri arasında bir TAMPON bölge oluşturularak söz konusu ülkeler arasındaki coğrafi bağlantıyı koparmak, ekonomik, politik ve kültürel dayanışmanın önüne geçmek istenmektedir.
  • Konunun bir başka önemli ayağı ise İslamiyet’i terörizm ile özdeşleştirmeyi amaçlayan İSLAMAFOBİ hareketidir. Bu hareket yoluyla bir yerde küresel terör tehdidinin varlığı paylaşılarak küresel ölçekte ve özellikle de Hıristiyan Dünyasında “İslamiyet eşittir terör” algısı yerleştirilmeye çalışılmaktadır.

Yukarıda çok kısa olarak sıraladığım hususların ışığında şu yorumları yapabiliriz:

  1. Anglo Sakson’ların üç asırlık politikası Türkiye’yi ve Rusya’yı her zaman karşıt kutuplarda ve hasım durumlarda tutmayı amaçlamıştır. Türkiye-Rusya yakınlaşması Batı’nın ve özellikle de ABD’nin işine gelmemektedir. Avrasya yapılanması üzerinden Balkanlardan Pasifik’e kadar uzanan sahada Dolar karşıtı olabilecek bir ekonomik oluşum engellenmek istenmektedir. Bu bağlamda Türkiye ve Rusya arasında gerilimlere yol açacak gelişmelerin destekleneceği açıktır.
  2. Genellikle yumuşak güç denklemi üzerinden küresel ve bölgesel politikalara ağırlık veren ABD savunma stratejisi, algılama operasyonlarında başarılı sayılabilecek bir seyir takip etmiştir. Örneğin, BOP projesinde gelinen nokta, projenin bölgedeki hedefine doğru ciddi bir mesafe aldığına işaret etmektedir.
  3. Türkiye, özellikle 2011-2016 döneminde yanlış hesaplar sonucu, 2011’e kadar dengeli götürdüğü dış politika çizgisinden saparak ve içeriği anlaşılamayan bir yöne politikasını kaydırarak sürekli olarak cephesini büyütmüştür. Bunun mantıki bir izahı da yoktur.
  4. Türkiye, küresel güç merkezlerinin, bölge ve Türkiye toprakları üzerindeki siyasi hedeflerini doğru değerlendirmeyerek, AÇILIM + ÇÖZÜM sloganlarıyla PKK+PYD yapılanmalarına dış güçlerin telkin ve istekleri doğrultusunda taviz vererek oyun kurucuların oyunlarına gelmiştir.
  5. Ancak, özellikle son bir iki yılda yapılan yanlışları kısmen bile telafi etme potansiyeli yaratan politika değişiklikleri göze çarpmaktadır. Bu bağlamda Rusya ile yaşanan krizin atlatılması ve ilişkilerin büyük ölçüde normale dönmesi, Türkiye-Rusya-İran üçgeninde Suriye krizine çözüm arayışlarına hız verilmesi önemlidir.

Bugün geldiğimiz noktada ise karşımızdaki genel manzara şudur:

Türkiye’nin mevcut sınırlarının güneyinde ABD’ye bağımlı bir Kürt bölgesi, onun da güneyinde İran’ın hakimiyetinde bir Şii kuşağı ve nihayet Suriye’nin batısında Rusya’ya tabi ve İran’ın da etkisi bulunan bir federe devlet kurulması gündemdedir. Bunun için uğraş verilmektedir. Türkiye’nin toprak bütünlüğünün korunması hususundaki hassasiyeti adeta göz ardı edilmektedir. Bütün bunlar mikro milliyetçilik yoluyla sağlanan bölünmeler ve vekalet yoluyla ortaya çıkan senaryolardır. Maalesef, ABD’nin Kürt yanlısı açık ve net olan politikasında PKK/PYD’nin de vekalet savaşını yürüten başat unsurlardan biri olması yer almaktadır. İşin trajikomik yönü, PKK’nın ABD için hala resmen bir terör örgütü olmasıdır. Türkiye’nin iyi niyetli tüm uyarı ve itirazlarına rağmen bu tutum fiiliyatta devam etmektedir. Sadece on gün kadar önce Pentagon’un PYD’ye ABD desteğinin süreceği yönündeki açıklaması gerçekten düşündürücüdür. PKK/PYD konusunda Rusya’ya ne kadar güvenilebileceği hususu da belirsizliğe tabidir. Rusya hala PKK’yi bir terör örgütü olarak tanımamıştır. PKK ile PYD/YPG’nin Moskova’da büroları vardır.

Ülkemiz gerçekten zor bir dönemden geçmektedir. Dış politikamızda ciddi açmazlar ile karşı karşıya bulunuyoruz. Dost bulmakta zorlandığımız bir dönemden geçiyoruz. Ekonomideki sıkıntılar büyüyor. Hem bütçemiz hem de dış dengemiz ciddi düzeylerde açık veriyor. Borçluluk verileri endişe verici boyutlara ulaştı. Bitmemiş senfoniye dönen OHAL uygulaması ülke içinde ciddi bir huzursuzluk kaynağı haline geldi. Yargının iyice siyasallaşması, basın ve medya üzerindeki baskıların giderek artması, insan hakları ihlalleri, toplum içindeki kutuplaşmanın derinleşmesi acil ihtiyacımız olan birlik ve beraberliğimizi tehdit ediyor. Böyle bir konjonktürde, Irak ve Suriye’deki acı gelişmelerin arkasından İran ve Türkiye’nin gündeme getirilmeyeceğinin hiçbir garantisi olmadığı gibi belirli hedefleri olan emperyalist güçlerin Türkiye’yi iyice köşeye sıkıştırmak için yeni hamlelerde bulunmaları olası gözüküyor. Maalesef Sarraf davasını da bu bağlamda mütalaa etmek akla yakın geliyor.

Umarım Türkiye’yi yönetenler akılcı değerlendirmeler içindedir.

mm

Dr. Ali Tigrel

Devlet Planlama Teşkilatı Eski Müsteşarı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!