Özgürlük, Nasıl Hayal Edersiniz?! …

Svetlana Alexievich, 2015 Nobel edebiyat ödülü sahibi. Gazeteci, yazar. Her bir kitabı için minimum 500-600 kişi ile röpörtaj yaptığını söyler. Maksat, konuştuklarının hayat felsefelerini yakalayabilmek. İkinci El Zaman (Second-Hand Time) adlı kitabında, perestroika döneminde insanların özgürlüğü bir festival gibi algıladığını anlatır. Meydanlarda, ‘özgürlük! özgürlük!’ diye gezinen binlerce insanın varlığından bahseder. Ve bu insanların, özgürlükten zerre anlamadıklarından. Sorar, özgürlük size ne ifade ediyor diye. “Batı’da olanın aynı dükkanlar bizde de olacak diye düşünmüştük. Orada olan ürünler neyse, bizde de aynısı olacak diye,” der biri. Alexievich, sözlerine devam eder. “Kimse, özgürlüğün emek isteyen bir iş olduğunun farkında değildi. Bunu anladıklarında ise boşluğa düşmüşlerdi. Hem entellektüel olarak hem de siyasetçi olarak. Özgürlüğün, özgür insanlarla var olabileceğini göz ardı etmişlerdi.”

Özgürlük, bu pencereden bakıldığında kapitalizm demek gibi duruyor. Sanki bir mağazaya girip, bir prada ayakkabı alınca; veya gerardine marka çikolataları mahallenizin bakkalında bulunca, özgür oldunuz gibi bir şey. Haliyle özgürlüğün anlamını bulması için yaşayarak tecrübe edilmesi, zamanın akması ve kitlelerin bu deneyimin bir parçası olması gerekiyor.

Zamanın akması … derken de şu kadar sene de özgürlüğü anlar ve yaşarsınız diye ortada bir takvim yok. Zira, özgürlük, antik bir tartışma konusu. Özgür irade mi, kader mi, kararlılık mı, o mu bu mu diye yüzyıllardır patlatılan kafaların, haddi hesabı yok; anladığını sananın da neyi anladığı tartışmalı …

Her ne ise insanın karar mekanizmasına, yaşamına yön veren … taa 13üncü yüzyıl filozofçusu Haham Moses Ben Maimon (Maimonides diye bilinir)’dan beri süregelen bir muhabbet bu özgürlük. Maimonides felsefesine göre de hem bizlerin her bir hareketini önceden tasarlamış bir irade var – ki buna kader de denebilir – hem de bu plan öylesine büyük ve öylesine kompleks bir bütünün içinde yer alıyor ki kendi çapımızda bir özgür iradeye sahip olduğumuz illüzyonunda yaşamamız da bu büyük kurgunun bir parçası. Bizler, bu planı ne kadar düşünürsek … ne kadar anlamaya çalışırsak çalışalım … anlayamayız!

Velhasıl denen o ki, özgür olduğunuzu düşünmenizin bir zararı yok; ne kadar özgür olduğunuzu bilmenizin imkanı olmadığı gibi … yormayın, kasmayın kendinizi; hayatta, çalışkan olmaya, doğruluktan şaşmamaya gayret gösterin ve bilin ki aldığınız her nefes bir mucize, yaşamın kendisi gibi …

Peki madem bu özgürlük, böylesine önemli bir varoluşun parçası … niye tanımı somut değil! Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra insanların algısı özgürlüğü materyalist isteklere endekslemişken, çoğu yerde de özgürlük … ahlak dışı isteklere sahip olmaya denk tutulur. Geçen gün kız öğrenci yurdunda yanarak ölen çocukların, namuslarına zelal gelmesin diye yangın merdiveni kapılarının kilitli olması gibi … canlı yayınlardan birinde dile getirilmişti bu akıl almaz durum. Kızların, akşam, dışarı çıkıp da namuslarına bir leke gelmesin diye yangın merdiveni kilitli tutuluyormuş. Bilirkişi raporu, dün gece, kapının kolunun bulunmadığını saptayarak iddiayı mühürledi gibi durmakta … şimdi, bu kızların, kaldıkları yurtta, özgür olduklarını iddia etmek pek olası değil. Halbu ki eğitimin temel hedefi bireyin zihnini özgürleştirmek iken …

Malum, böyle zamanlarda hep bir sıçrayan çekirge örneği verilir. Laboratuarda yapılan deneylerde almışlar çekirgeleri cam bir kavanozun içine koymuşlar. İlk adımda, çekirgeleri koydukları kabın üstünü açık bırakmışlar. Çekirgeler, zıp zıp kaçmışlar. Sonra, çekirgeleri koydukları kabın üstünü bir cam parçası ile kapatmışlar. Çekirgeler, bir zıplamış, iki zıplamış, üç zıplamış derken … zıplamayı bırakmışlar. Çünkü idrak etmişler ki bir yere gidemeyecekler. Çekirgeliklerinden çıkmışlar … zıplamayı unutmuşlar!

Özgürlük de özgür olmayı bilmeyenler için anlatılacak bir olgu değil. Doğduğunuz anda giriyorsunuz bir kalıba zaten. Hangi anne-babayla dünyaya geldiğiniz, dünyanın hangi coğrafyasında, hangi memleketinde, hangi dininde, hangi dilinde, hangi ırkında, nasıl bir gelir seviyesine sahip çevreniz var, nasıl bir zihin yapısı ile çevrelenmişsiniz … daha ilk nefes aldığınızda üzerinize biçilen kıyafet. Siz daha kafam-kaşım-gözüm derken özgürlüğünüz gitmiş elden. İd denilen özdeki bene ulaşmak için bunlardan sıyrılmaya çalışmaya kalksanız … ne kadar rasyonel! … zaman kaybı gibi adeta durmuyor mu!

Ondan mı Maimonides felsefesi buyurmuş … özgür olduğunuzu sansanız ne zararı olur diye!

Abdolkarim Soroush, günümüz İran’ında etkin bir ilahiyatçı. Georgetown Üniversitesi’nde verdiği bir konferansda dinlemiştim. 2007 temmuz’unda Pakistan’daki Kırmızı Cami operasyonu sonrasındaydı. Hükümet, iktidara karşı darbe girişimiyle suçladığı radikal islamcı gruplara karşı geniş çaplı bir operasyon başlatmıştı. Sonuçta, caminin içinde yanarak ölen çocuklar … Cumhurbaşkanı Pervez Müşerref’in sonunu getirmişti. Çünkü Pakistanlı siyasetçiler, radikal islami akımların topluma yaptıklarını anlatmakta, gerekli tedbirleri almakta geç kalmışlardı.

Soroush’a, işin siyasi kısmını sormadım. Merakım, Hindistan menşeili gazetelerde okuduğum röportajlarda saklıydı. Camide ölen çocukların anneleri, çocuklarının böyle radikal islami akımlara karıştıklarından habersizlerdi. Kız çocuklarının ve erkek çocuklarının, ebeveynlerinden bahsediyorum … Soroush, aklımda kaldığı kadarı ile durumu özetle şöyle izah etmişti. Demişti ki bu insanlar artık her ne yaparlarsa yapsınlar, batı ile aralarındaki farkın asla kapanmayacağına kanaat getirdiler ve boşverdiler. Bundan sonrası için çaba sarf etmek istemiyorlar. Kadınlar, çalışmayı bıraktı; erkeğin, eve yeterli gelir getirmediğinden şikayetçi olmak daha kolay … zihinlerini meşgul edecek, kendilerini geliştirecek faaliyetlerde bulunmak da istemiyorlar, çünkü kendilerine yorgunluk vermek dışında başka bir işe yarayacağına inanmıyorlar. Ve onlar özgürlüklerini, hayata boşvermekle … kendilerinden vaz geçmekle kullandıklarını düşünüyorlar. Aile bağları da haliyle zayıf …

Düşünüp düşünüp içinden hala daha çıkamadığım bir hal bu … insan, kendinden, nasıl vaz geçer! Özgürlük, nasıl şuursuzluk ve cehalet için bahane olarak kullanılabilir … tabii bunları Soroush’a sesli dile getirince, lafımı hızla kesip … dialoğu sonlandırmıştı. Biliyordu ki sonu olmayan bir sarmaldı benimkisi … anlamadığım, anlam veremediğim bir yaşam şekli üzerine yorum yapıyordum!…

Bizi, farklı sanıyordum belki … Bugün, çok farklı olduğumuz kanaatinde değilim. Toplumca, biz de kendimizden vazgeçiyor gibiyiz. Giderek, bir birine daha öfkeli, daha geçimsiz, daha uyumsuz bir renge dönüşüyoruz. Halimiz, harap!… Kız yetiştirme yurdunda canını yitiren çocukların, yangın merdivenine giden kapıyı kilitli bulmaları bile … siyasi bir polemik unsuru oldu. Körü körüne yanarak son nefeslerini veren yavrulardan herhalde utanmadılar, düşünmediler ettikleri lafın insanlık namına anlamını …

Bu kızların kaderi miydi yanmak? Madem yanacaklardı … ne diye yangın merdivenine koştular canlarını kurtarmak için? Kaderleri ise, o kapının kolu olsa ne olurdu? Kader miydi yurtların denetimini yasal hükümlülüğe bağlayan yasaların değişmesi, işlerin lakayıtça yapılması, eş-dost kıyağı ile halledilmesi? Yaşamak, yaşamı seçmek, özgürlük müdür? Siyasetçilerin hangisi böyle bir yurtta evladının konaklamasına rıza gösterir? Bu yurtların, geri kalmışlığımızın emsali olarak yüzümüze çarpması kaderimiz mi? Bu kaderi değiştirmenin … yeniden yazmanın … yolu yok mu?

Var! Elbette var! İsterseniz deyin ki bir ilüzyon aleminde özgür olduğunu sanırsın … İsterseniz deyin ki kendini bildiğin kadar özgürsün … Özgürlük, edepsizlik, ahlaksızlık, özünün güzelliğinden uzaklaşmak değildir. Aksine özgürlük, sorumluluk gerektiren ağır bir yüktür. Hem de sahip olmaya doyamadığın servetin kıvamı … ve bu özgürlükten, vazgeçilmez. Tadını, az-çok tadanların bildiği gibi … gerçekten özgürlüğü tadanlar, bu yurtların bir daha böyle bir faciada konu olmaması için kafasını çalıştırır; çaba sarf eder … iyiye, doğruya, insanlığın güzel erdemlerini yaşatmaya yolu bulmak için.

Özgürlüğü, hayal ettiğinizde ne görüyorsanız … zihninizin size neyi yansıttığına dikkatli bakın. Özünüzle karşılaştığınızda korkmayın; hoşunuza gitmeyenleri değiştirmek nefes aldığınız her daim mümkün. Yeter ki hayallerinizi doğru bir amaç için çalıştırın. Çarpık fikirlere heba etmeyin, ettirmeyin … gerisi size kalmış. Benden size iyi hayal kurma dilekleri ile … çünkü gitmeyenlerimizi düzeltmek için … insanı, insanlığa yakışır şekilde yaşatmak için … bizi böylesi bir dünyadan mahrum bırakan, evlatlarımızın ölümüne neden olan bu sistemsel engellerden arınmak için … neyi nasıl değiştireceğimize dair hayal kurarak bir adım atmanın dışında bilinen başka bir yol yok!

Yaşamak kutsal; yaşamak güzel şey vesselam …

 

 

 

About the Author

mm
Tülin Daloğlu
tulin.daloglu@halimiz.com Bu sitenin yayıncısı ve baş editörüyüm. Gazetecilik mesleğimde yirmi yılı geride bıraktım. Başta Türk medyası olmak üzere, Amerika, İngiltere ve İsrail medyalarında yazılarım yayınlandı. Ankara, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezunum. Üzerine aynı bölümde master çalışmam var … Ve Washington, D.C., Amerikan Üniversitesi'nde medya hukuku üzerine ikinci lisans üstü çalışmamı tamamladım. Şimdi, bu yeni mecrada huzurlarınıza çıkıyorum … yazarak, konuşarak, bilgi odaklı yürüyerek var olmaya kıymet verenlerdenim …

Be the first to comment on "Özgürlük, Nasıl Hayal Edersiniz?! …"

Leave a comment

Your email address will not be published.


*


error: Web sayfasında yazılan yazıların telif hakkı web sayfasına aittir. Web sayfasında yazılan, yazıları kaynak göstermeden paylaşanlar ve kullananlar hakkında web sayfası tarafından gerek Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gerekse Basın Kanunu kapsamında tüm yasal haklarımız kullanılacaktır.